Ahmed Yesevî kimdir, hayatı

'Biyografi' forumunda HazaN tarafından 12 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu


  1. Ahmed Yesevî hakkında bilgi
    Ahmed Yesevî biyografisi

    Ahmed Yesevi bugünkü Kazakistan Cumhuriyetinin güneyindeki Çimkent şehri yakınlarında ( 7 km mesafede) bulunan Sayram kasabasında dünyaya gelmiştir Sayram kasabası Ahmed Yesevi’nin küçük bir çocukken geldikten sonra hayatının önemli bir kısmını geçirdidi ve ünlü Türk destanının kahramanı Oğuz Han’ın idare merkezi oldudu bilinen Yesi (=Türkistan) kentine 157 km kadarlık bir mesafededir Dodum yılı kesin olarak bilinmemekle birlikte 73 yıl yaşadıdı ve 1166 yılında öldüğü şeklindeki bilgiler gözüne alındığında 1093 yılında doğduğu kabul edilebilir

    Babası Sayram kasabasında yerleşmiş ünlü bir alim olan İbrahim Şeyh, annesi ise Ayşe (Karasaç) Ana olarak bilinmektedir Kaynaklar İbrahim Şeyh'in Hazret-i Ali (KV)'nin oğullarından Muhammed Hanefi‘nin neslinden geldiğini kaydetmektedir Annesi ve babasına ait türbeler Sayram kasabasında olup bu türbelerin Ahmed Yesevi tarafından yaptırıldığı rivayet edilmektedir

    Ahmed Yesevi ilk eğitimini kendisi yedi yaşlarında iken vefatına kadar babası İbrahim Şeyh'den almıştır Ahmet Yesevi’ nin manevi eğitimini aldığı kaynaklar arasında "Arslan Bab" ismi, hem çeşitli menkıbe ve rivayetlerde hem de Ahmed Yesevi'ye ait hikmetlerde ortaklaşa olarak belirtilen bir isim olarak dikkati çeker Babasının ölümünden sonra Arslan Baba, eğitimini üstlendiği Ahmed Yesevi’nin aynı zamanda manevi babası olmuştur

    Ahmed Yesevi ile Arslan Baba'nıın karşılaşmasını dile getiren rivayet tarihi gerçekliğin ötesinde içerdiği bazı hususlar itibarıyla dikkate değerdir Arslan Baba'nın Yesi'ye gelerek daha küçük bir çocuk olan Ahmed'i bulması ve Hz Muhammed (SAV)'in emanetini Ahmed'e vermesi, terbiyesiyle meşgul olup irşad etmesi manevi bir işarete dayanıyordu Arslan Baba, buradaki rivayetde efsanevi bir kimlikle karşımıza çıkarken Yesi yakınlarında bulunan tarihi Otrar şehrinde adına yapılmış bir türbenin mevcudiyeti Arslan Babâ’nın tarihen varlığının delilidir

    Ahmed Yesevi, Arslan Baba’nın vefatından sonra, daha önceden verdiği işarete uyarak o zaman için Türkistan’ın en önemli İslam merkezi olan Buharâ‘ya gider Ahmed Yesevi, Semerkand'da devrin önde gelen alim ve mutasavvıfı Şeyh Yusuf Hemedani’ye intisab ederek O'nun irşad ve terbiyesi altına girer Hikmetlerinden çıkardığımız bir hükümle bu sırada Ahmed Yesevi 27 yaşındadır

    Nakşbendiyye tarikatının silsilesinde yer alan Yusuf Hemedani, Allah yolunda hizmet için Merv, Buhara, Herat, Semerkand gibi İslam merkezlerini dolaşarak halkı irşada çalışmaktaydı Tarihi kaynaklarda kaydedildidine göre devrin SelçukluHanı Sultan Sencer , Yusuf Hemedani’ye badlılıdını her vesileyle göstermiştir Bu badlılık ölümle bile sona ermemiştir; bugün hem Sultan Sencer'in kendi kabri hem de Teyh Yusuf Hemedani’nin kabri halen Türkmenistan sınırlan içinde kalan Merv şehrindedir

    Olgunluk döneminde Şeyh Yusuf Hemedani gibi bir mürşidin yanında devrin bütün ilimlerinde ilerleyen Ahmed Yesevi de şeyhi gibi İslam’ın zahiri esaslarına uygun hareket etmedi ve tarikatının esaslarını belirlerken İslam’ın hükümlerine ters düşebilecek hususlardan kaçınmadı ihmal etmemiştir Ahmed Yesevi’nin bu konuda ne denli titizlik gösterdidi dile getirdidi hikmetlerin analizi ile kolayca anlaşılabilir Ahmed Yesevi, tarikattaki sülük adâbını, İslam’ın zâhir ve batın ilimlerini şeyhi Yusuf Hemedani’den ödrenmiş ve muhtemeldir ki şeyhi ile beraber Türkistan’ın çeşitli yerlerini dolaşmıştır

    Ahmed Yesevi, şeyhi Yusuf Hemedani’nin ölümünden sonra dergahın sorumluludunu üstlenen üçüncü halef olarak bir süre Buharâ da hizmete devam eder Bunu belirten kaynaklardan birisinde "Yusuf Hemedani’nin üçüncü halefi Hoca Ahmed Yesevi’dir ki, keramet ve hârikulade haller âdetlerinden idi; her kim halis bir niyetle kendileri ile müşerref olursa Ehlullah'tan olurdu Nasıl ki "Niyetin koldaşın" buyururlardı Kutlu makamları Türkistan’dadır, yüce dergahı çok feyizlidir" ibareleri yer almaktadır Buhara sufilerine bir süre rehberlikten sonra şeyhi Yusuf Hemedani’nin verdidi bir işarete uyarak irşad makamını Nakşbendiyye tarikatının yıldız isimlerinden Abdülhalık Gücdüvani’ye bırakarak Yesi ye döner ve faaliyetini Yesi merkezli olarak sürdürür

    Ahmed Yesevi, Yesi’ye yerleştikten sonra Türkistan’ın her yerinden gelen ve editimini tamamladıktan sonra bütün Türk yurtlarında İslamı teblid ile görevlendirecedi müridlerine İslam’ın zahiri ve batıni ilimlerini ödretir Rivayetlere göre Ahmed Yesevi dergahında yetiştirildikten sonra Hind kıtasından İdil boylarına , Çin seddinden Tuna kenarlarına kadar uzanan geniş bir codrafyaya teblid ve irşad göreviyle gönderdidi dervişlerinin sayısı doksandokuz bindir Bu doksandokuz bin rakamı , sayı olarak tam tamına olmasa bile çokludu ifade etmesi yönünden gerçede işaret eder

    Hoca Ahmed Yesevi’nin eserlerinde halkı şüphelere düşürecek, itikadları sarsacak özel imgelere, imalara rastlanmaz Şeriat hükümlerine karşı bazen dikkatsizce hareket eden, cezbesi galip büyük bir kısım sofilerden sadır olan ve onların zahir alimleri tarafından suçlanmasına yol açan fikir ve ibareler bu büyük Türk şeyhinin eserlerinde hemen yok gibidir Çevresinde İslamla yeni tanışmış ancak çok güçlü olarak badlanmış saf inançlı Türkler toplandıdından Ahmed Yesevi, Arapçayı ve Fars edebiyatını çok iyi bildidi halde, uzlete çekildidi çilehanesinde çevresinde halkalananlara onların kolayca anlayabilecekleri Türk dili ile hitab etmeyi tercih etti Tarikatını süluk adabını Arapça ve Farsça bilmeyen Türk dervişlerine anlatmak için de, Türklerin halk edebiyatından alınmış şekillerle hikmetler söyledi; bu şiirler daha sonra özgün bir isim olarak "hikmet" adı ile tanınıp "Divan-ı Hikmet" adı verilen kitaplarda bir araya getirilecekti

    İbadetle dolu hayatının boş kalan vakitlerinde ise tahtadan kaşık ve kepçe yontup, onları satarak geçimini sağlıyordu