Abdullah bin menâzil

'İslami Bilgiler' forumunda Dark tarafından 23 Ağustos 2009 tarihinde açılan konu


  1. ABDULLAH BİN MENÂZİL

    Evliyânın meşhurlarından. İsmi Abdullah bin Muhammed bin Menâzil, künyesi Ebû Muhammed'dir. Doğum târihi bilinmemektedir. 940 (H. 329) senesinde Nişâbur'da vefât etti. Kabri Enbâr şehidliğindedir. Hocası evliyânın büyüklerinden olan Hamdun Kassâr hazretleridir. Onun derslerinde ve sohbetlerinde yetişip zâhir, bâtın, açık ve gizli ilimlerde âlim oldu. Tasavvufta yüksek haller, fazîletler sâhibi ve hadîs ilminde âlim idi. Pek çok hadîs-i şerîf dinlemiş ve yazmıştır.

    Abdullah bin Menâzil, Hamdun bin Ahmed'den nasîhat istemişti. O da; "Gücün yettiği ve elinden geldiği kadar dünyalık bir şey sebebiyle kızmamaya gayret et." buyurdu.

    Abdullah bin Menâzil hazretleri buyurdu ki:

    "İnsanlar edebe, ilimden çok daha fazla muhtaçtır."

    "Devamlı utanmaktan ve sıkılmaktan bahseden, fakat Allahü teâlâdan sıkılmayan kimseye ne kadar şaşılır."

    "İhtiyâcı olmayan bir şeye muhtâc gözüken, muhtâc olduğu bir şeyi kaybeder."

    "Allahü teâlâ çeşitli ibâdetleri bildirdi. Sabrı, sıdkı, namazı, orucu ve seher vakitleri istiğfâr, tövbe etmeği buyurdu. İstiğfârı en sonra söyledi. Böylece kula, bütün ibâdetlerini, iyiliklerini kusûrlu görüp, hepsine af ve mağfiret dilemesi lâzım oldu."

    "Çalışıp da tevekkül etmek, bir yere çekilip ibâdet yapmaktan hayırlıdır."

    "Kendisinden ilim öğrendiği zâtta, ayıp ve kusur arayan, onun ilminden, feyiz ve bereketinden faydalanamaz."

    "Tevekkül sâhibi, her şeyden yüz çevirip Allahü teâlâya dönen kimsedir."

    "Farzlardan birini edâ etmeyen, sünneti yapmama belâsına yakalanabilir. Sünneti terk edenin ise bid'ate, hurafeye düşmesi muhakkaktır."

    "Sâhib olduğun zamanların en üstünü, nefsinin istek ve arzularından kurtulduğun ve halk için kötü düşünmediğin vakittir."

    "Nefsi için bir hizmetçi istemediği müddetçe kul, kuldur. Kendisi için bir hizmetçi istedi mi, yüksek derecesinden düşmüş ve kulluğun edeblerini terkedip sınırlarını aşmış olur. Çünkü başkasının kendisine hizmet etmesini isteyecek kadar nefsini büyük görmüştür."

    "Eğer bir kul ömrü boyunca bir an riyâ ve nifaksız kalırsa, o bir ânın bereketini ömrünün sonuna kadar duyar."

    "Ârif, gafletten uzak olup, hiçbir zaman kendini beğenmez, ucba kapılıp kibirlenmez."

    "Edeb nedir?" diye sorulunca; "Çok çeşitli târifleri yapılmıştır. Biz deriz ki, edeb insanın nefsini bilmesi, tanımasıdır." buyurdu.

    "İnsanlar kendi şekâvet ve haksızlıklarına, haddi aşmaya âşık olurlar. Yâni dâimâ kendilerini bedbaht edecek şeyleri yapmak isterler."

    Ebû Ali Dekkâk, Abdullah bin Menâzil'in vefâtını şöyle anlatmıştır:

    Bir gün Ebû Ali Sekafî ile konuşuyorlardı. Söz arasında Abdullah bin Menâzil, Ebû Ali Sekafî'ye; "Ölüme hazır ol, çünkü ölümden kurtulmanın çâresi yoktur." dedi. Bunun üzerine o zat; "Ey Abdullah sen de hazır ol, şüphesiz öleceksin." deyince Abdullah bin Menâzil hazretleri kolunu yastık gibi uzattı, başını kolunun üzerine koydu ve; "İşte öldüm." diyerek, kelime-i şehâdeti söyledi ve o anda vefât etti.

    Bu durum karşısında Ebû Sekafî hazretleri donakaldı. Söyleyecek bir söz bulamadı. Çünkü Abdullah bin Menâzil'e fiilen mukâbele etmek imkânına sâhip değildi. Ebû Ali Sekafî'yi dünyâya bağlayan bir takım sebepler vardı. Abdullah bin Menâzil'in ise Allahü teâlâdan başka meşgûliyeti yoktu. Dünyâ ile alâkasını kesmişti.

    SON NEFES BELLİ OLMAZ

    Abdullah bin Menâzil, ulemâdan, büyük zat,
    Nişâbur'da yetişip, orada etti vefât

    O, bir gün vâz ederken, buyurdu ki: (Ey insan!
    Hazırlan son nefese, deme daha var zaman.

    O "son nefes" dediğin, gelir bu gün, ya yârın,
    Şimdi ne hazırlarsan, işte o, senin kârın.

    Her nefesi alırken, âgâh ol, etme gaflet,
    Her birinin, son nefes olduğunu kabûl et.

    Her namazı kılarken, de ki: "Hiç belli olmaz,
    Bu, benim kılacağım, belki de en son namaz."

    Her yemek yediğinde, de ki: "Bu, son yemeğim,
    Öbür öğüne kadar, belki gelir ecelim."

    Her gece abdest alıp, girerken yatağına,
    De ki: "Belki ölürüm ve çıkamam yarına.")

    Nasîhat istemişti, kendisinden bir mü'min.
    Buyurdu: (Öfkelenme, dünyalık bir şey için.

    İnsan öfkelenince, örtülür aklı o an,
    Şeytan onun boynuna "bir yular" takar heman.

    O, kendi aklı ile, edemez hiç hareket,
    Zîrâ onun aklını, örtmüştür öfke, hiddet.

    "Şeytanın oyuncağı", olur artık o kişi,
    Onun emrine göre, yapar o, her bir işi.

    Peygamber efendimiz, buyurdu ki bu bâbda:
    "Hemence oturunuz, kızdıysanız ayakta.

    Eğer oturmakla da, sâkin olmaz iseniz,
    Bir mikdar yatınız ki, zâil olsun öfkeniz.")