Aleovera Bitkisi

'Etüt Merkezi' forumunda YAREN tarafından 10 Ocak 2009 tarihinde açılan konu


  1. Aleo vera bitkisi ”aloaceae” ailesine ait bir bitkidir.Anayurdu Afrika Kıtasıdır.Ülkemizde Güneybatı ve Güney bölgelerimizdeki sıcak yörelerde yabani olarak yetişmekte, kimi yerlerde de süs bitkisi olarak kültürü yapılmaktadır.

    [​IMG]

    ÖZELLIKLERI: 30 cm’ye kadar uzayabilen, duyarlı çok yıllık sukkulent(etli ve sulu) bitkidir.Her bir yaprak uzunluğu 60-90 cm e erişir.Çiçek sapı 150 cm yüksekliğe kadar uzayabilir.

    Bitkiler genelde 12-16 yapraklıdır, yaşam süresi 12 yıl dolayındadır.Kılıç biçimde uca doğru incelip sivrileşen, kenarları testere gibi küçük dikenli, soluk yeşil renkli ve üzerinde daha açık renk lekeler bulunan etli yaprakları toprağın üzerinde rozetler oluşturarak yükselir.

    Yaz mevsiminde açan çiçekleri, dik ve sık salkımlar halinde, sarı ve bazen kırmızı renk olur.Pek seyrek olarak tohum bağlayan sarısabır bitkisinin tohumuyla çoğaltılması zordur.

    Bunun yerine, rozetinin kenarlarından verdiği yeni sürgün yapraklarının ayrılıp başka yere dikilmesiyle çoğaltılır. Sarısabırın yapraklarının içinde saydam, jöleye benzeyen bir özsu bulunur.
    Hafif kokuluolan bu özsu, havayla karşılaşınca katılaşır ancak alkolde hemen erir. Aloe bitkisi 3 ana bölümden oluşmaktadır.

    Yaprağın kabuğu(photosynthesis), Latex (musilaj)yapışkan sarı sıvı ve jel tabakası (parenchyma).Bitki yaklaşık dört yılda olgunlaştıktan sonra yapraklarının özü,içindeki jelin ve dış kabuğundaki özsuyunun karışımı ile % 100 doğal bir bitki suyu olarak ürün haline dönüştürülür.

    YAŞAMA KOŞULLARI : Güneşli yerleri seven ama kısmen gölgeli yerlere de dayanabilen sarısabır, bitek ve nemli toprakları tercih eder.Aleo vera sıcak ülkelerin bitkisidir.0C° altında yaprakları zarar görür.-4C° altında genelde ölüm meydana gelir.

    Toprağın geçirgen olmadığı veya çok nemli ortamlarda bitki daha yüksek derecelerde de zarar görebilir.Ideal olarak geçirgenliği iyi bir toprak ve bol güneş gelişmesi için şarttır.

    ALEO VERA’NIN KIMYASAL BILEŞIMI: Aloe vera’nın kimyasal analizi incelendiğinde, lignin, saponin, anthraquinon, enzim, vitamin, mineral, monosakkaridler, polisakkaridler, yağ asitleri, salisik asit ve aminoasitler gibi çok çeşitli elemanlar olduğu görülmüştür.

    Aloe vera’nın vücut dokularına işleme yeteneği, mikrop, mantar ve virüs öldürücü etkisi, yeni hücre yapımını ve yara iyileşmesini sağlaması, sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı etkisi, barsakların çalışmasını arttırması ve vücuttan istenmeyen zararlı maddelerin atılmasını sağlaması, vücudun bağışıklık sisteminin kuvvetlendirmesi, yaralara olan anestezik (ağrı kesici) etkisi, ölü dokuların ortadan kaldırılmasının sağlanması gibi çok yönlü etkilerini nasıl gösterdiği uzun süredir merak konusu olmuştur.

    Bitkinin bileşiminin yalnız %1 inde 75 den fazla besleyici element bulunmuştur. Bu kadar küçük miktarda bulunan bu bileşiklerin, nasıl bu kadar yararlı etkiler yaratabildiği bilim adamlarının ilgisini çekmiştir. Bugün bu mucizevi etkilerin, bitki yapısında bulunan dünyada bilinmeyen bir maddeden değil, içinde bulunan, çok çeşitli elementlerin en uygun oranda karışımı ile “sinerjik” (biri birlerinin kuvvetini arttırıcı) etki göstermesinden dolayı olduğu anlaşılmıştır.

    ESKI ÇAĞLARDA ALOE VERA
    Aloe veranın 5000yılı aşkın bir süredir, insanlar tarafından kullanıldığı tahmin edilmektedir. Bu kadar uzun süre içinde, mucize vasfını hiç kaybetmeden günümüze popüler bir bitki olarak gelmiştir. “Ölümsüzlük Bitkisi” adı eski Mısır’lılar tarafından kullanılmıştır.

    Aloe vera firavunların cenaze törenlerinde kullanılmaktaydı. Nefertiti ve Kleopatra’nın güzelliklerini bu bitkiye borçlu oldukları söylenmiştir. Kleopatra’nın, meşhur güzellik banyosunu, keçi sütü ve Aloe vera karışımı ile yaptığı da rivayet edilmektedir.

    Mezopotamya, Nippur antik kentinde bulunan, MÖ 2000 yıllarında yazılan Sümer kil tabletlerinde, Aloe vera faydalı bitkiler arasında gösterilmektedir. Firavun Amen-Hotep I zamanında MÖ 1500 yıllarında yazılan Ebers Papirüslerinde, aloe ve kullanıldığı alanlardan geniş olarak bahsedilmektedir. Ebers papirüsünü yazan bilgenin, değişik kaynaklara ve kendi zamanından daha eskilere dayanarak yaptığı aktarmalar, bu bitkinin eski Mısır’da kullanımının çok daha eski tarihlere dayandığını ortaya koymuştur.