Ağız Kenarı Çatlakları

'Sağlık bilgisi' forumunda Violet tarafından 18 Nisan 2011 tarihinde açılan konu


  1. Ağız Kenarı Çatlakları,


    Ağız Hastalıkları
    Çocuklarda oldukça sık karşılaşılan ağız hastalıkları genellikle ciddi belirtiler vermese de bazen beslenmeyi çok zorlaştıran sorunlar yaratabilir. Temizlik kurallarına uymak, ağız sağlığı konusunda dikkatli ve özenli olmak bu tür hastalıkların önlenmesinde en etkili yoldur.


    Pamukçuk
    Pamukçuk hastalığının etkeni, bilimsel adı Candida albicans olan ve ağız boşluğunda insana zarar vermeden bulunabilen mikroskobik bir mantar türüdür. Çeşitli hastalıkların ortaya çıkması, yetersiz beslenme, uzun süre antibiyotik kullanma gibi vücut direncini azaltan etkenler bu mantarı hastalık yapıcı hale getirir. Vücut direnci azalınca gelişmek için uygun bir ortam bulan mantar hızla koloniler oluşturarak çoğalır. Bu koloniler dil ve yanağın iç yüzeyi gibi ağzın büyük bir bölümünü kaplayabilir. Kızarmış ağız içi mukozası üstünde mercimek büyüklüğünde beyaz alanlar pamukçuğun tipik lezyonlarını oluşturur.

    Lezyonlar özellikle başlangıç evresinde seyrek ve küçük olduğundan, gelişen bu mantar kolonileri beslenme sonrasında dil kenarları ve dişetlerinde kalmış süt kesmikleriyle karıştırılabilir. Ama pamukçuk odakları temizlenmeye çalışılırsa ağız mukozasına sıkıca yapıştıkları ve bulundukları yerlerden ayrılmadıkları görülür.

    Pamukçuk lezyonları ağrılı değildir. Ağız içiyle sınırlı kalan bir enfeksiyon ağır sorunlara yol açmadan geçebilir. Ama bazen mukoza şişliği ve kolonilerin genişlemesi hafif bir ağrıya yol açar. Bu ağrı özellikle bebek meme emerken dil ve yanakların memeye yaslanarak baskı altında kalması sonucu artar. Ağrı duyan bebek ağlar ve çoğu zaman meme almayı istemez. Bu dolaylı etki bebeğin daha az beslenmesine, genel durumunun daha da bozulmasına ve mantarların gelişmesine uygun bir ortam hazırlayarak lezyonların yaygınlaşmasına neden olur. Hastalığın giderek ağırlaşan sonuçlarını engellemek için hemen tedaviye geçilmeli ve lezyonların yaygınlaşması engellenmelidir.


    • Tedavi - Pamukçuk tedavisinde doğrudan mantar kolonilerini, yani beyaz alanları kaldırmaya yönelik girişimden kaçınılması gerekir. Çünkü bu tür girişimler mantarı uzaklaştırmaya yaramaz. Geride kalan üzeri soyulmuş kırmızı ve ağrılı yüzey mantarın daha kolay gelişebileceği bir ortam oluşturur. Süt çocuğunun ağzı mukozayı örselemeyecek biçimde günde birkaç kez ve en iyisi beslenmeden sonra mikrop öldürücü çözeltilerle temizlenmelidir. Kullanılabilecek çözeltiler arasında metilen mavisi ve borik asitin gliserindeki yüzde 1'lik çözeltisi sayılabilir. Bu tedaviye mantar öldürücü bir ilaç da eklenmelidir. Bu tip ilaçlar günümüzde pamukçuğa karşı yaygın biçimde kullanılmaktadır. Bunlar hap biçiminde alınabileceği gibi doğrudan hasta mukoza üzerine de uygulanabilir. Pamukçuğun tedavisi oldukça basittir ve geç kalmadan başlatılan tedavi hızla etkisini gösterir. Tersi durumlarda lezyonlar genişler; yutak, solunum yolları ve sindirim sistemini de içerebilecek ölçüde yaygınlaşır.

    Tedavisi çok kolay olan pamukçuğun ağır ve tehlikeli durumlar yaratmasına fırsat tanımak gerçekten çok büyük bir hatadır.
    Stomatit
    Stomatit, yani ağız içi iltihabı her yaştaki çocukta ortaya çıkabilir ve genellikle kendi başına değil, başka bir hastalığa eşlik eden bir bulgu olarak görülür. Akut enfeksiyon hastalıkları ve uzun süren antibiyotik tedavisinin ardından; bazen de sorunlu diş çıkarmaya, pamukçukta olduğu gibi vücut direncinin zayıflamasına ve vitaminlerin yeterince alınmadığı kötü beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkar.

    • Ağız nezlesi - Daha çok bakımsız çocuklarda ya da ağız temizliği yaparken mukozayı örseleyecek ölçüde aşırıya kaçıldığı durumlarda görülür. Ağız mukozası yaygın biçimde iltihaplanmış, kızarmış, şişmiş ve ağrılıdır.

    Bebeğin vücut sıcaklığında biraz yükselme görülebilir. Belirgin bir genel belirti bulunmasa bile, bebek ağrıyan ağzından ötürü huzursuzdur ve yemek yemek istemez. Belirtiler özgül bir tedaviye gerek kalmadan, iki üç gün içinde kaybolabilir. Ağzı gargarayla temizlemek hem ağrıyı azaltması, hem de ikincil enfeksiyonları engellemesi bakımından yararlı olabilir.

    • Uçuklu stomatit - Ender görülen bu tip ağız içi iltihabı topluiğne başı büyüklüğünde veziküller (içi sıvı dolu kesecik) oluşturur. Bu veziküller damak ve yanak mukozasında üzüm salkımını andıran kümeler oluşturmaya eğilimlidir. Lezyonun çevresindeki mukoza biraz kırmızılaşabilir. Dişetleri genellikle bu hastalıktan etkilenmez. Lezyon yutak duvarına da ender durumlarda yayılır. Hastalığa bağlı olarak vücut ısısı biraz yükselir.

    • Aftlı stomatit - Bulaşıcı bir hastalıktır. Aile içinde, yakın ilişkide bulunulan arkadaşlar arasında kolayca yayılır. Etken uçuk virüsüne çok benzeyen bir virüstür. Başka akut enfeksiyonlara bağlı olarak virüsün etkinlik kazanmasına oldukça sık rastlanır. Ateş genellikle yüksektir. Bazen mukoza döküntüleri başlamadan önce ortaya çıkabilir. Genel durum belirgin biçimde bozulmuştur. Huzursuz olan bebek ağız içinde artan ağayla birlikte beslenmeye karşı koyar. Bazen beyinle ilgili belirtiler de bu hastalık tablosuna eşlik edebilir. Tanı açısından ağız mukozasında hafif kabartılı ve bazen kırmızımsı bir alanla çevrelenmiş beyaz-sarımsı plakların görülmesi çok önemlidir. Hastalık, adının çağrıştırdığı anlamdan farklı olarak, vezikülle değil, epitelin yüzey katmanlarından fibrinli sıvı sızmasıyla kendini belli eder. Hastalık genellikle ağız boşluğunun ön bölgelerini, dudakları, dili, yanak mukozasını, yumuşak damak ve ender durumlarda bademcikleri etkiler. Çoğu kez aftlar ağız çevresi derisine de yayılır. Aftlı stomatit salya artışına neden olur. Ağız mukozasındaki bu özgül belirtilerin yanı sıra mukoza ve özellikle dişetlerinde yaygın iltihaplanma da görülür. Bu gelişmeyle birlikte mukoza şişmiş ve yumuşamıştır. Dişetleri dişten ayrılabilir ya da şişerek dişlerin serbest kenarlarını örtebilir. En ufak dokunmayla bile kanama ortaya çıkabildiğinden dudaklar üzerinde yara kabuklan bulunabilir. Bu kabuklanma da gerçek iltihaplanma durumunu gizler. Ayrıca birleşen aftlı alanlar tanıyı güçleştirebilir. Dişeti mukozasının hastalıktan ağır biçimde etkilenmesi difteriyle ayırıcı tanıda önem taşır. Çünkü ağız difterisi ender durumlarda dişetinden başlayarak gelişir. Suçiçeğine benzer döküntüler sık sık yumuşak damakta da ortaya çıkarak aftlı stomatite benzer bir hastalık tablosuna yol açar. Ayırıcı tanıda önem taşıyan suçiçeği, ancak derinin dikkatli bir biçimde incelenmesiyle dışta tutulabilir. İkincil enfeksiyonların ortaya çıkması ise ülserlerin oluşmasına neden olur.

    Aftlı stomatiti olan bebeğin beslenmesi büyük ölçüde zorlaştığından, bu sorunun öncelikle çözülmesi gerekir. Bebeğe kolay çiğnenen ya da çiğnemeye gerek bırakmayan ılık muhallebi ya da benzeri sütlü tatlılar verilmelidir. Bu yiyecekler yüksek besleyici özellikleriyle bebeğin yeterli miktarda kalori almasını sağlar.

    Ağız içi iltihabının genellikle altı ya da yedinci günlere denk düşen iyileşme döneminde bebekler artık bisküvi gibi katı besinleri de alabilecek duruma gelirler. Antiseptik ya da Lugol çözeltileriyle tedavi birçok hekimin uyguladığı bir yöntemdir. Ama kendiliğinden geçen aftlı stomatitin bu tedaviyle daha hızlı bir biçimde iyileştiği söylenemez. Tedavinin gargaralar ve papatya çayıyla sınırlı tutulması daha doğrudur. Bebek çok küçükse, ucuna iğne takılmamış bir plastik enjektöre bu sıvılar çekilerek ağız içi temizliği yapılabilir. Önceden belirtildiği gibi aftlı stomatit bulaşıcı bir hastalıktır. Bu nedenle hastanın başka çocuklarla teması engellenmeli, genel temizlik kurallarına aşırı özen gösterilmeli, bebeğin çamaşırları kaynatılarak mikroplardan arındırılmalıdır.

    Hafif antiseptik olarak, yutulduğunda bile sorun yaratmayacak Ölçüde seyreltilmiş oksijenli su kullanılabilir. Bu su lastik bir boruyla ağız içine püskürtülebilir. Boru her kullanımdan önce mutlaka mikroplardan arındırılmalıdır.

    • Ülserli stomatit - Stomatitin bu tipi çoğu zaman çürük dişte ya da dişleri saran dişetinde başlar. Bu bölgede dişeti şişmiş ve grimsi bir renk almıştır. Daha sonra üzeri sarımsı gri bir katmanla örtülü derin ülserler ortaya çıkar. Diş önce yuvası içinde sallanmaya başlar ve sonra da düşer. Ülser oluşumu yakın bölgelere, dil ve yanak mukozasına yayılma eğilimi gösterir. Oluşan yaygın doku ölümüne bağlı olarak nefes kötü kokar. Çok ağrılı olan bu lezyonlar bebeğin beslenmesini son derece güçleştirir. Bölgesel lenf bezleri şişmiştir. Ateş yükselirse hastanın genel durumu da bozulur. Diş çürümesine yol açan mikroplar çevre dokulara geçmeden dişle sınırlı kalabilir. Ama bazı koşullar çürük etkenlerini yaygınlaştırarak ülserli stomatite yol açar. Gerçekten uzun süre kötü ya da yanlış beslenme bu hastalığın ortaya çıkmasında belirleyici bir rol oynamaktadır. Yapılan araştırmalar C ve A vitaminlerinin eksikliği sonucu ülserli stomatitin daha kolay geliştiğini ortaya koymuştur. Belirleyici öbür etkenler arasında kızamık gibi ağır seyreden enfeksiyon hastalıkları sayılabilir.

    Ayırıcı tanıda cıva zehirlenmesine bağlı stomatit ve iskorbüt hastalığı önem taşır. Basit dişeti iltihaplarıyla sınırlı kalacak diş çürükleri bu gibi durumlarda ağız mukozasında ülserli lezyonlara neden olabilir. Doku ölümü lösemiye (kan kanseri) ya da agranülositoz (kanda alyuvarların büyük bir bölümünü oluşturan granülositlerin bulunmaması, dolayısıyla kişinin enfeksiyonlara karşı savunmasız kalması) gibi hastalıklara bağlı olarak gelişebilir. Tedavide bol miktarda meyve suyu, kaymak ve beyazpeynirden oluşan uygun bir beslenme düzeni korunmalıdır. C vitamini damar içine de verilebilir (100-200 mg askorbik asit). Gargara seyreltilmiş oksijenli su ya da çok seyreltilmiş potasyum permanganat içeren çözeltiler kullanılarak hazırlanabilir.
    Dudak Kenarı Çatlakları
    Dudak kenarı çatlaklarının tedavisinde bu oluşumlara yol açan etkenlerin belirlenmesi ve bunların giderilmesi hedeflenir. Bu etkenler arasında dudak ısırması, temizlik maddelerine bağlı örselenme, kurumuş dudakların soğuk ve kuru havayla karşılaşması ve genel ateşli hastalıklar sayılabilir. Hafif lezyonlar için vazelin ve benzeri pomatların sık sık sürülmesi yeterlidir. Daha derin çatlaklar için antibiyotikli pomatlar kullanılmalıdır.
    Dil Lezyonları
    Ağız içi hastalıklarından söz ederken dilde oluşan lezyonlara da değinmek gerekir. Genel hastalıklar sırasında dilde bazı değişikliklerin görüldüğü yaygın biçimde bilinen bir gerçektir. Bağırsak hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalık sırasında dil "paslı" görülür. Ama bazı lezyonlar doğrudan dili ilgilendirir ve yalnızca bu organla sınırlı kalır. Örneğin halk arasında "kurbağacık" denen durumda dilin alt yüzünü ağız tabanına bağlayan bağ kısadır ve dilin hareketlerini, özellikle de yukarı kaldırılmasını önemli ölçüde engeller. Bebek meme ememez ve konuşma çağına geldiğinde dil hareketleri kısıtlı olduğundan sözcükleri tam olarak çıkaramaz.