Akrep Zehrindeki Şifa nedir

'Hayvanlar Alemi' forumunda HazaN tarafından 23 Nisan 2010 tarihinde açılan konu


  1. Akrep Zehrindeki Şifa

    akrep_4703.

    Yaratılış ağacında yer alan her canlının kendine has çarpıcı özellikleri vardır. Meselâ akrepler, 50 oC sıcaklığa, -30 oC soğuğa ve yaklaşık bir yıl açlık ve susuzluğa dayanabilecek şekilde yaratılmıştır. İnsan organizmasının radyasyona direnci 600 rads dolayında iken, akrepler 40 bin ile 150 bin rads arasındaki radyasyonda yaşayabilmektedir. İnsanlar için çok tehlikeli olan akrep zehirlerinin aynı zamanda hastalıklara birer şifa vesilesi olabileceğine dâir, günümüzde enteresan araştırma neticeleri yayımlanmaktadır.

    Akrep, omurgasızlar âleminde Arachnida (omurgasız eklembacaklı) sınıfında yer alır. Vücudu, sert yapıdaki kitin tabakasıyla örtülüdür. Kuyruğunda zehir iğnesi bulunur. Genellikle vücudun ön kısmının tam ortasında iki adet, yanlarda da 2-5 çift göz bulunan akreplerin gözsüz türleri de vardır. Karın kısmı anlık titreşimleri algılamaya yarayan ince tüylerle, bacaklar ve vücudu ise dokunmaya duyarlı daha kalın tüylerle donatılmıştır. İçerisinde bağırsağı ihtiva eden vücudun son kısmı her ne kadar akrebin kuyruğu olarak biliniyorsa da, aslında karın kısmının daralan uzantısıdır. Kuyruğu zehir keseciklerini, bezlerini ve zehri boşaltmaya yarayan bir iğneyi taşıyacak şekilde yaratılmıştır. Ağzın önünde, besinleri çiğnemeye ve parçalamaya yarayan bir çift küçük zehir çengeli bulunmaktadır.

    Bugün dünyada boyları 1,3 cm'den 22 cm'ye kadar değişen yaklaşık 1.300 kadar akrep türü vardır. En uzun akrep türü (Hadogenes troglodytes) Afrika'da, yaygın dağılış gösteren Hadrurus cinsi akrepler ise Amerika'da yaşar. Akrepler, karla kaplı yerlerde kış uykusuna yatarak, kurak yerlerde ise yazları uykuda veya çok yavaş hareket ederek hayatlarını sürdürürler. Genellikle yalnız yaşamayı seven akrepler, gün içinde saklanır, geceleri ise ortaya çıkarak avlanır. Bazı türleri taşların altında, duvar yarıklarında, kurumuş ağaç kabukları altında, bazıları ise yer altında kazdıkları dehlizlerde yaşamaktadır. Grup hâlinde yaşayıp yiyeceklerini ve yuvalarını paylaşan türleri de vardır. Akreplerin geçmişi çok eskilere dayanmaktadır. Yaklaşık 425-450 bin yıllık taşlarda akrep fosillerine rastlanmıştır. Üç hafta bir buz kalıbında dondurulan akrebin, buz eritildiğinde hiçbir şey olmamışçasına yürüyüp normal hayatına devam ettiği görülmüştür.

    Akrepler avlarını tuzak kurarak yakalar. Akrepler, her türlü böcek, örümcek, kırkayak yiyebildiği gibi, kendi türlerini de yiyebilir. Bazı büyük akrepler; kertenkele, yılan ve fare gibi omurgalı hayvanların yavrularını da yiyebilir. Akrepler, ağızlarının önünde bulunan zehir çengelleri ile avını yakalar. Gerektiğinde avına zehir enjekte ederek felç eder. Akreplere avının büyüklüğüne göre zehir enjekte edebilme kabiliyeti bahşedilmiştir. Av eğer küçükse ilk önce 'prevenom' denilen açık renkli saydam hafif bir zehir salgılar, eğer av direnmeye devam ederse, bu defa daha koyu ve tesirli ikinci bir zehir salgılar. Daha sonra av hareketsiz kaldığında, asit salgılayarak avın dokularını eritir. Akrep zehrinin terkibi ve tesiri, akreplerin türüne göre değişir. Akrep zehri; tuz karışımları, küçük moleküller, peptid ve proteinlerden meydana gelir. Peptidlerin özelliği belli maksatlara göre değişmektedir. Kimisi omurgasızlarda, kimisi omurgalılarda, kimisi de her ikisinde de tesirlidir. Bu zehir, avın sinir sisteminin fonksiyonunu yerine getirememesine (depolarizasyon) sebep olur. Ortalama 3-5 yıl yaşayabilen akreplerin bazı türleri, hayatlarını 10-15 yıl devam ettirebilir.

    Akrebin intihar ettiği iddiası ne kadar doğru?
    Akrebin etrafı ateşle çevrildiğinde kendini sokarak intihar ettiği zannedilir. Fransız araştırmacı Max Vachon tarafından yapılan lâboratuvar deneylerinde şunlar gözlenmiştir: Akrebin etrafı ateşle çevrildiğinde, meydana gelen yüksek sıcaklık, su kaybına ve akrebin vücudundaki proteinlerin yapısının bozulmasına sebep olmaktadır; bir süre sonra akrep buna dayanamayıp ölmektedir. Sıcaklık arttıkça, akrep öndeki kıskaç ve arkadaki kuyruğunu vücuduna doğru yaklaştırmaya başlar ve zehirli iğnenin bulunduğu kuyruk akrebin vücuduna temas eder. Bu sebeple akrebin kendisini sokarak intihar ettiği zannedilir.

    Zehirdeki şifa
    İsrail'de yaşayan sarıakrebin zehri, beyin kanserinin tedavisinde kullanılmaktadır. Zehirde bulunan bir madde hastaya enjekte edildikten sonra bu maddenin 'glioma' adı verilen kanser hücrelerini sarmaladığı ve radyasyona maruz bırakıldığında da kanser hücrelerinin öldüğü görülmüştür. Konu ile alâkalı araştırmalar devam etmektedir. Yine yapılan araştırmalar neticesinde Orta Amerika'da yaşayan 'Centruroides margaritatus' isimli akrebin zehrinin by-pas ameliyatlarının başarı nispetini artırdığı tespit edilmiştir. 'Neointimal hyperplasia' denilen by-pas ameliyatı sonrasında damarların tıkanmasına sebep olan hücre çoğalması, ameliyatların başarısızlıkla neticelenmesine sebep olmaktadır. Lâboratuvar araştırmaları neticesinde, akrepten alınan margatoksin isimli zehrin, by-pas ameliyatı sonrası meydana gelen bu hücre çoğalmasını önlemeye vesile olduğu görülmüştür.

    Dr. Bawaskar, ünlü tıp dergisi 'Lancet'in 2007 Kasım sayısında, kırmızı akrebin zehrinin genetik bir kalb rahatsızlığı olan Brugada sendromunun iyileşmesine vesile olduğu belirtilmiştir. Brugada sendromu, sağlıklı görünen genç insanlarda kalb ritimlerinde düzensizliklere ve âni ölümlere sebep olan irsi bir hastalıktır. Kendi özel hastanesinde araştırma yapan Bawaskar, çalışmasında hâdiseyi şöyle anlatmaktadır: "Kırmızı akrep tarafından sokulmuş 10 yaşında bir hasta, Haziran 2005'te hastaneye getirildi. Nabzı çok zayıftı ve dakikada 188 defa atıyordu. Sistolik kan basıncı 70 mmHg iken, solunum, dakikada 60 nefesti. Derin nefes alan hastanın solunum sesleri kabalaşmıştı. Hastaya gerekli tedavi yapıldı. 12 saatte akciğer ödemi, 36 saatte kalb çarpıntısı (taşikardi) giderildi. Kan testleri normalleşti. Bununla birlikte hasta, 36-60 saatleri arası ateş belirtisi olmadığı hâlde EKG bulguları Brugada sendromunu gösterdi. 72. saatte belirtiler giderildi ve hasta 4. gününde taburcu edildi. Kontrole çağrıldığı hâlde gelmeyen hasta, Ekim 2007'de evinde ziyaret edildi ve hastanın normal EKG bulgularına sahip olduğu görüldü." Brugada sendromu, EKG'de ST dalgalarının yükselmesi ile karakterize ve âni ölümlere sebep olabilen irsi bir hastalıktır. Vakaların % 10-30'u kromozom 3'ün üzerinde bulunan ve kalb hücrelerindeki sodyum kanalını oluşturan proteinlerden biri olan SCN5A (tip V, alfa alt birimi) genindeki mutasyonlardan kaynaklanmaktadır. Mutasyonlar umumiyetle mevcut sodyum miktarını azaltmaktadır. Bawaskar'a göre Hindistan'da yaşayan kırmızı akrebin (Mesobuthus tamulus) zehri, sodyum kanallarını aktive ederken potasyum kanallarını bloke eder. Neticede aşırı ve kalıcı otonom sinir sistemi bozukluklarına yol açar. Bu bozukluklar geçici parasempatik (istifra, terleme, hipertansiyon ve kalp ritim bozuklukları) ve uzun süreli sempatik (hipertansiyon, çarpıntı, soğuk el ve ayaklar, akciğer ödemi ve şok) belirtiler olarak kendini gösterir. Bundan dolayı akrep sokması, bir alfa-adrenerjik blokerolan prazosin ile tedavi edilir. Bawaskar'a göre ileride akrep zehrinden elde edilecek ilâçlar, mevcut sodyum miktarını artırarak Brugada sendromunun tedavisine vesile olabilecektir. Şimdiye kadar Japonya, Suudi Arabistan, Rusya'da ve birçok Avrupa ülkesinde görülen bu sendromu taşıyan hastalar, hayatlarının idamesi için çok pahalı olan kalb içi defibrilatöre (kalbin normal dışı hızlı atımını durdurarak, tekrar normal kalb ritmine dönmesini sağlayan araç) ihtiyaç duymaktadır. Kalbe yerleştirilen bu âletin hastalara maliyeti çok yüksektir. İleride belki de akrep zehri, bu hastalığa daha ucuz ve tesirli bir tedavi seçeneği olacaktır. Ölüden diriyi diriden ölüyü çıkaran Hayy ve Kayyum olan Cenab-ı Hak, akrebin zehrinde şifayı yaratmıştır. Kudreti, hikmeti ve şifa vesileleri sonsuz olan Yüce Yaratıcı'nın akrebin zehrini insanın türlü türlü hastalıklarına şifa yapması, bize, akrebi, zehri, insanı ve hastalığı yaratanın bir olduğunu göstermektedir.

    Bütün bunlar, akrebin yaratılışındaki hikmetlerin bir bir ortaya çıkmasına vesile olmakta ve "Yeryüzünde türlü türlü renklerle; her çeşitten bitki hayvan olarak sizin için yarattığı daha neler neler var! Elbette bunda düşünen kimseler için alınacak ibret var." (Nahl 16/13) mealindeki âyette buyrulduğu gibi, bilim insanlarını tefekküre ve yeni araştırmalara sevk etmektedir.