Ahmet Haşim Şiirleri

'En Güzel Şiirler' forumunda ZORBEY tarafından 30 Haziran 2011 tarihinde açılan konu


  1. Ahmet Haşimin Şiirleri
    Ahmet Haşimin tüm şiirleri
    Ahmet Haşim şiir
    Ahmet Haşim şiirleri oku
    Ahmet Haşim Şiiri Merdiven

    AĞAÇ

    Gün bitti. Agacta nes`e söndü.
    Yaprak ates oldu, kus da yakut;
    Yaprakla kusun pariltisindan
    Havzun suyu erguvana döndü

    Bir Günün Sonunda Arzu

    Yorgun gözümün halklarında
    Güller gibi fecr oldu nümayan,
    Güller gibi...sonsuz, iri güller
    Güller ki kamıştan daha nalan;
    Gün doğdu yazık arkalarında!

    Altın kulelerden yine kuşlar
    Tekrarını ömrün eder ilan.
    Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
    Alemlerimizden sefer eyler?

    Akşam, yine akşam, yine akşam
    Bir sırma kemerdir suya baksam;
    Üstümde sema: Kavs-i mutalsam!

    Akşam, yine akşam, yine akşam
    Göllerde bu dem bir kamış olsam!

    AKŞAM YİNE TOPLANDI DERİNDE

    Canan gülüyor eski yerinde
    Canan ki gündüzleri gelmez
    Akşam görünür havuz üzerinde,

    Mehtab, kemer taze belinde
    Üstünde sema, gizli bir örtü
    Yıldızlar, onun gülüdür elinde

    BAHÇE

    Bir Acem bahçesi, bir seccade
    Dolduran havzı ateşten bade.
    Ne kadar gamlı bu akşam vakti
    Bakışın benzemiyor mutade.

    Gök yeşil, yer sarı, mercan dallar
    Dalmış üstündeki kuşlar yâda.
    Bize bir zevk-i tahattur kaldı
    Bu sönen, gölgelenen dünyada.

    BİR GÜNÜN SONUNDA ARZU

    Yorgun gözümün halkalarında
    Güller gibi fecr oldu nümâyân,
    Güller gibi... sonsuz iri güller,
    Gün doğdu yazık arkalarından!
    Altın kulelerden yine kuşlar,
    Tekrârını ömrün eder i'lân,
    Kuşlar mıdır onlar ki her akşam,
    Âlemlerimizden sefer eyler?
    Akşam, yine akşam, yine akşam,
    Bir sırma kemerdir suya baksam;
    Akşam, yine akşam, yine akşam,
    Göllerde bu dem bir kaçmış olsam!

    BİRLİKTE

    Bütün bizimçündür
    Nukuş-ı encüm-i vahdetle işlenen bir tül
    Gibi üstünde titreyen bu sema;
    Gecenin dallarında şimdi açan
    Bu kamer,
    Bu altın gül...



    Bütün bizimçündür
    Ne varsa aşk ile bidar-ı ra'şe, ya naim,
    Ne varsa aid olan leyl-i hande-me'nusa,
    Sana aid lebimdeki buse,
    Lebinin surh-ı bizevali benim.

    BİR YAZ GECESİ HATIRASI

    İsveyle, fısıltıyla, gülüşle
    Olmuş sebi sevda yine bihap
    Oklar gibi saplanmada kalbe
    Düştükce semadan yere mehtap...



    Buseyle kilitlenmiş ağızlar
    Gözler neler eyler neler israp! ...
    Uçmakta bu ateşli havada
    Vuslat demi bir kuş gibi bitap...

    BÜLBÜL

    Bir gamlı hazânın seherinde,
    Isrâra ne hâcet yine bülbül?


    Bil, kalbimizin bahçelerinde,
    Cân verdi senin söylediğin gül.


    Savrulmada gül şimdi havada,
    Gün doğmada bir başka ziyâda.
     



  2. Cevap: Ahmet Haşim Şiirleri

    GECE
    Titreyen ellerimle penceremi

    Açtım afaki leyle karşı... Yine

    Gecenin gölgeden manazırına

    İmtizac eylemiş nücumü bahar...



    Sihri eb`at içinde şimdi gümüş

    Bir sehap andıran miyah uyumuş..

    Kalbi seydayı leyl olan rüzgar

    Esiyor gölgelerde velvelekar...



    Ah o bir aşkı bi-tenahi mi

    Geceden, tudei manazırdan

    Yükselen rasei humarü buhar?



    Sanki hulyayı vasla müstağrak

    Sebi bir itri hisle doldurarak

    Dolaşan, titreşen kadınlardı...



    Sanki bir savti gaibü mühtez

    Kalbe bir aşkı bi-vefa yetmez

    'Seviniz, muttasıl sevin! ' derdi

    GELDİM
    Bir gün

    Akşamın ölgün

    Duran o namütenahi ziya denizlerine

    Gark olan eşcar,

    Gark olan ovalar

    Oluyorken sükut ü hüzne makar

    Geldin alam-ı kalbi teskine


    GELMEDEN EVVEL
    Kalbim

    Benim bir ormandı,

    İsimsiz, asude,

    Bir büyük orman;

    Ve gölgelerinde revan

    Olan hafi suların aks-i şevk-i müttaridi

    Dağıtırken sükutu bihude,

    Düşünürdüm ki, hangi gün, ne zaman,

    Ne zaman

    Girecektin o kalb-i mes'ude?



    Etmeden zehr-bad-ı fasl-ı elem

    Reng-i eşcar ü abı fersude,

    Dolacak mıydı seslerin, bilmem

    O tehi saye zar-ı mesdude?



    Sanki hicrana bir teselliydi

    Şeceristan-ı kalb içinde revan

    Olan hafi suların musiki-i nevmidi.

    Ey şebabın hayal-ı cavidi,

    O melul akşamın havası kadar

    Gelişin bir sükun-ı saridi...

    GELDİN

    Bir gün

    Akşamın ölgün

    Duran o namütenahi ziya denizlerine

    Gark olan eşcar,

    Gark olan ovalar

    Oluyorken sükut ü hüzne makar

    Geldin alam-ı kalbi teskine



    Ey şebabın hayal-ı cavidi,

    O melul akşamın havası kadar

    Gelişin bir sükun-ı saridi...


    HAVUZ
    Akşam Yine Toplandı Derinde

    Canan gülüyor eski yerinde

    Canan ki gündüzleri gelmez

    Akşam görünür havuz üzerinde,



    Mehtab kemer taze belinde

    Üstünde sema gizli bir örtü

    Yıldızlar onun guldür elinde...


    KARANFİL
    Yârin dudağından getirilmiş

    Bir katre âlevdir bu karanfil,

    Rûhum acısından bunu bildi!

    Düştükçe vurulmuş gibi, yer yer,

    Kızgın kokusundan kelebekler,

    Gönlüm ona pervâne kesildi
     



  3. Cevap: Ahmet Haşim Şiirleri

    KARANLIK
    Aşkın bu karanlık gecesinde

    Bülbül yine vahşi müterennim

    Mecnûn'u terk etti mi Leylâ?

    Vahşî sesi firkat sesi sandım.



    Aşkın bu karanlık gecesinde,

    Hicrânımı duydum, seni andım,

    Firkatzede bülbül gibi yandım


    MEHTABTA LEYLEKLER
    Kenâr-ı âba dizilmiş, sükûn ile bekler

    Füsûn-ı mâha dalan pür-hayâl leylekler...



    Havâda bir gölü tanzir eder semâ bu gece

    Onun böcekleri gûyâ nücûmdur yekser...


    MERDİVEN
    Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

    Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

    Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...

    Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta

    Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...

    Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller

    Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller

    Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

    Bu bir lisân-ı hafidir ki rûha dolmakta

    Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
    Neden bu âb-ı semâvîde avlananlar yok

    Bu haşr-ı nûr-ı hüveynâtı hangi kuşlar yer?



    Eder bu hikmete gûyâ ki vakf-ı rûh u nazar

    Füsûn-ı mâha dalan pür-hayâl ley

    Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

    Zannetme ki güldür, ne de lâle,

    Âteş doludur, tutma yanarsın,

    Karşında şu gülgûn piyâle...



    İçmişti Fuzûlî bu alevden,

    Düşmüştü bu iksîr ile Mecnûn

    Şi'rin sana anlattığı hâle...



    Yanmakta bu sâgardan içenler,

    Doldurmuş onunçün şeb-i aşkı,

    Baştan başa efgân ile nâle...



    Âteş doludur, tutma yanarsın,

    Karşında şu gülgûn piyâle...

    O BELDE
    Denizlerden

    Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.

    Bilsen

    Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan

    Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!

    Ne sen,

    Ne ben,

    Ne de hüsnünde toplanan bu mesa,

    Ne de alam-ı fikre bir mersa

    Olan bu mai deniz,

    Melali anlamayan nesle aşina değiliz.

    Sana yalnız bir ince taze kadın

    Bana yalnızca eski bir budala

    Diyen bugünkü beşer,

    Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,

    Bulamaz sende, bende bir ma'na,

    Ne bu akşamda bir gam-ı nermin

    Ne de durgun denizde bir muğber

    Lerze-i istitar ü istiğna

    Sen ve ben

    Ve deniz

    Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz

    Topluyor bu-yi ruhunu guya.

    Uzak

    Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak

    Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...

    O belde?

    Durur menatık-ı duşize-yi tahayyülde;

    Mai bir akşam

    Eder üstünde daima aram;

    Eteklerinde deniz

    Döker ervaha bir sükun-ı menam.

    Kadınlar orda güzel, ince, saf, leylidir,

    Hepsinin gözlerinde hüznün var

    Hepsi hemşiredir veyahud yar;

    Dilde tenvim-i ıstırabı bilir

    Dudaklarındaki giryende buseler, yahud,

    O gözlerindeki nili sükut-ı istifham

    Onların ruhu, şam-ı muğberden

    Mütekasif menekşelerdir ki

    Mütemadi sükun u samtı arar.

    Şu'le-i bi-ziya-yı hüzn-i kamer

    Mülteci sanki sade ellerine

    O kadar natüvan ki, ah, onlar,

    Onların hüzn-i lal ü müştereki,

    Sonra dalgın mesa, o hasta deniz

    Hepsi benzer o yerde birbirine...

    O belde

    Hangi bir kıt'a-i muhayyelde?

    Hangi bir nehr-i dur ile mahdud?

    Bir yalan yer midir veya mevcud

    Fakat bulunmayacak bir melaz-ı hulya mı?

    Bilmem... Yalnız

    Bildiğim, sen ve ben ve mai deniz

    Ve bu akşam ki eyliyor tehziz

    Bende evtar-ı hüzn ü ilhamı

    Uzak

    Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak

    Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz
     



  4. Cevap: Ahmet Haşim Şiirleri

    O ESKİ HÜCREYE BENZER Kİ
    Ziya-yı şemse kapanmış bütün deriçeleri

    Bir öyle hücreye benzer ki ömrümün kederi.



    Gubar-ı ye's ü fena sinmiş orda elvana

    Emel, heves bırakılmış sükut u nisyana.



    Bütün hadayık-ı histen o toplanan ezhar

    Uyur mekaabir-i minada bi-ümid-i bahar.



    Bu penbe gül, bu gül ağır ağır erimiş

    Üzerlerinde değiştikçe her mükedder kış.



    Ocak harab ü tehi, lamba kimsesiz, a'ma

    Bu samt-ı haste eder hüzn ü uzleti ima.



    Soluk cidara asılmış, durur garik-i melal

    O çehreler ki uyur gözlerinde eski hayal...



    O eski hücreye benzer ki ömrümün kederi

    Çekilmiş ufk-ı teselliye karşı perdeleri...

    ORMAN
    Su değil, mesimin havası akan

    Duyduğun yaprağın, dalın sesidir

    Suda yıldızların parıltısıdır

    Bu karanlıkta bazı bazı çakan...

    PARILTI
    Âteş gibi bir nehr akıyordu

    Rûhumla o rûhun arasından,

    Bahsetti derinden ona hâlim

    Aşkın bu unulmaz yarasından.

    Vurdukça bu nehrin ona aksi

    Kaçtım o bakıştan, o dudaktan

    Baktım ona sessizce uzaktan

    Vurdukça bu aşkın ona aksi

    ŞAFAKTA
    Dönsek mi bu aşkın şafağından,

    Gitsek mi ekaalîm-i leyâle?

    Bizden daha evvel erişenler,

    Ağlar bugün, evvelki hayale...



    Dönmek mi? Ne mümkün geri dönmek,

    Düştüyse gönüller bu melâle?

    Bir eldir ufuklardan uzanmış,

    Zulmet bizi çekmekte visâle.
     



  5. Cevap: Ahmet Haşim Şiirleri

    ŞAİRSİZ DÜNYA
    Şairdir şiiri anlatan

    Şairdir seni tanıyan

    Şairdir duyguları yaşayan

    Şairdir size bakan

    SEHER
    Ağaçların seheri zirvesinde titreşiyor

    Tuyûr-ı fâniye-i âlem-i tahayyül ü hâb.

    Semâyı kaplayacak, şimdi, gâzeler gibi nûr

    Zavallılar kalacaklar esir-i ufk-ı türâb.



    Ve onların gözü eyler nücûm-ı fecre itâb

    Ve onların sesi eyler «nihayet»i işrâb

    SONBAHAR
    Bir taraf bahce, bir tarafta dere

    Gel uzan sevgilim benimle yere

    Suyu yakuta döndüren bu hazan

    Bizi gark eyliyor düsüncelere


    SÜVARİ
    Şu bakır zirvelerin ardından

    Bir süvari geliyor kan rengi.

    Başlıyor şimdi malül akşamda

    Son ışıklarla bulutlar cengi.



    Bir bakır tasta alev şimdi havuz

    Suya saplandı kızıl mızraklar.

    Açılıp kıvranarak göklerde

    Uçuyor parçalanan bayraklar



    TAHATTUR
    Bir Acem bahçesi, bir seccâde,

    Dolduran havzı ateşten bâde...

    Ne kadar gamlı bu akşam vakti...

    Bakışın benzemiyor mu'tade.



    Gök yeşil, yer sarı, mercân dallar,

    Dalmış üstündeki kuşlar yâda;

    Bize bir zevk-i tahattur kaldı

    Bu sönen, gölgelenen dünyâda!


    YARI YOL
    Nasıl istersen öyle dinle, bakın,

    Dalların zirvesindeyiz ancak,

    Yarı yoldan ziyade yerden uzak.

    Yarı yoldan ziyade maha yakın.