Allah Yolunda İnfak

'İslami Bilgiler' forumunda Semerkand tarafından 8 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. Allah Yolunda İnfak
    infak nedir, ne anlama gelir
    İnfak Allah’ın emri

    “O takva sahipleri ki, gayba iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.” (Bakara, 3)

    Yardımlaşma ve dayanışma, insanoğlunun muhatap olduğu ilk sorumluluklardan biridir. Hatta Kur’an-ı Kerim’in ilk işlediği konulardan biri de kazanç ve bunun adil bir şekilde paylaşımı olmuştur. Mesela ilk inen surelerden biri olan Maun suresinde, “Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar, yoksulu doyurmaya teşvik etmez...” (Mâûn, 1-3) buyurulur. Yine İslâm’ın ilk yıllarında inen başka ayetlerde de böyle uyarılar açıkça görülebilir.

    Allah yolunda yapılan infakın yapıldığı hal ve zamanlar önemlidir. Müslümanların dar ve zor durumlarında yardım edenle, bolluk günlerinde yardım eden bir değildir. Hak Tealâ, Mekke’nin fethinden önce infak eden ve savaşanlarla, Mekke’nin fethinden sonra infak eden ve savaşanların denk olmadığını haber veriyor. (Hadîd, 10)
    İnfak, “Allah rızasını kazanmak amacıyla muhtaç ve yoksul insanlara para veya maişet yardımı yapmak, onların geçimini sağlamak, hayır yolunda harcama yapmak” demektir. Zaruri ihtiyaç ve geçim için sarfedilen para ve sair şeylere de “nafaka” denir.

    İnfakın farz, vacip, mendup kısımları vardır. Zekât, sadaka, bağış, yardım ve vakfetme gibi fakirlere, diğer ihtiyaç sahiplerine, aileye harcama ve yardım gibi bütün mal ile yapılan ibadetleri içine alır. Allah yolunda infakta bir gelir-harcama oranı yoktur. Zekâtta sınır vardır ama sadakada yoktur.

    İnfak Allah’ın emri

    Bilindiği gibi, insanın sahip olduğu her şeyin tek ve asıl sahibi Allah’tır. Bu nedenle insanın emaneten sahip olduğu malını asıl sahibi olan Yaratıcı’sının gösterdiği istikamette kullanması kulluğun bir gereğidir. Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde, varlıklı müminlere Allah yolunda infak emir ve tavsiye edilmiş, Allah yolunda harcayanlar övülmüştür.
    “Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardığımız ürünlerin en helal ve iyisinden Allah yolunda harcayın.” (Bakara, 267)

    “Mallarını gizli ve açık olarak gece ve gündüz harcayan kimseler var ya, iste onların Rableri katında güzel karşılıkları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara, 274)

    Sevdiğimiz malı verebilmek

    Allah yolunda yapılan harcama, hele de bu harcamanın malın sevilen çeşidinden yapılması, kişiyi “birr/üstün iyilik” derecesine ulaştırır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça birre/iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah bilir.” (Âl-i İmran, 92). Bu ayet indiği zaman, birçok sahabi Hz. Peygamber s.a.v.’e müracaat ederek en çok sevdikleri şeyleri Allah rızası için bağışladıklarını bildirmişlerdir. Mesela Ebû Talha r.a., Mescid-i Nebevî’nin karşısında bulunan ve Beyraha denen çok kıymetli bahçesini vermiştir. Hz. Ömer r.a. da Hayber’den hissesine düşen değerli ganimet toprağını vakfetmiştir. Zeyd b. Hârise r.a. “Seyl” adındaki ünlü atını tasadduk etmesini Hz. Peygamber s.a.v.’den istemiş, O da atı Üsame b. Zeyd r.a.’a vermiştir.
    Hasan-ı Basrî k.s. şöyle der: “Bir kimse sevdiği bir tek hurmayı bile Allah rızası için sadaka olarak verirse bu ayetteki “birr”e mazhar olmuş olur.” İbn Ömer r.a. da sadaka olarak sık sık şeker dağıtır ve ardından “Sevdiğiniz şeylerden vermedikçe, fazilet ve üstün sevaba erişemezsiniz.” ayetini okuyarak: “Benim de en çok sevdiğim tatlıdır..” diye eklermiş.

    Hz. Câbir r.a., “Ben hicret edenlerden veya ensardan mal sahibi olup da infakta bulunmayan hiç kimseyi hatırlamıyorum.” diyerek sahabenin tavrını anlatmıştır.

    Nafi r.a. anlatıyor:

    “İbn Ömer r.a. bir şeyi fazla sevdi mi, onu hemen Allah yolunda feda ederdi. Köleleri onun bu huyunu bildikleri için aralarından azat olmak isteyen biri kendini ibadete verirdi. O da hemen azat ederdi. Dost ve arkadaşları ona:

    – Vallahi bunlar seni aldatıyor, dediler. O da;

    – Allah yolunda bizi aldatanlara aldanmayı biz de kabul ediyoruz, dedi.

    Bir akşam üzeri onunla beraberdim. Hatırı sayılır bir bedelle satın aldığı rahvan bir devesi vardı, ona binmişti. Bir ara devenin yürüyüşü çok hoşuna gitti. Hemen deveyi çöktürüp bize;

    – Yular ve semerini çıkarın ve onu nişanlayıp kurbanlık develerin arasına bırakın, dedi.” (Kandehlevî, Hayatü’s-Sahabe, 2/231)

    Siraceddin ÖNLÜER/semerkand dergisi