Ağrının derinliğİ

'Kitap özetleri' forumunda ZORBEY tarafından 27 Haziran 2011 tarihinde açılan konu


  1. Ağrının Derinliği Ece Temelkuran
    Ece Temelkuran Ağrının Derinliği
    Ağrının Derinliği Kitap Tanıtımı

    [​IMG]

    Bu kitap ne sadece Ermenilere ne de sadece Türkleredir. “Ağrı'nın Derinliği,” evsiz kalmanın, evinden uzak düşmenin acısını bilen, tahmin edebilen herkese yazılmıştır. Aidiyetimizin bize ezberlettiklerinin ötesinde bir “biz” olabilir mi? İçine hapsolmadığımız, dışına atılmadığımız bir “ev”, bir “biz” kurulabilir mi? Ece Temelkuran, Ermeni ve Türk milliyetçiliklerine yakından bakarken, toplumların “biz”lerini kurma aşamasında neleri, nasıl dışarıda bırakmış olabileceklerini anlatıyor. Her kitabında “ötede duranları” yakına getirmeyi amaçlayan yazar, bu kez de Ermeni meselesi gibi “çekinceli” bir konuyu odağına alıyor.

    (Arka Kapaktan)



    Ağrı’nın Derinliği bir röportaj kitabı aslında. Bir tabuya dönüşen ve ismi zikredildiğinde bile kimilerine ürküntü veren ‘Ermeni meselesi’ne odaklanıyor. Nedir bu Ermeni meselesi? Bir mesele midir? Bizim meselemiz midir, yoksa onların mı? Gerçekten soykırım olmuş mu? Yoksa bunlar ‘dış güçlerin’ suni bir şekilde yarattığı küllüyen bir yalandan mı ibaret? Temelkuran bu tespitleri hepten unutarak bu konunun muhataplarıyla konuşuyor. Herkesi yokluyor, onları anlamaya çalışıyor ve gelin kısa bir süreliğine de olsa onların yerine geçelim, onlar da bizim yerimize geçsin diyor. O zaman onlar ya da bizler diye bir şey kalmayacak. Anlayacağız ki bu dert, bu topraklar kadar bizim, hepimizin.

    Agrının Derinliği Özeti

    Ece Temelkuran söyleşileri gerçekleştirmek için önce Ermenistan’a gidiyor. Orada bazen sıradan insanlarla bazen bu acıyı birebir yaşamışlarla bazen de devlet adamlarıyla konuşuyor. Onları dinliyor ama bir yandan da bu ülkeyi dinliyor. Sonra Fransa’ya diasporanın kalbine gidiyor. ‘Soykırım meselesi’ni gündeme getirenlerle, Fransa’da meclisten yasayı geçirenlerle, bir zaman Asala’nın içinde yer almış ama şimdi şiddeti reddedenlerle, ülkesini bırakıp Fransa’ya yerleşen yurtsuzlarla konuşuyor. Sonunda da Amerika’ya gidiyor. Orada ise daha kodaman, daha paraya tapar hale gelmiş, Amerika rüyasının içinde kaybolmuş Ermenilerle konuşuyor. Sözü edilen üç yerde de hep farklı görüşlerle, farklı yaşamlarla bizi buluşturuyor. Yerinde tespitler yapıyor. Bütün bu söyleşilerden anlaşılıyor ki herkes biraz kırgın, kırgınlığını intikama dönüştürenler var, kırgınlığıyla yaşamasını öğrenenler de… Ermenistan’daki Ermeniler daha çok komşu olmanın verdiği yaşamsal bilgiyle de Türkiye’ye karşı daha dostane. Fransa’dakilerin ise çoğunluğu kırgınlığını acımasız bir öfkeye dönüştürenlerden oluşuyor. Amerika’da durum biraz daha değişiyor ve bu mesele paranın meselesiyle yer değiştiriyor. Öyle ki içlerinden biri bizim meselemiz topraktan öte para diyor. Ama her ne söylenirse söylensin ezber edilmiş, diplomatik konuşmalardan sonra sıra kişisel hikâyelere geldiğinde hepsinin gözleri doluyor. Geçmişi hatırlamak hepsine acı veriyor. Acı onları ayakta tutuyor. Bu topraklarda büyümüş, serpilmiş herkesin olduğu gibi…



    "Nar, Ermenilerin simgesidir. Evlenirken nar kırdırırlar gelinlere. Kaç nar tanesi dökülürse o kadar çocuğu olacağına inanılır gelinin. Bereket simgesi gibi."





    " "Siz 'Şerefe' diyordunuz değil mi? Tabii canım. Ne de olsa her halk kendisinde eksik olana kadeh kaldırırmış!"


    Elim havada asılı kalıyor. Birden öyle bir sessizlik çöküyor ki odaya, kadehlerdeki şampanya köpüklerinin tek tek patladığı bile duyuluyor. Soykırım Müzesi'nin müdürü Barseghian Lavrenti bile yardımcısı hanımefendinin, tam da kadeh kaldırırken böyle bir sertlik gösterisi yapmasını onaylamıyor. Hasar tespiti için yüzüme bakıyor...."





    " - Bizim için '1915 'te soykırım oldu mu? sorusu, '1453'te Türkler İstanbul'u fetheti mi?' sorusuna benzer. Soykırım olmadan Ermenileri konuşmak imkansızdır.

    - Tıpkı Araratsız konuşamadığınız gibi, diyorum. Kendinizi size ait olmayan bir dağa ait hissetmek nasıl bir şey?


    Ananyan bir sigara yakıyor. Efkarlanıyor:

    - Ermeniler Araratsız var olmaz. Siz ona Ağrı diyorsunuz, İncil'deki adı Ararat olmasına rağmen.


    Sesi heyecanla yükseliyor Ananyan'ın:

    -Ermenice yazan bütün şairler, Ararat'la ilgili yazmışlardır. Bir Ermeni ABD'de olsa bile kalbinde taşır Ararat'ı.

    İç geçiriyor:

    -Keşke Türkler Ararat'la ilgili ne hissettiğimizi bilselerdi. Emin olun hanımefendi, eğer hislerimizi bilselerdi, Türkiye'deki en şöven insanlar bile kamyonlara doldurup o dağı bize getirmek isterlerdi."






    "Zaten kahramanlar, belkide hiçbir zaman farkında değildir kahramanlık ettiklerinin meşgul oldukları için yaşamakla..."




    "Ermeniler sürekli olarak Türkler hakkında konuşur, düşünür ve yazar. Ama Türkler, Ermeniler hakkında hiç konuşmuyor."

    Ermeni bir üniversite öğrencisi, Phil Gamelian



    "Küçükhanım, Ararat sizin için bir yükseklik meselesidir. Bizim içinse bir derinlik meselesi!"


    Silva Gabudikyan, Ermeni şair



    "...bana göre soykırımı reddetmek birini suçlu değil, sadece aptal yapar."


    Alexis Govciyan


    "Faniler, ahir bir bilgiyi eksilterek, çoğaltarak hatırladıkları bir acıyla aktarıyorlar kendilerinden sonra gelenlere... Sonradan gelenler acıyı yaratan bilgiyi değil, sadece acıyı taşıyorlar içlerinde. Sonradan öğrendikleri sözcüklerle yeniden adlandırmak zorunda kaldıkları bir acı. Müzelerde kaidelerin üzerine konup altına insanlık adına ne kıymetli olduğu yazılamayan milyonlarca yaşantı çocuklarda saklanıyor. Bazen bir zulmü izlemenin, sonradan öğrenip dinlemenin o zulmü yaşamaktan daha yaralayıcı olduğunu bilmeyen ve hep yeterince acı çekmediğini düşünerek acı çeken çocuklara..."



    "Ermenilerinki çok özel bir durum. Bütün zamanlarını öldürüldüklerini ispatlamak için harcıyorlar. Ve bunu bugün yaşadıklarını ispatlamak için yapıyorlar."


    Fransız düşünür ve yazar Baudrillard'a atıfla...



    "Buraya ilk gelenler Amerikan toplumu tarafından kabul edilmek için isimlerini değiştirdiler. Erkekler Amerikalı kadınlarla evlendiler. Ama sonra, bizim kuşağımızda bir tür Ermeni uyanışı oldu. İnsanlar İngilizce olan soyadlarını bile değiştirdiler. Thomas'ken Thomasyan oldu mesela. Tekrar Ermeni olmaya karar verdiler. Etnik kimliklerine geri dönmek istediler... Bizlerin anne babalarının derdi Amerikalılaşmaktı. O yüzden adlarını ve soyadlarını İngilizce yaptılar. Sonra, daha eğitimli, daha zengin kuşaklar yetişmeye başlayınca Ermenilik uyanışı başladı. O kuşağın derdi de Ermenileşmek oldu. Ondan önce Ermeniliklerinden bahis bile etmiyorlardı. Amerikalıların da zaten Ermeni ne demek, haberleri bile yoktu... Anne ve babalarımız evde bile İngilizce konuşuyorlardı biz büyürken. 1950'lerde ABD'deki büün farklılıkların 'kazanda eritilmesi'(melting pot) politikası baskınken Amerikalılaşan ebeveynlerimiz sonra etnik farklılıkların siyah hareketiyle birlikte zenginlik sayıldığı günlere gelindiğinde değişmeye başladılar. Ermeniler de Ermeniliklerini yaşamaya başladılar. Ben, benim yaşımdakilerin çoğu Ermeniceyi sonradan öğrendi mesela. Bu uyanış bir tür psikolojik milliyetçiliğe yol açtı. Bu uyanış, bugün iyi gelir sahibi, iyi eğitimli, toplumsal statüsü yüksek, politik mecralarda etkin orta yaşlılar tarafından yaşandığı için de Amerikan politikaları ve politikacıları üzerindeki etkileri giderek yükseldi."




    " -Biz toprak değil, para istiyoruz!

    Net! Çat diye! Gerçek bir 'Amerikalı' gibi! Devam ediyor:

    - Bizim vermek istediğimiz mesaj budur. Sizin aracılığınızla vermek istediğimiz mesaj. Fiyatta anlaşırız. Bu fiyatı saptayacak uzmanlar var. Üstelik Türkiye kabul ettiği takdirde o parayı Avrupa ve Amerika verir zaten. Sizin cebinizden çıkmaz yani... Bu hesaba göre Türkiye'nin inkarcılık politikasının Amerika'daki lobisini yapmak için harcadığı para zaten yetiyor tazminatı ödemeye... Bu mesajı Türkiye'ye iletmelisiniz. Sonsuz acımız için sonlu bir rakam istiyoruz. Anladınız değil mi?"



    İsminin yayınlanmasını istemeyen Amerikalı bir Ermeni lobici