Abdül Hak Kimdir, Hayatı

'Biyografi' forumunda Sitem tarafından 19 Kasım 2011 tarihinde açılan konu


  1. AbdülHak Kimdir, Hayatı
    Abdülhak Hamit Tarhan biyografisi
    Abdülhak Hamit Tarhan kimdir

    Abdülhak Hamit Tarhan Kimdir, Hayatı

    2 Ocak 1852'de İstanbul'da doğdu. Hekimbaşı Abdülhak Molla'nın torunu, tanınmış tarihçi ve Tahran Büyükelçisi Hayrullah Bey'in oğlu. Kısa süre Rumelihisar Rüşdiyesi'ne devam etti. Yanyalı Tahsin Hoca ile Edremitli Bahaeddin Efendi'den özel dersler aldı. 1862'de 10 yaşındayken ağabeyi ile birlikte Paris'e babasının yanına gitti. Bir süre Paris'te eğitim gördükten sonra 1864'te İstanbul'a döndü. Yaşının küçüklüğüne rağmen Bab-ı Ali'de tercüme odasına katip olarak girdi. Bir yıl sonra Tahran Büyükelçiliği'ne atanan babasıyla birlikte İran'a gitti. Farsça öğrendi. Babasının 1867'de ölümü üzerine İstanbul'a döndü. Maliye Mühimme Kalemi'ne girdi. Şûra-yı Devlet ve Sadaret kalemleri'nde çalıştı. 1871'de Fatma Hanım'la evlendi.1876'da Paris Büyükelçiliği İkinci Katipliği'ne atandı. 1878'de görevden alındı, iki yıl açıkta kaldı. 1881'de Gürcistan'da Poti, 1882'de Yunanistan'da Golos konsolosluklarına, 1883'te Bombay Başkonsolosluğu'na atandı. Bombay'dan gemiyle İstanbul'a dönerken uğradıkları Beyrut'ta eşi Fatma Hanım'ı kaybetti. Bu ölümün sarsıntısıyla ünlü şiiri "Makber"i yazdı. 1886'da Londra Büyükelçiliği Başkatipliği görevine getirildi. Londra'da Bayan Nelly ile evlendi. 1895'te Lahey'e elçi olarak gönderildi. Bir yıl sonra Brüksel elçiliğine getirildi. Nelly'nin 1911'de ölmesinden sonra İstanbul'da Cemile Hanım ile evlendi. Bu evlilik 20 gün sürdü. 1912'da Belçika asıllı Lüsyen Hanım'la evlendi. Aynı yıl görevden alınınca İstanbul'a döndü. Meclis-i Âyan üyeliğine getirildi. İstanbul'un 1920'de işgal edilmmesi üzerine Viyana'ya gitti. Sıkıntı içinde yaşadı. Ankara Hükümeti yurda dönmesini sağladı. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra kendisine maaş bağlandı. İstanbul Maçka Palas'ta bir daire verildi. 1928'de İstanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar milletvekili olarak kaldı. 12 Nisan 1937'de İstanbul'da öldü. Mezarı Zincirlikuyu'da.

    Şiire 1870'lerde başladı. Ebüzziya Tevfik, Recaizade Mahmut Ekrem, Samipaşazade Sezai, Namık Kemal gibi Tanzimat döneminin yeni edebiyatçıları arasında yer aldı. Yurtdışı görevleri nedeniyle Batı edebiyatçılarını yakından tanıdı, onların etkisinde kaldı. Divan edebiyatı nazım birimlerinin dışına çıkmayı denedi. Dize ve uyak düzeninde değişiklikler yaptı. Divan şiiri konularının dışına çıkmayı denedi. Şiirlerine günlük yaşamı, doğa ve insan ilişkilerini konu aldı. Lirik, epik ve felsefi şiirler yazdı. Manzum tiyatro oyunları da kaleme aldı. Ancak bunlar sahnelenmekten çok okunması amacıyla yazılmış oyunlardı. Yaşadığı dönemde Türk edebiyatının en büyük şairi sayıldı ve "Şair-i Âzam" ya da "Dahi-i Âzam" unvanı verildi.

    Abdülhak Hamit Tarhan Eserleri

    ŞİİR:
    Sahra (1879)
    Ölü (1886)
    Hacle (1886)
    Bir Sefilenin Hasbihali (1886)
    Bâlâ'dan Bir Ses (1911)
    Validem (1913)
    İlham-ı Vatan (1918)
    Tayflar Geçidi (1919)
    Ruhlar (1922)
    Garâm (1923)

    OYUN:
    İçli Kız (1874)
    Sabr ü Sebat (1875)
    Duhter-i Hindu (1875)
    Nazife yahut Feda-yı Hamiyet (1876, 1919)
    Tarık yahut Endülüs Fethi (1879, 1970)
    Eşber (1880, 1945)
    Zeynep (1908)
    Macera-yı Aşk (1910)
    İlhan (1913)
    Tarhan (1916)
    Finten (1918, 1964)
    İbn Musa (1919, 1928)
    Yadigar-ı Harb (1919)
    Hakan (1935)

    Makber

    Eyvah ne yer ne yar kaldı
    Gönlüm dolu ah u zar kaldı

    Şimdi buradaydı gitti elden
    Gitti ebede gelip ezelden

    Ben gittim o haksar kaldı
    Bir köşede tarumar kaldı

    Baki o enisi dilden eyvah
    Beyrutta bir mezar kaldı

    Bildir bana nerde nerde Ya Rab
    Kim attı beni bu derde Ya Rab

    Nerde arayayım o dil rübayı
    Kimden sorayım bi-nevayı

    Derler ki unut o aşnayı
    Gitti tutarak reh-i bekayı

    Sığsın mı hayale bu hakikat
    Görsün mü gözüm bu macerayı?

    Sür'atle nasıl da değişti halim
    Almaz bunu havsalam hayalim.

    Çık Fatıma! lahdden kıyam et
    Yadımdaki haline devam et

    Ketm etme bu razı şöyle bir söz
    Ben isterim ah öyle bir söz

    Güller gibi meyl-i ibtisam et
    Dağı dile çare bul meram et

    Bir tatlı bakışla bir gülüşle
    Eyyamı hayatımı temam et

    Makber mi nedir şu gördüğüm yer
    Ya böyle reva mı ey cay-ı dilber.