Ahmet Haşim (Biyografi)

'Biyografi' forumunda By_TuaL tarafından 3 Nisan 2008 tarihinde açılan konu


  1. [​IMG]
    AHMET HAŞİM
    1884’te Bağdat’ta doğdu, 1933’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Fizan Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey’in oğlu. Çocukluğu Bağdat’ta geçti. 12 yaşında annesinin ölümü üzerine babasıyla birlikte İstanbul’a geldi. Mektebe-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) yatılı okudu. Tevfik Fikret ve Ahmed Hikmet Müftüoğlu'nun öğrencisiydi. 1907'de mezun oldu. Bir süre Reji İdaresi'nde çalıştı. Bir yandan da Hukuk Mektebi'ne devam etmeye başladı. İzmir Sultanisi Fransızca öğretmenliğine atandı. Hukuk eğitimini bırakıp İzmir'e gitti. 1912-1914 arasında Maliye Nezareti'nde çevirmenlik yaptı. 1. Dünya Savaşı yıllarını Çanakkale ve İzmir'de yedeksubay olarak geçirdi. Mütareke'den sonra İstanbul'a döndü. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik ve mitoloji öğretmenliği yaptı. Harp Akademisi ve Mülkiye Mektebi'nde Fransızca dersleri verdi. Düyun-u Umumiye İdaresi'nde, Osmanlı Bankası'nda çalıştı. Akşam ve İkdam gazetelerinde köşe yazıları yazdı. 1928'de böbrek rahaksızlığının tedavisi için yurtdışına gitti ama iyileşemeden döndü. Şiire lise öğrenciliği yıllarında başladı. İlk şiirlerinde Abdülhak Hamit, Cenap Şahabettin, özellikle de Tevfik Fikret etkileri görülür. Bilinen ilk şiiri "Hayal-i Aşkım"da bu yönelmelere rağmen yeni bir sanat yönelimi olduğu dikkat çeker. Gençlik şiirleri Mecmua-i Edebiye, Musavver Terakki, Aşiyan, Jale, Musavver Muhit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap dergilerinde yayınlandı. Bu şiirleri kitaplarına almadı. 2. Meşrutiyet'in yazınsal karmaşa ortamında onun şiiri ayrı bir ses olarak kendisini gösterdi. 1921'de basılan ilk şiir kitabı "Göl Saatleri"nin başındaki küçük manzumeler, bu dönemin asıl eserleridir. İzlenimci ressam etüdlerini andıran bu şiirlerle Ahmed Haşim, doğanın özünü sızdırmak ister gibidir. Şiiri, bir yandan Verlaine müziğine yaklaşırken, bir yandan Şeyh Gâlib'in parıltısını taşır. "Göl Saatleri", "Göl Kuşları", "Serbest Müstezatlar" ve "Muhtelif Şiirler" olmak üzere dört bölümden oluşan bu kitap Türk şiirinin Yahya Kemal Beyatlı'dan sonraki ikinci kanadını kurar. Beyatlı'nın geniş kesimleri kucaklayan toplumcu ve ulusçu şiirine karşılık Haşim daha dar ama daha derin bir kanalda akmayı tercih eder. İkinci ve son şiir kitabı "Piyale"nin girişinde "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" bölümünde şiirle ilgili görüşlerini açıklar: Şair ne bir gerçek habercisi, ne güzel konuşmayı sanat haline getirmiş bir kişi, ne de bir yasak koyucudur. Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için yaratılmış, müzik ile söz arasında, ama sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir. Düzyazıda anlatımı yaratan öğeler şiir için sözkonusu olamaz. Düzyazı us ve mantık doğrur, şiir ise algı bölümleri dışında isimsiz bir kaynaktır. Gizliğe, bilinmezliğe gömülmüştür. Şairin dili, duyumların yarı aydınlık sınırlarında yakalanabilir. Anlam bulmak için şiiri deşmek, eti için bülbülü öldürmek gibidir. Şiirde önemli olan sözcüğün anlamı değil, şiir içindeki söyleniş değeridir. Şiiri ortak bir dil olarak düşünenler boş bir hayal kuruyor demektir. "Piyale" kitabındaki "Merdiven" ve "Bir Günün Sonunda Arzu" şiirleri, bu görüşleri yansıtan ve Türk edebiyatında görülmemiş bir şiirselliği ortaya koyan ürünlerdir. Bu kitapla birlikte Haşim'e saldırılar arttı. Ölçü ve Türkçe bilmemekle, toplum sorunlarına ilgisizlikle suçlandı. Yine de şiirleriyle 20'nci yüzyılın ilk çeyreğini etkilemeyi başardı.


    ESERLERİ

    ŞİİRLER :


    Göl Saatleri (1921)
    Piyale (1926)

    FIKRA VE SOHBET:
    Bize Göre (1926)
    Gurabahane-i Laklakan (1928)

    GEZİ:
    Frankfurt Seyahatnamesi (1933)
    GELMEDEN EVVEL, GELDİN, BİRLİKTE



    Kalbim
    Benim bir ormandı,
    İsimsiz, asude,
    Bir büyük orman;
    Ve gölgelerinde revan
    Olan hafi suların aks-i şevk-i müttaridi
    Dağıtırken sükutu bihude,
    Düşünürdüm ki, hangi gün, ne zaman,

    Ne zaman
    Girecektin o kalb-i mes'ude?
    Etmeden zehr-bad-ı fasl-ı elem
    Reng-i eşcar ü abı fersude,
    Dolacak mıydı seslerin, bilmem
    O tehi saye zar-ı mesdude?
    Sanki hicrana bir teselliydi
    Şeceristan-ı kalb içinde revan
    Olan hafi suların musiki-i nevmidi.


    GELDİN

    Bir gün
    Akşamın ölgün
    Duran o namütenahi ziya denizlerine
    Gark olan eşcar,
    Gark olan ovalar
    Oluyorken sükut ü hüzne makar
    Geldin alam-ı kalbi teskine
    Ey şebabın hayal-ı cavidi,
    O melul akşamın havası kadar
    Gelişin bir sükun-ı saridi...

    BİRLİKTE


    Bütün bizimçündür
    Nukuş-ı encüm-i vahdetle işlenen bir tül
    Gibi üstünde titreyen bu sema;
    Gecenin dallarında şimdi açan
    Bu kamer,
    Bu altın gül...
    Bütün bizimçündür
    Ne varsa aşk ile bidar-ı ra'şe, ya naim,
    Ne varsa aid olan leyl-i hande-me'nusa,
    Sana aid lebimdeki buse,
    Lebinin surh-ı bizevali benim.



    Benede bir sonraki arkadaşımdan Turgut Özal Biyografisi istiyorum
     



  2. Ellerine sağlık Tual....

    TEŞEKKÜR ederim arkadaşımmm..
     



  3. MERDİVEN

    Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
    Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
    Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...

    Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,
    Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...

    Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
    Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
    Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

    Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,
    Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...

    biz de bu sene bu şiiri ezberlemiştk paylaşımın için saol by_tual
     



  4. paylaşım için teşekkürler by_tual emeğinize sağlık
     



  5. çok hoş bir paylaşımdı edebiyat dünyasının bukadar ünlü bir isminitanıtmak tşk
     



  6. Tual çok güzel anlatmışsın teşekkürler tamam Turgut Özal biyografiside benden olsun ama yarın :f106:
     



  7. sen yarın yaptaa isteyecegini söleseydin keşkee
    :f30: :f19: