93 Harbi Sonuçları

'Osmanlı Tarihi' forumunda SümbüL tarafından 28 Şubat 2010 tarihinde açılan konu


  1. 93 Harbi Sonuçları

    OSMANLI DEVLETİ TARHİNİN EN AĞIR YENİLGİSİNE UĞRAMIŞ VE RUSLAR YEŞİLKÖY'E KADAR GELMİŞLERDİ.
    İstanbul'daki Tersane Konferansı'ndan sonra, âsî Sırbistan Prensliği Babıâli'ye barış teklif etti ve 28 Şubat 1877'de bu prenslikle bir barış imzalandı. Buna göre Sırbistan yine Osmanlı Devleti'ne bağlı kalacak, yıllık vergisini ödeyecekti. Fakat Karadağ isyanı devam ediyor, Bosna-Hersek, Bulgaristan ve Girit'te kargaşa ve huzursuzluk sürüyordu.

    Tersane Konferansı'na katılan devletler bu defa Londra'da toplandılar. 31 Mart 1877'de imzalanan Londra protokolüne göre Babıâli1 ye Balkanlar'da ıslahat yapması teklif ediliyordu. Tersane Konferansı'nda yapılan teklife göre daha hafif şartlar taşıyan bu teklif olumlu karşılanırsa, Osmanlı sınırları büyük devletler tarafından garanti edilecekti. Yine bu yeni teklife göre, Hersek sancağına bağlı ve Hıristiyan toplumun oturduğu iki kaza Karadağ'a verilecek, Tuna boylarındaki Türk ve Rus birlikleri barış zamanındaki seviyeye indirilecekti.

    Bu protokolü Rusya da kabul etti. Fakat Babıâli reddetti. Bunun üzerine Rusya, iki kazanın yerine yalnız birinin, Nikşik kazasının, bırakılması halinde savaşın önlenebileceğini bildirdi. Sadrazam İbrahim Ethem Paşa, Rusya1 nın bu son teklifini de reddetti. Artık anlaşma imkânı ortadan kalkmıştı. Rusya, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti (24 Nisan 1877).

    Ruslar Tuna'yı aşınca...
    Ruslar Tuna önlerine büyük bir kuvvet yığmış, cephe gerisine de ihtiyat kuvvetlerinin hepsini toplamıştı. Savaş ilanından iki ay kadar sonra Tuna'yı geçmeye başladılar. Türk ordusunun daha evvel davranarak bu geçişi engellememesi büyük hata oldu. Çünkü Tuna tabiî bir engeldi ve bu nehrin aşılması daha başlangıçta avantajın Ruslar'a geçmesi demekti. Türk ordusu başkumandanı Ömer Paşa'nın gerekli tedbirleri almaması bir felâketin başlangıcı ve sonradan Divan-ı Harbe verilmesinin sebebi olacaktı.

    Tuna'yı aşan Ruslar Tırnova ve Niğbolu'yu işgal ettiler. Bundan sonra tek tabiî engel Balkan Dağları idi ve iki taraf da bu dağlardaki geçitleri tutmak için harekete geçtiler. Ruslar 19 Temmuz'da Balkan Dağları'na ulaştılar ve Şıpka geçidinin kuzeyini kontrollerine aldılar. Türk ordusunun bir kısmı da Balkan Dağları ile Tuna arasında, diğer bir kısmı da Balkan Dağlarf nın güneyinde kalmıştı. Güneydeki birliklerin kuzeydeki birliklere yardım edebilmesi için Şıpka geçidini ele geçirmeleri şarttı. Ruslar'ın Şıpka geçidini aşmaları için de Plevne'yi ele geçirmeleri gerekiyordu.

    Plevne Savunması ve Gazi Osman Paşa
    Daha sonra 'Gazi' lik unvanını alacak olan genç kumandan Müşir Osman Paşa, Vidin1 den yola çıkarak çok zorlu bir yürüyüşle askerini Ruslar'dan önce Plevne'ye ulaştırdı. Süratle tahkimata girişti. Öte yandan, Her-sek'te bulunan Müşir Süleyman Paşa da kolordusunu Tuna cephesine geçirmesi emrini aldı. Süleyman Paşa kuvvetlerini Adriyatik kıyılarından Batı Trakya kıyılarına kadar deniz yolu ile taşıdı. Buradan demiryolu ile Şıpka geçidinin güneyine geldi. Maksat, Ruslar'ın denetimindeki Şıpka geçidini zorla ele geçirmek, onların güneye inmelerini engellemek ve orduyu buradan kuzeye geçirip Tuna cephesine yardım ulaştırmaktı. Bu takdirde Ruslar çok kötü duruma düşeceklerdi.

    Ruslar Plevne önlerine gelip hücuma geçtiler ve beklemedikleri şekilde bir bozguna uğradılar. 3000 ölü ve çok miktarda ağırlık bırakarak çekilmek zorunda kaldılar. Fakat buraya durmadan yeni kuvvetler yığıyor ve Plevne'yi almak için olanca güçleriyle tekrar tekrar saldırmaya hazırlanıyorlardı. Nitekim 10 gün sonra ikinci büyük hücumlarını yaptılar. Ama bu defa daha büyük bir yenilgiye uğradılar ve 7500 ölü vererek yine çekildiler. Türk tarafının kaybı 100 şehitten ibaretti. Kahramanca savunması Osman Paşa'nın adını bir anda bütün dünyaya duyurdu.

    Fakat güneyden yardım gelmiyordu. Süleyman Paşa 7 gün 7 gece taarruz etti. Durmadan takviye alan Ruslar'ı geçitten atamadı ve kuzeye yardımcı kuvvet ulaştıramadı. Kuzeyde, düşmanın sayı üstünlüğüne karşı direnen Türk ordusu güç durumda kalmıştı. Yine de Mehmed Ali Paşa kumandasındaki Türk birlikleri ard arda birkaç çarpışmayı kazandı. Ama ağır hareket ederek ilerlemeyi yavaşlattığı için Ruslar'a zaman kazandırdı ve Ruslar çarpışmasız geçen iki haftalık sürede büyük takviye aldıkları için Çakırköy-
    de yapılan meydan savaşını kazandılar. Böylece Süleyman Paşa da Plevne'ye ulaşamamış, gerekli yardımı yapamamıştı.

    Gazi Osman Paşa yaralanıyor ve Plevne teslim oluyor
    Plevne, savaşın kaderini tespit edecek bir düğüm, bir kavşak haline gelmişti. Rus ordularını teşvik için Rus çarı da cepheye gelmiş ve Romanya kralına telgraf çekerek Hıristiyanlık adına onu yardıma çağırmıştı. Rus başkentindeki muhafız birlikleri bile cepheye sevkedilmiş bulunuyordu. Romanya kralı 50 bin kişilik zinde ordusunu Rusya safında savaşa soktu ve bu kuvvetler de Pıevne önlerine geldiler. Takviye alan Rus ordusu Plevne'ye üçüncü defa saldırdı. Asker sayısı mukayese edilemeyecek kadar çoktu. Top sayısı ise Plev-ne'deki Türk toplarının yedi katına çıkmıştı. Plevne'nin kadın-erkek sivilleri de savunmaya katıldılar.
    Ruslar'ın üçüncü taarruzu çok şiddetli bir şekilde aralıksız 12 saat sürdü ve bu defa da yenildiler ve çekildiler. Bu defa 15 binden fazla ölü vermişlerdi. Bunlar arasında 3 general ve 350 subay da vardı.
    Türkler ise 3500 şehit verdiler. Bu zaferden sonra II. Abdül-hamid, Osman Paşa'ya "Gazi" unvanını verdi.

    Fakat Plevne'nin yardım alabileceği bütün yollar Ruslar tarafından tutulmuştu. Şehirde cephane ve yiyecek sıkıntısı başlamış bulunuyordu. Bu arada kış bastırmış, yardım alma ihtimali hiç kalmamıştı. Osman Paşa bu durumda bir huruç (çıkış) hareketiyle kuşatmayı yarmaktan ve Sofya'ya çekilmekten başka çare kalmadığını anladı. Bu, imkânsız denecek kadar zor bir harekât olacaktı, ama oaşka çare yoktu.

    Şehirden çıkıp hücuma geçen Gazi Osman Paşa'nın kuvvetleri düşmanın ilk hatlarını yardı. Fakat bu çıkış sırasında atı vurulmuş, kendisi de bacağından yaralanmıştı. Ayrıca 2500 şehit, 3500 yaralı verilmişti. Bu durumda teslim olmak zorunda kaldı.

    Ruslar bu kahraman düşmanlarına saygılı davrandılar. Rus başkumandanı ona, alınmış olan kılıcını iade etti. Rus çarı da tebrik ve takdirlerini bildirdi. Osman Paşa'yı Rusya: ya götürdüler. Ama tutsak muamelesi yapmadılar. Rus şehirlerini serbestçe dolaşmasına izin verildi ve her şehirde onu askerî törenle karşıladılar.
    Fakat diğer Türk subaylarına, askerlerine ve sivii halka çok kötü davrandılar. Sivil halk katledildi. Müslüman Türkler kılıç ve baltalarla doğranarak emsali görülmemiş bir katliam yapıldı. Gazi Osman Paşa çok az sayıdaki kuvvetleriyle Rus birliklerini Plevne önlerine adeta mıhlamıştı. Teslimden sonra serbest kalan bu birlikler güneye inerek çok daha büyük kuvvetlerle Türkler'e saldırma imkânı buldular.

    Plevne'nin düşmesinden sonra Sırplar Niş'e girdiler. Karadağlılar ise Bar ve Ülgün'ü alıp İşkodra yakınlarına kadar ilerlediler. Rumenler Vidin'i, Yunanlılar da Teselya'yı işgal ettiler." Rus birlikleri bütün güçleriyle saldırıya geçerek Şıpka geçidinin güneyini de ele geçirdiler. Bundan sonra Edirne'ye kadar ilerlemeleri kolay taşıyordu. Çünkü Şıpka'nın güneyinde bulunan Veysel Paşa da bazı birlikleriyle teslim olmuştu. Süleyman Paşa ise bir meydan savaşına girmeyerek Gümülcine'ye kadar çekildi.

    Ruslar ileri harekâtı devam ettirerek Sofya, Kızanlık, Tatarpazarcığı, Çırpan, Yeni Zağra, Tırnova, Filibe, Cisrimustafapaşa'yı aldılar. Geçtikleri yerlerde şehirler harabeye dönüyor, siviller kan selinde boğuluyorlardı. Yüzbinlerce sivil perişan bir halde İstanbul'a doğru göç ediyordu. Ruslar nihayet Edirne'yi de ele geçirdiler. Buradaki Türk birlikleri Kırklareli'ne çekilmişti. Rus başkumandanı Grandük Nikola Edirne'ye geldi. Bundan sonra Uzunköprü, Çorlu, Silivri ve Çatalca'yı zaptettiler. Sonunda, İstanbul merkezine sadece 20 kilometre uzaklıkta bulunan ve o zamanki adı Ayaste-fanos olan Yeşilköy'e geldiler ve burada durdular. Bu, Türk tarihinin en ağır, en acı yenil-gisiydi. Bundan sonra İmparatorluğun ayakta kalması mümkün değildi.

    Doğu Cephesi
    Doğu cephesinde de durum iyi değildi. Ruslar Kafkas cephesinde 125 bin asker ve 189 topla taarruza geçmiş, ilk saldırıda Doğu Beyazıt ve Ardahan'ı alarak Kars'a doğru ilerlemeye başlamıştı. Durmadan da takviye alıyordu. Ahmed Muhtar Paşa kumandasındaki Türk kuvvetleri Halyaz Meydan Sava-şı'nı kazandı. Bundan sonra Zivin, Gedikler ve Yahniler'de meydana gelen çarpışmaları da Türkler kazandı. Son bozgunda Ruslar 10 bin ölü, Türkler 2500 şehit vermişlerdi. Fakat Ruslar durmadan takviye alıyor, Türkler ise Batı cephesindeki savaş yüzünden eldeki kuvvet ve cephane ile yetinmek zorunda kalıyorlardı. Dengesiz şekilde artan Rus orduşu karşısında artık çekilmekten başka çare kalmamıştı.

    Ahmed Muhtar Paşa, zayıf ordusunun daha fazla kırılmaması, imha edilmemesi için disiplinli ve başarılı bir şekilde Erzurum'a çekildi ve Ruslar'ı Kars'la Erzurum arasında durdurdu. Sultan Abdülhamid Ahmed Muhtar Paşa'ya da 'Gazi' unvanını verdi. Osman Paşa ve Ahmed Muhtar Paşa sonraki yıllarda milletçe millî kahraman olarak anıldılar ve yüksek görevlere getirildiler.

    Edirne Mütarekesi
    Osmanlı İmparatorluğu, bütün Balkan topraklarını işgal eden Ruslar'dan mütareke istemek zorunda kalmıştı. Ateşkes talebini, Kızanlıkla bulunan Rus orduları başkumandanı Grandük Nikola'ya Hariciye Nazırı Server Paşa ile Müşir Namık Paşa iletmişti. Fakat Grandük Edirne'ye gelmeden bir cevap vermedi. Orduları Yeşilköy'e kadar geldiği için artık durmak istemediği intibaını uyandırmak istiyordu. II. Abdülhamid aracılık yapması için İngiltere kıraliçesi Victoria'ya telgraf çekmişti. Victoria'nın da çara telgraf çekmesi üzerine Ruslar mütarekeye yanaştılar. Çünkü İstanbul'a yürümeleri halinde, o güne kadar duruma müdahale etmeyen Avrupa devletlerinin işe karışacağını anlamışlardı. Ayrıca, Yeşilköy'e kadar gelmiş olmalarına rağmen onlar da bütün güçlerini harcamış, çok ağır kayıplara uğramışlardı. Anadolu'dan getirilen askerlerle İstanbul'da savunma tedbirleri alınmış ve başkentin en büyük fedakârlıklarla savunulması için her türlü hazırlık yapılmıştı.

    Mütareke Balkanlardaki katliamı durdurmak içindi. Özellikle Bulgaristan'da Türk köy ve şehirleri yakılıyor, en vahşi katliam yapılıyordu. Bütün Balkanlar'dan, çok acıklı durumda, İstanbul ve Anadolu'ya göç eden milyonlarca insanı iskân etmek, barındırmak son derece güçtü. Göçmenler camileri doldurmuş, oralarda yatıp kalkıyorlardı. Türkler Bulgaristan'da azınlığa düşmüşlerdi. Nihayet 31 Ocak 1878'de "Edirne Mütarekesi" imzalandı.

    Hicrî 1293 yılında yapıldığı İçin "93 Harbi" diye anılan bu savaşta uğranılan büyük felâkete, Türk askerinin savaş gücünden ziyade, kumandanlar arasındaki çekememezlik ve basiretsizlikler sebep olmuştur. Bugün aradan yüzyıldan fazla bir zaman geçtiği için çok daha iyi anlıyoruz ki, yenilginin asıl sebebi, 19. yüzyıl sonlarında, bir Türk kumandanının diğer bir Türk kumandanına zafer kazandır mamak için savaşı kaybetmeye razı olacak kadar millî duygusunu, manevî inançlarını yitirmiş olması, Türk seciye ve karakterinin tersyüz olarak bu hallere düşmesidir.

    Meclis tatil ediliyor
    Edirne Mütarekesi'ndşn sonra Sultan II. Abdülhamid sadaret makamına Ahmed Ve-fik Paşa'yı getirdi. Ahmed Vefik Paşa büyük bir diplomat, büyük bir idareci ve edib idi. Yedi yabancı dil biliyordu. Yine Edirne Mütarekesinden iki hafta sonra Sultan Abdülhamid, Millet Meclisi'ni süresiz olarak tatil etti (13 Şubat 1878). Meşrutiyet ve Anayasa kaldırılmadı ama Meclis 1908'e kadar toplanamayacak ve bu süre içinde Sultan devleti mutlakiyetle yönetecekti.

    Meclisin hiç toplantıya çağrılmaması, kapatılmış olmakla eşanlamlıydı. 1876-1877 yılının meclisinde, milletvekillerinin yarısından fazlası Türk değildi. Bunların arasında bazıları resmî dilin yalnız Türkçe olmasına karşı çıkıyor, bazıları eyaletlerin bırakılmasını, mesela Rum milletvekilleri Girit ve Tesel-ya'nın Yunanistan'a verilmesini istiyorlardı. Başka bir deyişle, Osmanlı İmparatorluğu1 nun bünyesi demokrasiye geçiş için henüz uygun değildi. Çoğunluğu Türk olmayan bir meclisle Türklerin menfaatlerini korumak mümkün olmayacaktı ve olaylar da bunu gösteriyordu. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu, diğer imparatorluklar gibi bir sömürge imparatorluğu değildi. O imparatorlukların meclislerinde sömürge devletler birer ikişer milletvekili ile temsil edilir, asla çoğunluğa yaklaşamazlardı.

    Ayastefanos Antlaşması
    Edirne Mütarekesinden sonra Ruslar Yeşilköy'de karargâh kurmuş, işe büyük devletleri karıştırmadan bir an önce barış imzalanmasını istiyorlardı.
    Şartları çok ağırdı. 29 maddelik anlaşma şartlarının en önemli hükümleri şunlardı:
    * Karadağ sınırları genişletilip bağımsız bir devlet haline getirilecekti.
    * Sırbistan'ın bağımsızlığı onaylanacak ve kendisine yeni topraklar verilecekti.
    * Romanya'ya bağımsızlık verilecekti.
    * Bulgaristan'ın sınırları genişletilecek, Kırklareli'ye kadar Batı Trakya, Doğu Trakya ve Makedonya bu prensliğin sınırları içinde kalacak, ama bu prenslik Osmanlı Devleti1 ne vergi ödeyecekti.
    * Ruslar'a savaş tazminatı olarak Batum, Kars, Doğu Beyazıt, Ardahan ve ayrıca 6 büyük savaş gemisi verilecekti. Bunlardan başka Ruslar'a 1 milyon 400 bin ruble tazminat ödenecek, Osmanlı Devleti bu parayı ödeyemezse Rumeli ve Anadolu'daki bazı toprakları Rusya'ya bırakacaktı.
    * Rus ordusu, Bulgaristan sınırları tespit edilinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacaktı...

    Şartlar böylesine ağırdı, fakat Yeşilköy'de karargâh kurmuş bir düşmanla pazarlık gücümüz yoktu. Abdülhamid, zırhlı savaş gemilerinin verilmesini hiçbir tazyik altında kabul etmeyeceğini bildirince Ruslar bu isteklerinden vazgeçtiler. Zamanın hariciye nazırı ve başmurahhas Safvet Paşa, anlaşmanın diğer maddelerini ağlayarak imzaladı (3 Mart 1878). Fakat bu anlaşma (Ayastefanos Anlaşması) hiçbir zaman yürürlüğe girmeyecekti.

    Ali Suavi olayı
    Memleket en acı günlerini yaşadığı bir sırada beklenmedik bir darbe teşebbüsü oldu. Büyük yenilginin getirdiği sonsuz acılar, bazı kişileri, bu durumdan sorumlu tuttukları sultan ve hükümetini devirmeye sevkedebi-lirdi. Ancak bu darbe teşebbüsünü düzenleyen gazeteci ve edib Ali Suavi, ileri görüşlü olmayan bir maceracı idi. Vatanlarını yitirmiş ve İstanbul'u doldurmuş yüzbinlerce göçmenden birkaç yüz zavallıyı kandırmış, bunları mavnalara doldurmuş, padişahın bulunduğu Çırağan Sarayı'nı basmıştı. Sultan Abdülhamid'i devirecek, artık şuuru yerine gelmiş olan V. Murad'ı tahta çıkaracak ve kendisi de sadrazam olarak siyasî ihtirasını tatmin edecekti. Fakat olayı haber alan Beşiktaş Muhafızı Yedi Sekiz Hasan Paşa, muhafızlarını alarak saraya koştu. Burada elindeki sopayı Ali-Suavi'nin başına indirerek onu öldürdü. Ayrıca adamlarından 23 kişi öldürülmüş; 15 kişi de yaralanmıştı.

    Darbe teşebbüsü iki saat içinde bastırılmıştı. Fakat bu olaydan sonra Sultan Abdülhamid sadrazam ve mabeyin müşirini azletti. Bir gazetecinin beklenmedik zamanda ve beklenmedik şekilde darbeye teşebbüs etmesi ve bunun zamanında haber alınamaması onu vehim ve kuşkular içinde bıraktı. Bu vehim artık saltanatı boyunca devam edecek, hep kuşkular içinde yaşayacaktı. Sadrazamın azlinden sonra Sultan Abdülhamid ilk iş olarak bir hafiye (gizli haber alma) teşkilatı kurdu. Bu teşkilatın memurları da zaman içinde jurnalciliği ifrat derecesine vardırdılar. Kıbrıs da elden çıkıyor. Ruslar Yeşilköy'e gelinceye kadar kıllarını kımıldatmayan Avrupa devletleri Ayastefanos Antlaşmasının hükümlerini öğrenince nihayet gözlerini açtılar. Bu antlaşma yürürlüğe geçtiği takdirde Rusya, onların da karşı koyamayacağı bir güce ve nüfuza erişebilirdi. Antlaşmanın gözden geçirilmesi ve değiştirilmesi için diplomatik faaliyet yoğunlaştı.

    Osmanlı Devleti, bu diplomatik faaliyet devam ederken, en nüfuzlu Avrupa devleti olan İngiltere'ye bir taviz vermek zorunda kaldı. İstanbul'da imzalanan bir anlaşma ile Kıbrıs'ın yönetimini geçici olarak ingiltere'ye bıraktı (4 Haziran 1878). İngiltere için stratejik önemi çok büyük olan Kıbrıs, anlaşmaya göre hukuken yine Osmanlı Devleti'ne bağlı kalacak, gelir fazlasını da İstanbul'a gönderecekti. Buna karşılık İngiltere, toplanması kararlaştırılan Berlin Konferansı'nda Osmanlı Devleti'ni destekleyecekti. Rusya, işgal ettiği Doğubeyazıt, Kars ve Ardahan'dan çekilirse, mgilterede Kıbrıs'ı Osmanlı Devletine bırakacaktı
    Bu, Kıbrıs'ta 300 yıllık Türk hâkimiyetinin sona ermesi demekti. İngiltere aslında, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da en önemli üs olan, Süveyş Kanalı'nı ve Hindistan hattını kontrol altında tutmasını sağlayan Kıbrıs'ı te.r-ketmek niyetinde değildi.

    Berlin Konferansı
    13 Haziran 1878 de Berlin Konferansı toplandı. Konferansa Osmanlı Devleti'nden başka Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve italya katıldı. Bir ay süren müzakereler sonunda 13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması da Osmanlı Devleti için ağır şartlar bulunduruyordu. Bu antlaşmaya göre Kars, Ardahan ve Artvin Ruslar'a bırakılıyordu. Dobru-ca Romanya'ya, Niş Sırbistan'a, Teselya Yunanistan'a veriliyor, Kıbrıs'ın idaresi İngiltere'ye, Bosna-Hersek'in idaresi Avusturya-Macaristan Imparatorluğu'na geçiyordu. Karadağ, Romanya, Sırbistan artık tam bağımsız oluyor, geniş sınırlara kavuşan bir Bulgaristan Prensliği, İstanbul a sıkı şekilde bağlı bir Doğu Rumeli Vilayeti kuruluyordu. Öte yandan Fransa da payını alıyor, onun Tunus'u işgali kabul ediliyordu. Ayastefanos Antlaşması'nda 1 milyon 400 bin ruble olarak kabul edilen Ruslar'a ödenecek nakdî tazminat 310 milyon rubleye indirilmişti. Bu, 245 milyon Osmanlı altını ediyordu ve 350 bin altınlık taksitler halinde ödenecekti.

    Osmanlı Devleti için çok ağır olan bu şartlara Rusya istemeyerek razı oldu. Çünkü nakdî tazminat çok indirilmiş, ayrıca Bosna-Hersek'in idaresi Avusturya-Macaristan'a bırakıldığı için Rusya Balkaniar'da Panslavist politika güdemeyecekti. Bu yüzden Rusya ile Avusturya'nın arası açıldı. Antlaşmadan memnun olmayan devletlerden biri de Romanya idi. Dobruca Romanyaya veriliyor fakat 1856 Paris Antlaşmasında bu prensliğe bırakılan Güney Moldavya Rusya'ya bırakılıyordu. Oysa Romanya, Plevne savaşında bütün güçleriyle Rusya'yı desteklemişti. Avrupa devletlerini harekete geçirerek Berlin Konferansı'nın toplanmasını sağlayan ve Ayastefanos Antlaşması'nın şartlarını kısmen de olsa azaltan ve değiştirilmesini sağlayan II. Abdülhamid, 93 Harbi'nin getirdiği felaketten gerekli dersi almıştı. Saltanatı boyunca ihtiyatlı ve tedbirli bir politika güderek ülkenin yeni bir savaşa girmesini önledi.

    Diktatörlük
    "93 Harbi'nden sonra Meclisi tatil eden Sultan Abdülhamid bütün idareyi eline almıştı. Şimdi yönetim merkezi Babıâli değil, padişahın oturduğu Yıldız Sarayı idi. Sadrazam ve diğer nazırlar onun emrinden çıkmayan basit memurlar durumuna düşmüşlerdi. İçlerinde Ahmed Vefik Paşa, Safvet Paşa gibi kudretli devlet adamları çıkmıştı ama bunlar da uzun süre bir makamda kalmamışlardı. Sadaret makamında sık sık değişmeler oluyor, paşalar ancak bir-iki ay hatta daha az makamda kalıyor, diğer bazıları da tekrar tekrar tayin ediliyorlardı. Meselâ Mehmed Said Paşa, 1878-1908 yılları arasında yedi defa sadarete getirilmişti.
    Sultan Abdülhamid ya muktedir devlet adamları bulmakta güçlük çekiyor ya da asla emrinden çıkmayacaklarına ve değişik durumlar için birer denge unsuru olacaklarına inandıkları kişileri seçiyor veya isabetli seçim yapamıyordu. Bunda, çok vehimli olmasının ve saltanatı boyunca vehimden kurulamayışının da etkisi olabilir.
     

    Ekli dosyalar: