Afyonun Şehitler Kayası Efsanesi

'Türkiye Coğrafyası' forumunda ZeuS tarafından 24 Haziran 2011 tarihinde açılan konu


  1. Afyon Şehitler Kayası Efsanesi,
    Afyon'un Şehitler Kayası Efsanesi,
    Afyonun Şehitler Kayası Efsanesi nedir

    Şehitler Kayası Efsanesi Afyon

    Balkan Türklerinin anlattığı efsanelerden biride Şahitler Kayası Efsanesi'dir.
    Şu dağın eteğinde bir köy, köyün de deli dolu bir çobanı varmış Çobanlığına diyecek yokmuş ama, bir var ki, huyunu suyunu beğenmediklerinin ineğini danasını gütmezmiş Yıllardan bir yıl, bu köye bir kıran girer Sürü koymaz kırar geçirir Köyün ağzını bıçak açmaz Velakin, bizim deli çobanın güttüğü ineklerden birinin burnu bile kanamaz İneklerin bir tüyüne bile zarar gelmez

    Elde iyiler çok ya kötüler de yok değil Çoban, köyün gözü kendi sürüsünün içinde iken “Elemtere fiş, kem gözlere şiş” demeyi akletmez İneklerden birine nazar değer Gülsüm Aba’nın ineği buzağıladıktan üç gün sonra “çat” diye çatlar
    Çoban o akşam dağdan dönünce köyün alt başında bu kara haberi alır, neye uğradığını bilmez Seğirtir oraya gider

    Görür ki ne görsün, sarı inek serilmiş orta yerde yatıyor, yavru buzağı da orta yerde meleyip duruyor Gülsüm Aba dersen, kanı iliği kurumuş, iki eli böğründe kalmış Çoban utana sıkıla:

    -Gül Aba, Gülsüm Aba! Bir kaza belâ savmışsın, bunla geçmiş olsun Veren Allah yine verir Sakın meraklanayım deme Körpeyi düşünüyorsan, onu da bana bırak Ben her sabah omuzuma vurur dağa götürürüm onu Ne sanki yumruk kadar karını var Sabah bir, akşam iki emerse dişleri otu çöpü kesecek olur der

    Dediğini de eder Günlerce buzağayı omuzunda götürür, omuzunda getirir yola yokuşa vurmaz Kendi avucu içinde suyunu içirir, o kadar inek içinde bir yavruyu geçindirir Dizinin dibinden, gözünün önünden ayırmaz Buzağı kısa sürede fıstık gibi olur

    Bir öğle vakti otururken gaflet gelip kısa bir süre dalıverir O ara buzağı takılır bir ineğin peşine tırmanır dağa doğru Çoban gözünü açınca bunu görür fırlar peşine fakat huysuzlanan inek yanındaki danaya boynuzunu takınca zavallı danayı uçurumdan aşağı yuvarlar Çoban yetişip danayı ölümden kurtarır fakat dananın bir ayağı kırılır Gülsüm aba çok üzülür üzüntüsünü belli etmez ama komşuları Gülsüm Aba’nın oğlunu fitlerler

    Oğlan orta yerde ağzına geleni söyleyip çobana bağırır “Yok inek vurduydu, yok
    dağdan yuvarlandıydı, sen bu kavalı kavaklara çal, bu mavalı başkalarına oku, beni kandıramazsın Mutlak deliliğin tutmuş, bir taş atıp sen kırmışsındır Hani şahidin? Kim gördü, seni yalancı deyince çoban ne diyeceğini şaşırır:

    buna şahit der Sonra başını köyün tepesine doğru dikilen koca dağa kaldırarak:
    -Hey dağlar, taşlar! Allah için siz söyleyin, bu böyle olmadı mı? Sarı buzağının ayağını kara öküz vurup kırmadı mı? Diye seslenir

    Olacak olur ya, o anda iki kaya parçası dağdan koparak köyün üstüne doğru
    yuvarlanmaya başlamaz mı Çoban olduğu yerde göğsünü gere gere şahitlerini karşılar ama, ötekiler koydunsa bul yerinde Pabucunu bırakıp kaçan kaçana O günden sonra bu dağın adı “Şahitler Kayası” kalır .