Ak Hunlar Ortadoğu Hunları Hakkında Bilgi

'Ders notları' forumunda Romantiq tarafından 10 Aralık 2009 tarihinde açılan konu


  1. Ak Hunlar Ortadoğu Hunları
    Ak-Hunlar
    Hunlar ın büyük kısmı Volga dan batıya geçerken, onlardan, güneye, İran a inen bir bölük olduğu ileri sürülen Ak Hunlar, 5. asrın ortalarına doğru kuvvetlenerek büyük devlet haline gelmişlerdir. Maalesef Hun tarihinin bu noktası iyice açıklığa kavuşmuş değildir. Hâkimiyetini Hazar kıyılarından Kuzey Hindistan a, Afganistan a, İç Asya ya kadar genişleten bu kavim veya kavimlerin adının çeşitli vesikalarda başka başka şekilde kaydedilmiş olması durumu daha da karıştırmaktadır. Bu kavmin Hunlarla akrabalıklarının açıklığı, 520 sıralarında Çinli seyyah Song-yun un kayıtlarından anlaşılıyor. 5. Asrın ilk yarısında Sâsânîler le çarpışan Ak-hun hükümdarına hâkan (Kağan) deniyordu. II. Yazdgird zamanında (438-457), İran üzerine baskılarını artırdıkları yıllarda Ak-Hunlar ın başında en büyük hükümdarı sayılan Kunhas (başka okuyuşlar: Kuhanaz, Huşnavaz, Ahşunvar, Aksungur. Kün-han vb.) İran iç işlerine karışarak himayesine aldığı Firuz u Sâsânî tahtına çıkarmış (459), hâkimiyetini Afganistan a doğru genişleterek Kuzey Hindistan a dönmüş ve orada Gupta devletini dağıtmıştı (470 e doğru). Ak-Hunlar'ın en büyük iki kabilesi Uar ve Hun kabileleri idi. Yönetimine daha çok bu kabileler hakim oluyordu.

    Uar-Hun'lar, İran üzerine baskılarını arttırmış ve 358 yılında Sasanîler ile bir anlaşma yapmışlardı. Bu barış dönemi uzun bir süre, neredeyse üç kuşak boyunca devam etti. Fakat Sasanî hükümdarlığına Behram Gor gelince, Ak-Hunlar tekrâr saldırıya geçtiler ve Sasanî Devleti'ni tekrar sarsmaya başladılar (427 ve sonrası). Daha sonra Ak-Hunlar'ın başına Kunhas (Kün Han), Sasanîlerin (İran'ın) tahtına da II. Yazgird geçti. Kunhas İran'ın iç işlerine karışmaya ve isteklerini kabul ettirmeye başladı. Himayesine aldığı Sasanî veliahtı Firuz'u İran tahtına çıkardı. Sasanî tahtına oturan Firuz, Ak-Hun Devleti'ne vergi veriyor.Ceyhun üzerindeki Tirmiz ile Vasgirt bölgelerini Ak-Hunlar'a terk etmiş bulunuyordu. Ayrıca, güzel kızını da Türk hakanına vermeyi vaad etmişti. Kunhas söz kesilen prensesin gönderilmesini istediği zaman Firuz hileye başvurdu. Güzel bir cariyeyi kendi kızı imiş gibi Kunhas'a gelin gönderdi.Fakat cariye gerçeğin anlaşılacağını sezdiği için hileyi açıkladı. Bunun üzerine Kunhas, Firuz'un sözde yardım için gönderdiği en ünlü kumandanlarını öldürttü.

    Sasanî hükümdarı Firuz, öldürülen kumandanlarının intikamını almak ve Ak-Hun baskısından tamamen kurtulmak için bir sefer düzenledi. Kunhas da gerekli tedbiri almıştı. Sasanî ordusunu dar geçitli dağlık bir bölgeye düşürdü. Turan taktiğini uygulayarak, ordusunu, tedbîr almadan ilerleyen Sasanîlerin önünden çekti. Bunu kaçış zanneden Sasanî ordusu hızla geçide girdi. Fakat geçidin arkasını tutan Kunhas'ın birlikleri geriden ansızın saldırıya geçince, çekilir gibi görünen asıl kuvvetler de dönüp geçidin ağzını tuttular. Sasanî ordusu her taraftan sarılmış, pusuya düşürülmüştü. Firuz, ağır vergi şartlarını kabul edeceğini söyleyerek barış istedi. Kunhas ona şu cevabı verdi : "Gelirsin, askerin de görebileceği bir yerde ayaklarıma kapanarak özür dilersin, ancak o zaman çemberi kaldırırım !" Bu, kabul edilir bir şart değildi. Ama Firuz kabul etti.Kunhas'ın ayaklarına kapanıp özür diledi. İki tarafın askerleri bu manzarayı ibretle seyretti.
    Böylece, savaş olmadan ordular çekilmişti. Firuz gururunu yitirmiş, ama ordusunu kurtarmıştı. İntikam ateşiyle yanıp tutuşuyordu. Onun için çok geçmeden tekrâr savaş açtı. Bu defa dar geçitlere girmeyecek, aynı hatayı yapmayacaktı. Ama, Kunhas da aynı taktiği uygulayacak değildi. Savaşı düzlükte yapacaktı. Sasanî ordusunu çekebileceği düzlükte keşifler yaptırdı. Tespit edilen yerde süratli bir çalışma ile derin çukurlar kazdırdı. Sonra bu çukurların üzerini belli olmayacak şekilde kapattı. Arada zikzaklı dar geçitler bırakmıştı ve bu geçidi kendi askerleri çok iyi biliyorlardı. Kunhas, düşman saldırıya geçince az bir direniş gösterdi. Sonra, yenilgiyi kabul etmişcesine, askerlerini, bildikleri geçitlerden geri çekti. Bunu gören Firuz ordusunu ileri sürdü ve kazılan çukurlara gelip saplandı. Sasanî askerinden ölenler çoktu. Firuz da hayatını kurtaramamıştı. Sasanîler Kunhas'ın ileri sürdüğü ağır şartları kabul edince barış anlaşması yapıldı. İki ülke arasında bir süre barış devam etti.

    Mazdek İsyanı
    M. 483 yılında Ceyhun kıyılarında Ak-Hunlar tarafından mağlûp edilerek yıllık vergiye bağlanan Sâsânîler in bu sırada geçirdiği dinî-sosyal bir sarsıntı ülkelerini ihtilâle sürükledi. Bu Mazdek isyanı idi. Zerdüşlükten ilham alan Mezdek, Mani inancındaki ikili telâkki (ışık-karanlık, iyilik-kötülük mücadelesi) üzerine, o tarihlerde yorulan ve iktisadî darlık içine düşen topluluğu ıslah etmek iddiası ile, sosyal huzursuzluk etkenlerini de ekleyerek, düşüncelerini yaymağa başladı. Buna göre insanların saadetini bozan iki unsur: servet ve kadın, herkesin ortak malı olarak kabul edildiği takdirde yeryüzünde kötülük kalkacaktı.
    Bu o zamanlar ilkel komünist propaganda neticesinde servet sâhipleri ve âile müessesesine karşı kışkırtılan halk, Mazdek ve müritleri tarafından ayaklandırıldı. Asîller ve din adamları öldürüldü. Kadınlar tecavüze uğradı, evler, konaklar yağmalandı ve tahrip edildi. Devletin sıhhat kazanacağı hususunda Mazdek e inanmak gafletini gösteren Şah Kavad (M. 488-531) de hapsedilmişti, fakat o kaçmak imkanını bularak komşu Ak-Hunlar a sığındı. İran da olup bitenleri yakından takip eden Ak-Hun hükümdarı, insanlık yararına hiçbir şey göremediği Mazdek hareketini kırıp yok etmek için, Kavad ı 30 bin kişilik Hun süvâri birliği başında İran a gönderdi (M. 499). Bu suretle Şah ihtilâli bastırdı ve hâdiselerin gelişmesinden felâketi anlayan halkın da yardımı ile Mazdek ve taraftarları yakalanarak idam edildi. Tabiatıyla temizlik ve ülkenin huzura kavuşturulması uzun bir zamana ihtiyaç gösterdiğinden, Sâsânî imparatorluğunda hak, adâlet ve mülkiyet esasında normal düzen, daha ziyâde Kavad ın oğlu Anurşivan (M. 531-579) devrinde kurulmuştur ki, bu şehinşah tarihte Âdil lâkabı ile anılır. Çin kaynaklarına göre, İç Asya da Karaşar, Kuça, Aksu, Kaşgar ve etrafını hâkimiyetlerine alan Ak-Hunlar bu arada Kandahar ı ve 484 yıllarında Kuzey Hindistan ı zapt ettiler. Bu harekât Tegin ünvanını taşıyan ve Kâbil de oturan Toramana adındaki başbuğu tarafından idare edilmişti.

    Ak-Hun Devleti nin Yıkılışı
    İran da Anuşirvan büyük bir devlet adamı olarak belirdikçe Ak-Hun-veya diğer adlarıyla Eftalitler sönükleşti. 552 yılında Orta Asya da Gök-Türk hakanlığı kurulup İstemi Yabgu, Maveraünnehir bölgesinde faaliyete geçtiği zaman ise, Ak-Hun-Eftalit Devleti iki büyük imparatorluk arasında sıkıştı. Gök-Türk lerin amansız hasım bildikleri Juan Juan larla olan siyasi ve akrabalık bağları da fayda vermedi. Anuşirvan ile İstemi nin ortaklaşa hareketleri neticesinde Ak-Hun iktidarı yıkıldı ve ülke Gök-Türkler le İranlılar arasında paylaşıldı (564). Bu suretle üç kol halinde gelişmiş olan Hun siyasî hakimiyeti tarihe karıştı. Üç kol halinde gelişmiş olan Hun siyasi hakimiyeti bu şekilde tarihe karışmış olmakla birlikte Hunlara mensup Türk soyundan çeşitli kütleler Asya,Avrupa ve Afrika kıtalarında Tabgaç, Gök Türk, Türgiş, Karluk, Uygur, Oğuz, Bulgar, Sabar, Hazar, Kuman, Peçenek vb. gibi türlü isimler altında yeni ve güçlü devletler ve imparatorluklar kurarak yaşamağa devam etmişlerdir. Türk milletinin birer parçası olan bu kütleler aynı zamanda Rus, Macar, İslav-Bulgar, Romen, Gürcü devletlerinin kuruluş ve gelişmesinde başlıca rol oynamışlar, kendilerinden sonra gelecek olan İslam-Türk siyasi teşekküllerine askeri, hukuki ve sosyal yönden ana kaynak vazifesi görmüşlerdir.