Alkolizm

'Sağlık bilgisi' forumunda YAREN tarafından 28 Aralık 2008 tarihinde açılan konu


  1. Alkol kullanımı ile ilgili sorunların her geçen gün artması bu kullanımla ilişkili bozuklukların tedavisinin de daha sistematik olarak yapılmasının gerekliliğini doğurmuştur. Birleşik Devletlerde alkol kullanımının toplum sağlığı açısından kalp hastalıkları ve kanserden sonra üçüncü sırada yer alması sorunun önemi açısından iyi bir veri oluşturmaktadır. İnsanlık tarihi kadar eski olan alkol kullanımı çağlar boyunca değişik bakış açıları ile ele alınmıştır. Töresel, bir anlamda sosyokültürel açıdan; alkol kullanımının kişinin kendi isteği ve iradesi ile medikal bağlamda ise; kullanımın hastalıkla ilgili olduğu kabul edilmiştir. Alkol kullanımı ve sonuçlarının; kullanan yanında aile ve toplumu da psikolojik, sosyal, ekonomik açılardan önemli boyutlarda etkilemesi sorunu "biyopsikososyal" bir model içinde ele alma gereği doğurmuştur.

    Alkol kullanımı ile ilişkili tanımlamaların tarih boyunca değişmesi yanında tedavi çaba ve programlarında da paralel değişiklikler gözlenmiştir. Birleşik Devletler' de temeli 1950'lerde atılan en yaygın alkol tedavi modeli olarak, Minnesetto modeli kabul edilmektedir. Birleşik Devletlerde 1970'lerin sonu ve 1980'lerin başında tedavi hizmetleri devlet sektöründen yavaş yavaş özel sektör organizasyonlarının eline geçmiştir. Ülkemizde ise 1980'lerin başında devlet sektörü yeni yeni bu organizasyonları kurmaya başlamıştır. İlk " alkol tedavi klinikleri" üniversite bünyelerinde kurulmuş ve bunu 1983 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bünyesinde kurulan AMATEM izlemiştir.

    ALKOLÜN TARİHÇESİ
    Alkolün tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk bira bundan 8 bin yıl önce Mezopotamyalıların arpayı ekmek yapmak için ıslah etmesiyle yapılmıştır. Sümerlerin 6 bin yıl önce Godin Tepelerinde (Batı İran ve Anadolu) bira ve şarap içtiği bilinmektedir. Daha sonra fermante edilmiş meyve, tahıl ve baldan oluşturulan alkolü hayatına sokmuştur insanoğlu. Alkol kimi zaman kutsal sayılıp, dini törenlerde kullanılmış, kimi zaman eğlencenin ayrılmaz bir olmuştur. Alkolün icat edilmesiyle birlikte, alkol alışkanlığı da ortaya çıkmıştır.

    Alkol alışkanlığının bir hastalık olarak kabul edilmesi eski çağlara dayanmaktadır. Roma filozofu Seneca, alkolizmi bir akıl hastalığı olarak tanımlamıştır. Alkolizm terimi ilk kez İsveçli hekim Magnus Huss tarafından, “Alcoholismus Chronicus” isimli makalede (1849) kullanılmıştır

    ALKOL KULLANIMI VE ALKOLİZM
    Günde 1-2 kadeh içki almanın kalp hastalığı riskini azaltabileceğine işaret eden bilimsel araştırmalar bulunmasına rağmen bazıları için alkol kullanımı kontrol edilemeyen bir saplantıya dönüşür. Alkolü az miktarda, problemsiz olarak kullanan pek çok insan olduğu gibi bu nedenle zaman zaman başı derde giren kişiler ve yelpazenin en ucunda alkolsüz yaşayamaz hale gelen, bu yüzden hayatı felç olmuş insanlar vardır.

    Alkol; beyin, sinir sistemi, mide, sindirim sistemi, karaciğer, kemik iliği gibi hayati merkezler başta olmak üzere bütün vücudu etkiler. Etkinin şiddeti alınan alkolün miktarına ve sıklığına göre değişir..Alkolün neden olduğu toplumsal, ruhsal, adli vb kötü sonuçlar bir hayli fazladır.

    Alkol kullanımının tıbbi olarak kabul edilen normal sınırı günde erkekler için 2, kadınlar için 1 içkidir. Birim olarak 1 içki bir kutu yada şişe biraya, bir bardak şaraba ya da 45 ml' lik bir "tek" sert içkiye (votka, viski vb) eşittir. Bu şekilde hesaplandığında alınan içkinin türünün hiç bir önemi yoktur.Yani üç bira içmekle üç duble votka içmek ayni miktarda alkol alınmasını sağlar ve etkisi aynıdır.

    Alkolizm deyince bir çok insanın zihninde, parklarda ispirto şişesine sarılıp sızan ağır alkol bağımlıları canlanır.Oysa alkolizm, bireyin beden ve ruh sağlığını, aile, sosyal ve iş uyumunu bozacak derecede sık ve fazla alkol alma; alkol alma isteğini durduramama seklinde ortaya çıkan bir bozukluktur.

    Alkolizmin nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Alkolizmde tek etken aramamak ve çok etkenli bir bozukluk olduğunu kabul etmek gerekir Bu etkenler arasında biyolojik, psiko sosyal ve ekonomik nedenler yer almaktadır. Biyolojik etkenler arasında kalıtımsal etkenlerin varlığı, bazı aile araştırmaları ve ikiz olma ve evlat edinme araştırmaları sonucu kabul edilmektedir. Ayrıca alkolizm adaylarının daha alkol kullanmaya başlamadan önce alkole karşı yüksek dayanma gücü göstermeleri ve bazı ırkların alkole karşı doğuştan bir dayanıksızlık gösterdiği (Japonlar, Koreliler, Taywanlılar, Amerikan Kızılderilileri gibi) bilinen biyolojik etkenlerdir.

    Alkolizmin psiko -sosyal ve ekonomik nedenlerine göz atacak olursak, alkoliklerin henüz alkole başlamadan önce ve çocukluklarında hiperaktif, tutarsız, amaç ve değerlere fazla duyarlı olmayan, sosyopatiye eğilimli kişiler oldukları saptanmıştır.

    Din ve töreleri ile alkolü onaylamayan toplum kesimlerinde alkolizm oranı daha düşüktür.Alkolun kolay elde edilebilirliği ile fazla alkol kullanımı arasında da bağ bulunmaktadır.

    Bu etkenlerin yanı sıra toplumsal ve bireysel stres etkenleri alkol alma eğilimini artırabilir. Alkol bazı kişilerde en çabuk etki eden bir yatıştırıcı, rahatlatıcı olarak kullanılabilir. Ancak stres aşırı alkol kullanan kişilerin çoğunda içmek için kullanılan bir bahanedir. Her stres altında kalan alkolik olmadığına göre kişide biyolojik, psikolojik bir yatkınlığın bulunması gerekir.

    Alkol kullanmanın problem haline dönüşmesi için kişinin sürekli alkol alıyor olması da gerekmez. Kişi, zaman zaman kullansa da, alkol almaya bağlı olarak aşağıdaki problemlerden birisini dahi tekrar tekrar yaşıyorsa profesyonel yardımı gerektirecek düzeyde alkol kullanma problemi var demektir:

    1.İşte, okulda ya da evde üstüne düşen görevleri tekrarlayıcı bir biçimde aksatma.

    2.Fiziksel olarak tehlikeli durumlarda yineleyici biçimde alkol kullanımı

    3. Alkol ile ilişkili ortaya çıkan yasal sorunlar .

    4.Alkolün neden olduğu ya da alevlendirdiği sürekli ya da tekrarlayıcı insanlar arası sorunlar: ( Alkollü iken eşle tartışmalara girmek ya da kavga etmek.)

    Yukarıda anlatmaya çalıştığımız “alkoliklik” terimini tam olarak kavramamız için alkolik bireylerde görülen özellikleri bilmemiz gerekir. Aşağıda sıraladığımız özelliklerden en az üç tanesini taşıyan bireye tıp dilinde”alkol bağımlısı “denilmektedir.

    * Niyetlendiğinden daha fazla miktar ve sürede alkol almak.

    * Kişi bırakmayı istediği ya da defalarca bırakmayı denediği halde yeniden içmeye başlar. Zaman zaman bir kaç gün ya da ay içmeyebilir. Bunu 'istediği zaman bırakabildiğinin' kanıtı olarak göstermeye çalışabilir.

    * İçkiye fazla vakit ayırır. Bazıları gün içinde kimseye farkettirmemeye çalışarak içebilir.

    * İçki içmeye fırsat bulamadığı zaman sosyal faaliyetleri, hobileri, başka zevk verici aktiviteleri azaltır.

    * Alkole bağlı ya da alkolle artan fiziksel (karaciğer hastalığı, yüksek tansiyon, gastrit vb), ya da psikolojik (depresyon, anksiyete, uyku bozukluğu vb) problemler yaşamasına rağmen içmeye devam eder.

    * Ayni etkiyi almak için içtiği miktarı arttırır ya da başkaları için çok sayılacak miktarlarda içtiği halde etkilenmez (Bunu alkole dayanıklı olduğunun kanıtı olarak öne sürebilir).

    * Alkol almadığı zaman titreme, terleme, çarpıntı gibi şikayetler yaşar.

    Toplum, alkol kullanımını kontrol edemeyen kişilerin ruhen zayıf hatta dengesiz olduğunu düşünür. Bir çok alkolik de kendisini böyle görür. Ancak alkolizmin bir hastalık olarak görülmesinden asıl kasıt kişinin alkol karşısında iradesini ve seçim yapma gücünü kaybetmesidir. Alkol karşısında güçsüzlüğünü kabul etme ve bu konuda yardım arama iyiye doğru değişimin ilk adımıdır.Milyonlarca insan bu ilk adımla başlanan yolda alkolün sosyal hayatlarına verdiği zararların üstesinden gelmiştir.