Albert Camus Veba Özeti

'Kitap özetleri' forumunda Masal tarafından 6 Temmuz 2012 tarihinde açılan konu


  1. Albert Camusun Veba adlı Romanın Özeti


    Veba Özeti Albert Camus


    Camus adı çoğu okur için Yabancı romanıyla özdeşleşir. Ancak yazarın en önemli yapıtı aslında "Veba"dır. Keskin bir gözlem gücünün desteklediği arı bir bilinçle Veba, yalnızca çağımızın değil, tüm insanlık tarihinin ortak bir sorununa değinir: Felaketin yazgıya dönüşmesi.

    Camus'nün hiçbir yapıtında böyle acı bir yazgı, böylesine şiirsel bir dille ele alınmamıştır. "Veba", insanın ve ışığın şiiridir. Bu şiirde renkler alabildiğine koyu, ancak yazarın sesi o denli umut doludur. Beklenmedik bir boyuta ulaşan veba salgını tüm Oranlıları ilkin umutsuzluğa boğar, ardından Doktor Rieux, Tarron ve Grand'ın gösterdikleri dayanışma örneği, başta yetkililer olmak üzere herkese bir güç ve umut kaynağı olur...

    `Veba' , Oran kentinde başlayan veba salgınına karşı insanın mücadelesini konu alır. Rahip Paneloux vebayı insanların işledikleri günahların bedeli olarak görür, hak edilen bir ceza olarak yorumlar. Tanrısız Dr. Rieux ise, bir kötülük olarak kabul ettiği vebayla savaşılması gerektiğini düşünür. Bir hümanist ve ahlakçı olarak karşımıza çıkar. O ve arkadaşları dayanışma içinde vebayla savaşır ve başarılı olurlar. Ancak Dr. Rieux, bu başarının geçici olduğunu, vebanın bir gün tekrar ortaya çıkacağını bilir. Ve bir şeyin daha bilincindedir yaşadığımız sürece kötülükle savaşmamız gerektiğinin.


    Camus ve ''Veba''

    Her ne kadar bu kitap bir şehrin başına gelen ölümcül veba felaketini anlatsa da, aslında buradaki asıl konu, insan varoluşunun sınırlarını anlamak ve kabul etmektir. Bu bize absürd özgürlüğümüzü hatırlatır, işte bu özgürlük hayattaki kararlarımızın temelidir, özellikle de ölümle karşı karşıya kalındığında...

    “Veba” , boğucu bir atmosferde geçer; her insanın içinde yaşadığı “tehdit ve sürgün “ dolu bir atmosfer. Hikaye okuyucuya Dr. Rieaux'nun günlüğünden okunur; yaşamın ve ölümün hikayesi...Aslında burada Camus daha çok 2. Dünya Savaşı’yla ilgilenmektedir, bu boğucu tehdit dolu atmosfer savaş sırasında doruğa ulaşmıştır.

    “Veba”daki ana karakterler , vebanın saltanatına izin veremeyeceklerinin bilincindedirler. Bir gün Rieux’nun gözleri önünde ölen çocuk, acının ne kadar işe yaramaz olduğunu gözler önüne serer;

    “grimsi bir çamur maske kadar kaskatı, küçük yüzünde, dudakları aralandı ve onlardan uzun, aralıksız bir çığlık yükseldi, zorlukla soluğuyla değişen, semti acımasız ve içerlemiş bir protestoyla dolduran bir çığlık; çocukça bir çığlıktan çok orada acı çekenlerin tümünün kolektif haykırışı...”

    Bu kitaptan bahsederken “Sisyphus Efsanesi”nden bahsetmeden olmaz. “Sisyphus Efsanesi”nde, Camus absürdün sonucu olarak özgürlük, başkaldırı ve tutkuyu gösterir. “Veba”da ise bu düşüncelerin yaşama uyarlanmış hali gelir karşımıza.Absürd hayatların içine anlamsızca düşen bir salgın hastalık, halkı kaderlerine başkaldırmaya zorlar. Ancak çoğunluk bu kavgada yere düşecektir. Sonuna kadar ayakta kalabilen, tutkuyla yaşama sarılan Dr.Rieux olacaktır.

    Bunun yanında “Sisyphus Efsanesi”nde bahsi geçen ve “Veba”da karşımıza çıkan intihar kavramı vardır. İntiharın tersi, ölüme mahkumiyettir der Camus. “Veba”da da karantinaya alınan Oran şehrinde yaşayanlar, aslında ölüme mahkum edilmişlerdir.


    “Sisyphus Efsanesi”nde Camus özetle şöyle der; birey hergün anlamsızca aynı işleri tekrar eder. Her gün araba, iş, öğle paydosu, tekrar iş, tekrar araba, ev, yemek, uyku...Haftanın beş günü. İşin komiği, bu kimsenin garibine gitmez. Ama bir gün, birey kafasını kaldırır; “neden” der. “Veba”da , “neden” sorusu, fareler şehre ölüm dağıtmaya başladıktan sonra ortaya çıkar. Ve “herşey başlar”.

    Camus der ki, birey bir diğerinin kaderinin absürdlüğünü kabullenmelidir. Absürd insan, absürd hayatı için harcadığı bireysel çabayla, bildiğini bilerek, günden güne yenilenen bilinç dolu isyanlarla, tek gerçeğini ispatlar; o da başkaldırıdır(“Sisyphus Efsanesi”). “Veba”da Dr.Rieux başkaldıran tek bireydir. Rieux, “Sisyphus Efsanesi”nde adı geçen “etin isyanı”nı yaşar her gün yenileri öldükçe. Ve bilir bu acının yeni bir şey olmadığını; bu acı sürüp gelen aynı acıdır.

    Bütün bunlardan sonra, absürd ne demektir, biraz yakından incelemekte yarar vardır. Camus için absürd, yaşamın tek dayanak noktasıdır; rahatsız bir duygu, bunun da ötesinde yaşamı algılamanın başlangıcı olan bir çelişki hissi...Bütün bu absürd kavramı içinde Tanrı lafı hiç geçmez. Tanrı, ya da kutsal olan, beni ilgilendirmez der Camus, onsuz da bu absürd yaşamda yolumu bulabilirim. Kutsallık kavramı, evrensel bir mantık ve yönün bulunmayışıyla ilişkilendirilmiştir. Ona göre insan yeryüzüne fırlatılmış atılmıştır; sonuç ise ölümdür, yalın ve basit. Camus şöyle der: “Absürd, mantıksızlık hissiyle, insanın derinliklerinde yankılanan berraklığın bastıran arzusunun karşılaşmasıdır.” Absürd, amaçtan yoksun bir evrende peşinden koşulan anlamdır ve varoluşu sorgulamanın başlangıcıdır. İnsan hayatının ağırlığının ve garipliğinin sorumlusu işte bu absürd duygusudur.

    Sartre M. hakkında şöyle der; “Onun kahramanı ne iyidi ne kötü , ne ahlaklıydı ne ahlaksız. O böyle kategorilere girmiyor. O, yazarın “absürd” kelimesini uygun bulduğu türün bir üyesi...Absürd aynı zamanda bazı insanların sahip olduğu açık bir biliçlilik hali...”

    Umudun ve özgürlüğün Camus’nün düşüncelerindeki önemi büyüktür. Yaşamanın en büyük zevk ve ayrıcalık olduğunu söyler Camus. “En saf zevk, hissetmek ve bu dünyada hissetmektir” der. Ancak bunu söylerken yaşamın bir anlamının olmadığını iddia eder. Ama bunu söylerken hayatın yaşamaya değmeyeceğini ima etmez. Maddi dünyanın bir anlamı yoktur der, insanın kendisi dışındaki evrene belli bir düzen ve anlam yükleme isteği ve mantıksız nostaljisine karşın. Mantıksızla karşılaşma, özlem dolu birey ve kayıtsız evren, absürd kavramını ortaya çıkarır. “Absürd, insan ihtiyaçlarının dünyanın anlaşılamaz sükuneti ile karşılaşmasından doğar.” Camus’den başka bir alıntı da şöyle der; “Absürd ne insandadır ne de dünyada, ikisinin birden varlığındadır...onları birleştiren yegane bağdır." Absürd bireyin istemesi gereken de sadece bilinenle yaşamak ve kesin olmayan şeylerden uzak olmaktır. Bunun anlamı şudur; tek bildiğim varolduğum, dünyanın varolduğu ve benim ölümlü olduğumdur. Sisyphus’tan bir alıntı da bu düşünceyi güçlendirir: “içimdeki kalbi hissedebiliyorum, aynı zamanda varolduğunu biliyorum. Aynı şekilde dokunabildiğim bu dünyanın varolduğunu biliyorum. İşte burada benim tüm bildiklerim biter ve gerisi sadece kurgudur.”

    Daha çok Sisyphus’ta geçen bu düşünceler, “Yabancı”’da da hissediliir ama okuyucunun kafasında oluşanlar absürd yaşam ve bireysel karar verme özgürlüğüdür, bireysel varoluş ikinci planda kalır.