Alemdağda var bir yılan kitap özeti

'Sorun Cevaplayalım' forumunda ZeuS tarafından 24 Kasım 2011 tarihinde açılan konu


  1. sait faik abasıyanık alemdağ'da var bir yılan kitap özeti

    Bu kitap 17 ayrı küçük öyküden meydana gelmektedir. Ben size bunlardan en ünlüsü olan ve kitabın da adını aldığı ‘Alemdağda var bir yılan’ adlı öyküyü anlatacağım.
    Bir tiyatro çıkışı yazar yine değişik duygulara kapılmakta ve aklından geçen binbir türlü şeyi söylemektedir.
    Karşısına çıkan iki genci görüp ‘elini ağzından çek!’ diye bağırması buna en güzel örnek. Arkasını dönen bu iki genç kendilerine seslenenin kim olduğunu daha iyi anlayabilmek için ona doğru yaklaşır.
    Hava soğuktur ve yazarımızın içine doğru yol alan bir kar zerreciği yoldadır.
    O her akşam, sabah en iyi dostu olan Panço’yu beklemektedir. Tabi yanında alçıdan yapılmış pipolu aşçısıda vardır. Onu beklemeye koyulurken dalar gider. Ta ki kaoıda duyulan bir tıkırtı ile ‘aha işte geldi’ diyerek fırlayana kadar. Panço gelir ve direk masanın üzerinde duran sigaraya elini atar.
    Yazar yine dalar gider ve Panço’nun ayrılmasından sonra öteki dünyalara doğru bir aleme dalar. Yoldan geçen simitçiden tutun da ta uzaklardan sesi gelen biletçi çocuğa kadar olan herşey onun için ayrı bir dünyadır. Kısaca onun dışında Panço’nun içinde yer alan herşey onun imrendiği ve onun için öteki dünya.
    Günlerden pazartesi. Yine vapurun alt kamarasındayım. Yine hava karlı. Yine İstanbul çirkin. İstanbul mu? İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. Başka günler de Köprüsü balgamlıdır. Yan sokakları çamurludur, molozludur. Geceleri kusmukludur. Evler güneşe sırtını çevirmiştir. Sokaklar dardır, esnafı gaddardır. İnsanlar her yerde böyle. Yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek.
    Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar herşey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor.
    Güzel yer, güzel yer Alemdağı. Şu saatte 15 metrelik ağaçları ile, Taşdeleni ile, yılanı ile… Ama kış günü yılanlar inindedir. Olsun. Hava Alemdağda ılıktır. Güneş yaprakları kıpkızıl yaprakların içinde doğmuştur.
    Sıra Panço’da biraz da ondan söz edelim. Panço, Panço, diye bağırınca yılan da, keçi de, keklik de, tavşan da oldukları yerde alçılanmış gibi kalıyorlar. Bembeyaz kesiliyorlar. Hemen keskin bir bıçak çıkarıp cebimden kiminin kulağını, kiminin kanadının altını kesiyorum. Kan akınca hareket başlıyor. Beni bırakıp Panço’ya koşuyorlar.
    Birde Panço’nun pah biçilmez kürkü var.Kürkü görünce rahatladım. Tavşanı, kekliği o ılık, harikulade kaygan ve güzel yılanı, kara tavuğu, Alemdağını, Taşdelen suyunu, çürümüş yaprakları, yaprakların üstüne yağan pelte pelte güneşi hatırladım.