Ahmed Şeybani Kimdir

'Biyografi' forumunda Merve tarafından 2 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Ahmed Şeybani Kimdir
    Ahmed Şeybani Hayatı


    Ahmed Şeybani, Hindistan’da yetişen İslâm âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden İsmi, Ahmed bin Mecdüddîn bin Tâc-ül-Efâdıl bin Şemseddîn Şeybânî’dir. İmâm-ı a’zam hazretlerinin en yüksek talebelerinden olan İmâm-ı Muhammed Seybâni’nin soyundandır. Hüseyn Nâgûrî’nin tale-besidir. Hindistan’da Nârnûl beldesinde doğup yetişti. Doğum târihi tesbit edilememiştir. Onsekiz yaşında iken Ecnür’e gidip, orada yerleşti. 927 senesi Safer ayının yirmibeşinci günü vefât etti. Hocasının kabrinin ayak ucuna defnedildi.


    Ahmed Şeybani, genç yaşta Hâce Hüseyn Nâgûrî’nin talebesi oldu Hocasının huzûrunda, zâhirî ve bâtınî ilimleri tahsil etti. İlim tahsilini tamamladıktan sonra, Ecmîr’e gidip yerleşti Orada yetmiş seneden fazla kaldı. Dünyâya düşkün olmaktan, haramlara ve şüphelilere düşmekten uzak bir şekilde, nefsin isteklerine muhalefet ederek, ibâdet ve tâat ile meşgûl olarak yaşardı. Zengin, fakir, tanıdık ve yabancı, herkese karşı, fitne çıkarmadan emr-i ma’rûf yapardı ve bu husûsta hiçbir zaman gevşeklik göstermezdi.

    Ahmed Şeybânî hazretleri, öğünme vesilesi sayılabilecek gösterişli elbiseler giymez, ekseriya başında külah bulunurdu. Namazlarda sarık sarardı cuma ve bayram günlerinde, sünnet olduğu için ve dünya ehlinden yanına gelenler olursa onlara karşı da heybetli olmak, İslâmın şerefini, vekarını korumak için kıymetli elbise giyerdi “Din ehlini dünyâ ehline aşağı göstermemelidir. Zîrâ dünyâ ehli, görünüşe bakarlar” buyururdu.

    Ahmed Şeybânî, fakirlere, tasavvuf yolunda bulunanlara çok hürmet ederdi. Hayvanına binmiş olarak giderken, böyle zâtlardan birini görse, hayvanından iner ve o zâtın geçmesini bekler, ellerini bağlamış olarak hürmetle dururdu.

    Ahmed Şeybânî hazretlerinin, Peygamber efendimize (s.a.v) olan muhabbet ve aşkı pek çok idi. Ona bir kimse gelerek; “Rüyamda Resûlullah Efendimizi gördüm” dese, derhâl kendisini toparlar, o kimsenin karşısında ayakta durur, elleri bağlı olarak, büyük bir hürmet ve edeb ile anlatmasını beklerdi. O kimse anlattıkça, ellerine, ayaklarına kapanır, o zâtın elbisesini yüzüne gözüne sürerdi. O kimse; “Filân yerde gördüm” derse, o yere gider, orayı öper, yüzünü sürerdi. Orada bir taş varsa, taşı yıkar, suyunu içer, o suyu gülsuyu gibi elbisesine sürerdi.

    Ahmed Şeybânî hazretleri Ecmîr’e geldiğinde, onsekiz yaşında idi. Çıktığında ise, doksan yaşına yaklaşmıştı Ecmîr’den ayrıldıktan sonra, doğum yeri olan Nârnûl’de kaldı. Üç-dört sene sonra birgün, bir meczûb kimse gelerek; “Ahmed Şeybânî! Seni göğe çağırıyorlar Hocanın huzûruna git!” dedi. O da, o gece rü’yâsında buna benzer şeyler görmüştü. Hemen hazırlanıp, hocasının memleketi olan Nâgûr’a geldi. Nâgûr’a geldikten birkaç gün sonra hastalanan Ahmed Şeybânî, hastalığı ağırlaşıp ölüm hâli yaklaşınca, ellerini kaldırarak namaza başlıyormuş gibi tekbîr aldı ve kendinden geçti. Bu hâlde iken, “Allahü ekber” diye diye rûhunu teslim eyledi. Hocasının bulunduğu kabristanda, hocasının kabrinin ayak ucuna defnedildi.


    alıntı