Ali Şevni Kimdir

'Biyografi' forumunda Meryem tarafından 18 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Ali Şevni'nin hayatı
    Ali Şevni hakkında bilgi


    Ali Şevnî hazretleri, Mısır velîlerinden olmakla beraber Abdülvehhâb-ı Şa’rânî hazretlerinin de hocalarındandır. 1537 (H.944) senesinde Kâhire’de vefât etmiştir. Kâdiriyye Medresesinin kapısında bulunan Kubbe-i mücâvereye defnedildi... Vefâtından sonra Abdülvehhâb-ı Şa’rânî rüyâsında Ali Şevnî’yi gördü. Kabri çok genişti. Üzerinde ipekten yeşil bir yorgan vardı. İki buçuk sene sonra tekrar rüyâsında gördü. Ona; “Beni ört, çünkü çıplağım!” dedi. O gece oğlu vefât etti. Oğlunu Ali Şevnî’nin yanına defnettiler. Defin esnâsında Nûreddîn Şevnî’nin kabrinin bir kısmı açılmıştı. Ali Şevnî’nin bedeninin, toprak üzerinde çıplak durduğunu gördü. Kefeni çürümüştü. Fakat bedeni, nasıl defnedilmişse o hâlde duruyordu. Hâlâ sırtından kan damlıyordu. Onun üzerini bir bez ile örttüler... Ali Şevnî hazretleri, vefat etmeden kısa bir zaman önce oğluna şöyle buyurdu:
    “Ey oğul! Sana sadâkat, bağlılık iddiasında bulunanların, yaptıkları iyilikleri başına kaktıklarını görürsün. Çünkü sadâkat ve bağlılık adına yaptıkları az bir iyilik karşılığında ağır, pek fazla bir hizmet ve karşılık beklerler, çok şey ümid ederler. Bu ümitlerine bir defa olsun müsaade etmezsen derhal, gösterdikleri sevgi, sadâkat ve bağlılıklarını bırakırlar. Çok defa onların isteklerinden yakanı kurtaramaz, arzularının hâsıl olması yolunda boşuna dînini ve şerefini fedâ etmiş, yüz suyu dökmüş olursun...
    “NEFSİN SİLAHI TOKLUKTUR!”
    Ey oğul! Herkese bilhassa sana karşı olanlara yumuşaklık, alçak gönüllülük, güler yüzlülük ile davranmaya gayret et. Sana, Rabbinden alıkoyan dünyalığa makam ve mevkiye kalbinin meyletmemesini tavsiye ederim. Çünkü nefs, hevâ, nefsin arzu ve istekleri, şeytan ve dünya, insanın dört düşmanı olup, herbirine karşı kullanılacak harb âletleri vardır. Nefsin silahı tokluk, hapishanesi açlıktır. Hevânın silahı, çok konuşmak; sükût, konuşmamak ise, onun zindanıdır. Dünyânın silahı insanlarla fazla berâber olmak, onlar arasında fazla bulunmak, çâresi yalnızlık ve onlardan uzak kalmaktır. Şeytanın silâhı gaflet yâni Allahü teâlâyı unutmak; ona karşı tedbîr, Allahü teâlâyı anmak ve hatırlamak, O’nun büyüklüğünü düşünmektir. Zikir, Allahü teâlâya kavuşmakta en kısa yoldur...”