Abdullah Archibald Hamilton

'Biyografi' forumunda Wish tarafından 19 Ekim 2008 tarihinde açılan konu


  1. Abdullah Archibald Hamilton

    Sir Archibald Hamilton, İngiltere’nin tanınmış bir diplomatı olup, Birinci Cihan Harbinde deniz subayı olarak vazife yapmıştır. Meşhur bir aileden gelmekte olup, baronet (Baron adayı demekdir) ünvanı taşımaktadır. 1923 senesinde İslam dinini kabul etmekle şereflenmiştir.

    Niçin müslüman oldum ?

    Büluğa erdikten sonra, İslam dininin sadeliği ve billur gibi berraklığı, beni daima kendisine cezbetmişti. Bir hıristiyan olarak doğduğum ve bir hıristiyan terbiyesi aldığım halde, batıl akidelere bir türlü inanmamış, daima hakkı, hakikati ve mantığı, körü körüne inanışlara tercih etmiştim. Ben, bir tek Allaha, huzur ve ihlas ile ibadet etmek istiyordum. Halbuki ne Roma kilisesi “katoliklik”, ne de İngiliz kilisesi “protestanlık”, bunu bana sağlıyamıyordu. İşte bu sebeple beni tam tatmin eden müslümanlığı, vicdanımın telkinine uyarak kabul ettim ve ancak ondan sonra, kendimi Allahu tealanın hakiki kulu ve daha iyi bir insan olarak hissetmeğe başladım.

    Ne yazık ki İslamiyet, birçok hıristiyanlar, cahiller tarafından, yanlış, uyuşturucu ve yalan, uydurma bir din olarak anlatılmışdır. Halbuki, Allahu teala indinde hak din İslamiyettir. İslamiyet, kuvvetlinin zayıflarla, zenginlerin fakirlerle birleşmesini sağlayan mükemmel bir dindir. İnsanlar iktisadi bakımdan esas olarak üç sınıfa ayrılırlar. Bu sınıflardan birincisi, Allahu tealanın birçok nimetlerle zengin ettiği kimselerdir. İkinci sınıf, hayatını kazanmak için çalışmak zorunda olanlardır. Bir de üçüncü sınıf vardır. Bu sınıfda bulunanlar, kendi kusurları olmadığı halde, kafi derecede kazanamayanlar, işsiz kalanlar, iş yapamaz hale gelenlerdir ki, fakirlik ve zaruret içindedir. İşte İslam, bu üç sınıfın da birbiriyle kaynaşmasını sağlar. Zengin olanın fakire yardım etmesini emreder. Zilletin, ızdırabın ortadan kaldırılması sebeblerini ihsan eder.

    İslam dini aynı zamanda insanların çalışma kudretine, şahsi gayretine ve iş görmek kabiliyetlerine de ehemmiyet verir. İslam kanununa göre sahipsiz bir araziyi fakir bir çiftçi, belirli bir zaman kendi gayreti ile işlerse, arazi onun olur. İslam dini, yıkıcı değil, yapıcıdır.

    İslam dini, kumarı ve ona benzeyen bütün kötü, zararlı oyunları men eder. İslam dini, insanı sarhoş eden bütün içkileri de men eder. Hakikaten dünyada insanların başına gelen felaketlerin çoğunun sebebi, kumarla içkidir.

    Biz müslümanlar, herşeyin kader elinde esir olduğuna inanan kimseler değiliz. İslamda bahis konusu olan “kader”, hiç bir şey yapmadan, ağzını havaya açarak her şeyi Allahu tealadan beklemek demek değildir.Tam bunun aksine, Kuran-ı Kerim’de Allahu teala daima çalışmağı emir etmekdedir. İnsan bütün gayreti ile çalışacak, bütün zahiri sebeblere yapışacak, ancak ondan sonra Allahu tealaya tevekkül edecekdir. Çalışmadan önce değil, çalışırken, başarabilmek, kazanmak için, Rabbine yalvararak, Ondan yardım bekleyecekdir. İslamın “Hayr ve Şer (iyilik ve kötülük) Allahu tealadan gelir”akidesi, herşeyi Allahu teala yaratır demektir. İslamiyetde “Hiç bir şey yapmadan boş durmak” diye bir şey yoktur. Kader, olacak herşeyi, Allahu tealanın ezelde bilmesi ve bildiklerini, zamanları gelince, yaratması demekdir.

    İslamiyet, insanların günahkar olduğu, günah ile doğduğu ve bütün hayatı müddetince keffaret vermeğe mecbur olduğunu, asla kabul etmez. İslamiyet, insanların, erkek ve kadın olarak, Allahu tealanın kulları olduğunu, kadın erkek arasında zeka, akıl, düşünce ve ahlak bakımından mühim fark bulunmadığını beyan eder. Ancak, erkekler daha güçlü, kuvvetli yaratıldıkları için ağır, yorucu işler ve nafaka temini bunlara verilmiş, kadınlar, daha rahat, daha neşeli bırakılmak suretiyle mesud kılınmıştır.

    İslamın bütün müslümanları birbiri ile nasıl kardeş yaptığı hakkında fazla bir şey söylemek istemiyorum. Zira bütün dünya müslümanların nasıl birbirini sevdiklerini, birbirlerine muavenet, yardım ettiklerini bilir.Müslümanlıkta, zengin, fakir, soylu, köylü, memur, işçi, tüccar, herkes Allahu tealanın huzurunda birdir ve birbirinin kardeşleridir. Ben, hangi müslüman memleketine gitdiysem, kendimi kendi evimde ve kardeşlerimin yanında hissettim.

    Son olarak şunu söyliyeceğim:İslamiyet, insanları bütün gün boyunca hem dürüst çalışmağa ve hem de Allahu tealaya karşı kulluk, ibadet vazifesini yapmağa davet eder. Bugünkü hıristiyanlık ise, insanları yalnız Pazar günü, güya dua etmeğe, diğer günlerde ise, Allahu tealayı tamamen unutarak, dünya işlerine, günahlara sevk eder.

    İşte, bütün bunlar için müslüman oldum ve müslüman olduğum için iftihar ediyorum.