Aile Hukuku ve Biz

'Dini Konular' forumunda Semerkand tarafından 10 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. Aile Hukuku ve Biz
    aile hakkı
    Aile huzuru
    Aile hukukunda, en önce sabır ve metanet ikinci olarak da idrak gerekir. Samimi bir şekilde noksanı kabul edip, herkesi olduğu sıfatta görmek yani…

    İnsanlar hastalıktan şikayet edip doktora gittiğinde, doktorun kızmayarak teşhis ve tedavi ettiği gibi, aile hukukunda da müminler aile fertlerine akrabalık derecelerine göre sabır ve metanet göstermelidirler.

    Nasıl ki öksürene kızmayıp, bir hap veya şurupla tedavi yolu gösterilirse, insanların kötü ahlâktan kaynaklanan günahlarının da nefsanî birer hastalık olduğu bilinmeli; sabırla, anlayışla bilmediği gösterilerek, öğrenmediğini öğreterek, yanlışını düzelterek tedavi edilmelidir.

    Benim anlayışıma göre hanımım, hanımın anlayışına göre ben olamaz. Aynı ana-babanın evlatları birbirinden farklı oldukları gibi, insanların da ilim, idrak, kültür ve sosyal bakımdan farklılıkları vardır.

    Bütün aile fertlerinin kâmil olan aile reisi gibi olmaları mümkün değildir. Mühim olan gönlüne göre yar seçmek değil, nasibine düşeni yar etmektir. Olduğu gibi kabul etmektir.

    Şöyle düşünüyorum: Ben yirmi-otuz senedir bu büyüklerin yolunda nefsimi ıslaha çalışıyorum. Aklım, idrakim okuduğum ilme göre oldu mu? Hayır, olmadı. Aradığımı buldum mu? Hayır!.. Şu halde ben kendime sahip olup terbiye edememişken, aynı kemalâtı hanımımdan, kızımdan, oğlumdan, damadımdan ya da kayınvalidemden beklemek akıl kârı mıdır? İnsanın kendine hükmü geçmezken niçin çoluk çocuğuna kızar?

    Aile fertleri bir elin parmakları gibidir. Her birinin işi, görevi farklıdır. El iş görürken bir parmak diğer parmağın işine karşı durmaz, birbirine yardımcı olur.

    Aile hukuku da böyledir. Biri diğerinin işine yardımcı olmalı, birbirinin anlayışını hoş görmeli ve birbirini terbiye etmelidir. Binanın tuğlaları birbirine destek verdiği, kubbe kenar duvarlarının bağlandığı gibi aile fertleri de reisinin etrafında kenetlenip kubbe gibi bağlanmalıdır.

    Küsmek bir şey kazandırmaz. Öfkelenip darılmak işi çözmez. Bilgisizlik ise beladır. Önce bilgi, sonra sabır, daha sonra da bildiklerini metanetle yavaş yavaş uygulamak ister.

    Aile reisi aile hukukunu en güzel biçimde önce kendisi uygulamalıdır. Ailesine “Yalan söyleme!” diyen baba yalancılık ederse bu sözü boşa gider. “Ömrünü boşa geçirme!” diyen baba ömrünü kahvelerde geçirirse oğlu onu dinlemez.

    Şu halde bilgisizlik ve cehalet İslâm’ın en büyük düşmanı, bela ve musibetin tohumudur. Onun için Allah, Peygamberine “Oku” emrini vermiştir. Bu emir Ümmet-i Muhammed’e ebediyen vazifedir. Oku, öğren, tatbik et, kurtuluşa ulaş…

    Allah Tealâ, Kur’an-ı Kerim’de örnek olarak Nuh a.s.’ın ve Lût a.s.’ın hanımlarını şöyle anlatmıştır:
    “…Onlar, kullarımızdan iki iyi kulun nikâhı altında iken onlara karşı hainlik edip inkârlarını gizlemişlerdi de iki peygamber Allah’tan gelen azabı onlardan savamamıştı. O iki kadına: ‘Cehenneme girenlerle beraber siz de girin!’ dendi.” (Tahrim, 10)

    İki iyi kul, iki peygamberdir. Nuh a.s. ve Lut a.s.’dır. Hanımları kâfir idiler. Nuh a.s.’ın hanımı, peygambere cinnet isnat eder, deli demekten çekinmezdi. Lut a.s.’ın hanımı ise düşkünlerle, açıktan günah işleyenlerle oturur kalkardı. Her ikisi de kocalarına iman etmiş görünmelerine rağmen iman etmemişlerdi. Sonuçta ikisi de helâk oldular.

    Bu kadınlar, kocaları olan iki ulu peygamber cennet ve cemal ile müşerref olurken, kâfirlerle beraber cehenneme düştüler. Peygamberin nikahlarında bulunmaları onlara fayda vermedi.

    Bu kıssada özellikle bugünün hanımları için büyük dersler vardır. Ailenin bütün fertleri ilâhi gerçekler karşısında kendi durumunu samimiyetle gözden geçirmeli ve aile hukukunun gereğine göre hareket etmelidir.




    Mehmet ILDIRAR semerkand dergisi