Albert Camus Felsefesi

'Hakkında bilgi' forumunda Masal tarafından 3 Temmuz 2012 tarihinde açılan konu


  1. Albert Camus Felsefesi Hakkında Bilgi


    Albert Camus ve Felsefesi


    Çağımızın önemli ve insani bunaltan sorunları karşısında başkaldırma felsefesini bir çıkış yolu olarak gören Albert Camus, çağdaş bir sanatçı ve filozof. Camus, dekorlarin giderek daraldığı bir dünyada insanlik durumunun gittikçe derinleşen trajedisine parmak basarak umuda doğru bir başkaldırıyı işaret etti. Dünyayı akla aykırı olarak gören ve insan bilinci ile dünya arasındaki kopuşu absurde olarak niteleyen Camus, ölümle birlikte herşeyin birgün sona ereceğini bile bile umutsuzlugu ve karamsarlığı değil de, umudu ve yaşama aşkının savunucusu oldu.

    Camus'nün felsefeye en büyük katkısı , insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir.

    Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"'nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar.

    Varoluşçuluk ve Absürdizm Hakkındaki Görüşleri

    Bazı eleştirmenler Camus'yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus'nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi'dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.

    Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni'de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"'ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz.