Agahi Kimdir hayatı,Agahi eserleri

'Biyografi' forumunda Ezlem tarafından 5 Ocak 2011 tarihinde açılan konu


  1. ozanlar:Agahi,Agahi yaşamı,Agahi eserleri nelerdir,Agahi biyografisi,Agahi türkülerinin sözleri

    Agahi

    860 - 1921. Şarkışla’nın Kılıççı köyünde doğdu. Asıl adı Veliyüddin’dir. Ancak genellikle Veli olarak bilinir. Bazı kaynaklarda doğum tarihi 1875, ölüm tarihi ise 1916 olarak verilmektedir.

    Aslen Arapkir’den Şarkışla’ya göçen bir ailenin çocuğu olan Agahi, aşıklık geleneğini ve şiiri, asıl adı Mahmut Derviş olan Zileli Vacit’ten öğrendi.

    Bazı kaynaklara göre okur yazar olmayan ve Alevi dergahlarında kendini yetiştiren Agahi’nin şiirleri Anadolu’nun çeşitli yerlerinde söylenmektedir. Şiirlerinde uzun bir süre Veli mahlasını kullandığından aynı adlı öteki şairlerle/aşıklarla karıştırılmaktadır. Agahi mahlasını ise ne zaman ve kimden aldığına ilişkin kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

    Şarkışlalı Agahi genellikle dini içerikli taşlama konularına ağırlık vermesine karşın duygu ve sevgi şiirlerinden de birçok güzel örnek bıraktı.

    Dönemin Beyrut Valisi aracılığıyla Sivas Valisi Reşit Akif Paşa tarafından bir dönem Şarkışla Tahsildarlığı görevine getirilen Agahi, İstanbul’dan Rodos’a, Adana’dan Halep’e dek birçok yeri dolaştı.

    1911 yılında Pınarbaşı tahsildarlığına geçti. Ancak bir süre sonra ayrılarak köyüne döndü. Sonraki 5 yıl köyünde yaşadı. Yakalandığı kolera hastalığından öldü. Bazı araştırmacılara göre, mezarı Şarkışla’dadır.

    Ayrıca yine Şarkışla ve Rumeli yörelerinde yaşamış Agahi adlı başka aşıkların olduğu varsayılmasına karşın bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.


    Eserlerinden bazıları:

    Dağıtır

    Gam kasavet keder başa derildi
    Ancak bu yarayı yazan dağıtır
    Bu dert bize ta ezelden verildi
    Sinemdeki olan yürek dağıtır

    Gönül tutulmazdı her tuzak ile
    Ahir tutup bent ettiler bağ ile
    Dağ vurdular dağladılar dağ ile
    Dediler ki bizim yozun dağıtır

    Görmez misin şu Ferhat’ın işini
    Kerem sevda ile çekti dişini
    Ben de mesken edim bir dağbaşını
    Desinler ki bu dağ Mecnun dağıdır

    Dertli Kerem ile Behlül-i Dana
    Onlar aşk elinden oldu divane
    Agahi şuara olmuştur amma
    Saçma sapan söyler sözü dağıtır


    Diyerek

    Sofu sen kendini arif sanırsın
    Benden özge arif yok yok diyerek
    Sureti zahirde kafa sallarsın
    Oturur kalkarsın hak hak diyerek

    Güş eyle pendimi ey sofu zade
    Sen bu gönül ile kalırsın dağda
    Senin gibi gezer leylek havada
    Geçirir ömrünü lak lak diyerek

    Onda körsün eğer bunda kör isen
    Rah-ı erenlerden bihaber isen
    Yarın hakkın divanına varırsan
    Kovarlar dışarı çık çık diyerek

    Agahi’nin bu sözünde durmazsan
    Ebedi kör kalın meydan görmezsen
    Hacı Bektaş tarikine girmezsen
    Sonra canın çıkar hık mık diyerek


    Geldi

    Dost eline giden sail dur eğlen
    Muhabbetnamenin sırası geldi
    Mevlayı seversen hemen bir eğlen
    Şimdilik gönlüme burası geldi

    Gelmedi sevdiğim bilmem ne güne
    Tahammül kalmadı düne bugüne
    Hayal meyal yar gözlerim ögüne
    Sevdiğim kaşların karası geldi

    Nice yetimler var halli balınca
    Boynu eğri benzi sarı kalınca
    Çıkmaz bu dert benden ta ki ölünce
    Derler ki yürekte yarası kaldı

    Mektubum ol yare var böyle söyle
    Bunca hasiretlik kalır mı böyle
    Vacida eğlenme gel kerem eyle
    Vallahi Veli’nin göresi geldi


    Söyle

    Hasbi arzuhalim ol nazlı yare
    Candan cananıma var selam söyle
    Bu derdi zahmime eylesin çare
    Gül yüzlü yarime var selam söyle

    Gelsin şu halime bir rahim etsin
    Tarikat ilmini bir tarif etsin
    Her ne dek cürümüm varsa affetsin
    Adalet şahına var selam söyle

    Agahi ayrılık bize kisb ü kar
    Eriştir menzile hasbeten nikar
    Sevdiğim yadlara etme itibar
    Düşürme şanına var selam söyle.