3. Selim'in Yaptığı Islahatlar

'Osmanlı Tarihi' forumunda EyLüL tarafından 6 Ağustos 2012 tarihinde açılan konu


  1. 3. Selim'in Döneminde Yaptığı Islahatlar



    3. Selim'in Yaptığı Islahatlar Nelerdir

    III. Selim 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir.

    Layihaların incelenmesinden sonra Selim III ıslahat gereğine tam manası ile inanmış bir ekip kurmak istemişti. Bunun için daha önceden var olan bir ekibin başındaki Esseyit İbrahim İsmet Efendi ile görüştü. İsmet Efendi ve Selim III ıslahat hareketlerinde beraber çalışacaklarına yemin ettiler. Yayla İmamı Risalesi’nde 72 madde olduğuna işaret edilen ıslahat planında önce askerlik ile ilgili ıslahata girişildi.

    A-Askeri Alanda Yapılan Islahatlar

    Askerlik alanında 3 konu üzerine gidilmiştir. Mevcut askeri ocakların ıslahı, Nizam-ı Cedit adında yeni bir askeri birlik oluşturulması,askeri müesseselerin ıslahı.

    1- Mevcut Askeri Ocağın Islahı

    Bu ocağın tamamen kaldırılması çok güç olacağından, dağıtılması için mücadeleyi göze almak ve dayanak bulmak gerekiyordu. Mevcut ıslahatçılar da bu güç olmadığından Selim bu ocakları faydalı hale getirmeye çalıştı. Yeniçeri ocağı için askeri eğitim ve öğretim usulü kabul edildi. Yeniçeri Ocağı dışında kalan Kumbaracı, Lağımcı, Topçu ve Arabacı sınıfları içinse kanunların yeniden düzenlenmesi öngörüldü.

    a) Kumbaracı Sınıfı
    Kumbaracı sınıfının İstanbul’da bulunması ve daima eğitim-öğretim ile uğraşması kararlaştırılmıştır.1972’deki yeni kanunlarına göre kumbaracı erler tımarlı olacak, yevmiyeli olup, İstanbul’da bulunacaklar ve yoklamaya tabi tutulacaklardı. Yoklamada olmayanların yevmiyesi kesilip, kumbaracı sıfatı ellerinden alınacaktı. Mevcut olanlar ise imtihana girecekler ve başarı kazandıkları takdirde yevmiye hak edeceklerdi. Başarılı olamayanlarsa bir kez daha eğitim verildikten sonra tekrar başarısız olurlarsa kumbaracı sınıfından çıkarılacaklardı. Ayrıca bundan böyle erlerin evlenmesi yasaktı. Kağıthane’de veya Okmeydanı’nda yapılacak kışlada oturacaklardı.

    b) Lağamcı Sınıfı
    Lağamcı sınıfının görevi eskiden beri yer yararak lağım bağlamak, sanayi sektöründe çalışmaktı.Kanunnamelerinde bunların aynen devam etmesi ve sanattan anlamayanları çıkartarak ocağa düzen verilmesi hususları belirtilmişti. Kumbaracı sınıfın kanunnamesi ile aynı doğrultuda olan Lağamcı Kanunnamesinde erler için kışlalar yapılmasına karar verildi. Kışlalardan biri lağım bağlamak sanatının gösterileceği 125 kişilik bina , diğeri de köprü ve kale yapma sanat bilgisiyle geometri bilgisinin verileceği ikinci 125 kişilik binadır.

    c) Topçu Ocağı
    Yeniçerideki disiplinsizlik Topçu Ocağı’na da sarkmış,talimler yapılmaz olmuştur. Topçu zabitleri mesleki bilgi sahibi değillerdi ve savaşta toplar ağır oldukları için çamura batıp yolda kalıyordu. Mustafa III devrinde atlarla çekilebilen hafif toplar dökülmüşse de Abdülhamit I devrinde herhangi bir çalışma yapılmamıştı. Selim III babasından kalan işi devralmış ve topçuluğa önem vermişti. Topçu kanunnamesinde subayların rütbe ve maaşlarından, teşkilattan ve erlerin üniformalarından bahsedilmiştir. Ayrıca erlerin talime gelip kışlaya devam etmesi şart koşulmuştur.

    d) Arabacı Sınıfı
    Arabacı sınıfı için de bir kanunname hazırlanmış, erlerin kışlaya devam etmesi zorunlu hale getirilmişti. Bu kanunname hemen hemen Topçu Ocağı Kanunnamesi ile aynı idi.

    e) Yeniçeri Ocağı ‘nın Islahı
    Sınıflarla ilgili bu kanunnameler ile ocakların bozulmuş olan düzeni yeniden kurulmaya çalışılmıştır ancak yenilik adına fazla bir hareket yoktur. Ayrıca bunların yanı sıra ordunun asıl büyük kütlesini teşkil eden Yeniçeri Ocağı’nın ıslahı gerekliydi.Yeniçeri Ocağı şöhretli ve imtiyazlı idi, ıslahatı zorla kabul etmeleri de mümkün değildi. Yeniçeriler için haftada birkaç gün talim yapmaları şartı getirildi. Topkapı dışında Sadabad‘da her yıl kasım ayına kadar talim yapacaklardı. Yeniçeriler ilk etapta saygı göstermişlerse de kısa sürede sıkılmışlar, eski, tembel günlerini, serbest hayatlarını özlemişlerdi. Bir başka sebep de yeni kurulan ve Levent’te talim yapan Nizam-ı Cedit Ocağına karşı devlet adamlarının gösterdiği ilgi ve sevgidir. Esamenin alınıp satılmasının yasaklanmasıyla şikayetler artmış ve 5 ay sonra Yeniçeriler talim yapmayı bırakmıştır. Selim III ve yardımcıları Yeniçerilere rağmen Nizam-ı Cedit Ocağı için sıkı bir şekilde çalışmaya devam etmişlerdir.

    Nizam-ı Cedit Ocağı’nın Kurulması

    Yeniçeri Ocağı’nın eski kanunnamesine dönüp, Ocağa Avrupa eğitim ve öğretiminin verilmesi daha kolaydır. Ancak Selim III ve yardımcıları yeni bir ocak kurma yoluna gitmişlerdir. Bunun sebebi de şüphesiz Yeniçeri Ocağı’nın umutsuz durumu idi. Çünkü Yeniçeri Ocağı çok fazla bozulmuştu, hatta Yeniçerilerin çoğu asker bile değildi. Esameler ya para ile satılmış ya da babadan oğula geçmişti. Ocakta her sınıftan halk vardı.”Yeniçerilik teşkilatı askeri karakterini kaybederek mali ve iktisadi bir hal almıştı”[8]. Geçimi Yeniçeri esamesinden karşılayan pek çok insanın tepkisi olacağı için esameler askerliğe ehliyeti olmayanlardan toplanamamıştır. Bu nedenle yeni bir ocak kurulması yoluna gidilmiştir.
    Avusturya ve Rusya ile sulh imzaladıktan sonra Koca Yusuf Paşa yurtdışından Levent’teki neferlere eğitim verecek Avrupa talim ve terbiyesinden anlayan birkaç adam getirmişti. Genç Yeniçerilerin de katılması öngörülmesine rağmen Yeniçeriler itiraz etmişlerdi. Bunu üzerine Selim III Nizam-ı Cedit’ in ayrı bir ocak olarak kurulmasını emretti. Ancak birbirine düşman iki ocağın zararı olacağından Nizam-ı Cedit Bostancı Ocağı’na bağlandı.
    Nizam-ı Cedit’ in ilk kanunnamesine göre 12 000 Nizam-ı Cedit askeri olacaktır. 1600’ü İstanbul’da, 800-1600’er asker ise Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli yerlerine yerleştirilecekti. Nefer ve subayların yevmiyeleri ile silahları, giysileri Nizam-ı Cedit hazinesinden sağlanacaktı. Neferler bekar kalacak, subaylar evlenebilecekti.
    Nizam-ı Cedit askerlerinin Yeniçeriler ve halk tarafından kıskanılmaması için halka yeni askerin gereği ve öneminin anlatılması gerekiyordu. Bunun için Sekban Başı olarak tanıtılan bir ağa görevlendirildi.Ancak kanunlar hakkında konuşanlara gereken şiddet gösterilmediğinden herkes devleti çekiştirmeye başlamıştı.Selim III’ ün Nizam-ı Cedit lehinde yaptığı çalışmanın büyük etkisi olamamıştı. Yinede ilk anda kimsenin tepki vermemesinden yararlanarak Levent’te ve Anadolu’nun bir çok yerinde asker yetiştirme işine başlandı. Selim III askerlerin eğitimlerini sürekli takip etmiş, Anadolu’da çalışanları da teşvik etmişti.

    1789- Napolyon’un Mısır seferi yeni ocak için bir sınav niteliğindeydi. Bu vesile ile padişah Anadolu ve İstanbul’da yetişen askerler arasındaki büyük farkı da görmüş oldu. Anadolu’da yetişen askerler berbat durumdaydı, İstanbul askerlerinin de pek çok eksikleri vardı. Napolyon’un 25 bin kişilik ordusuna karşı100-150 bin kişilik Osm. ordusu mağlup olmuştu. Daha sonra Nizam-ı Cedit askerinin Akka zaferi bile gerçekçi padişah Selim III’ ün askerin durumu hakkındaki üzüntüsünü azaltmadı.
    Selim III halkın ve devlet adamlarının kendisine destek vermemesine rağmen asker yetiştirme konusunda çalışmalarına devam etmiştir. Levent Çiftliği’nin yanı sıra Edirne, Çorlu, Silivri’de asker yetiştirilmesi ve Üsküdar’da bir orta kurulmasına karar verdi. Mısır Seferi’nden alınan dersler sonucunda yeni silahlar tedarik edildi. Bolu Sancağı Levent Çiftliği’ne, Hüdavendigar Sancağı da Üsküdar kışlasına bağlandı. Mısır Harbi sonrası yeni asker yetiştirme faaliyetleri daha da artmıştır.


    Askeri Müesseseler


    a) Tophane
    Dünya harp tarihinde ağır topçuluk Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u Fethi sırasında ilk kez denenen toplarla başlamıştı. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran ve Kanuni Sultan Süleyman’ın Mohaç zaferinde de topçuluk önemli bir nedendi. Selim III’ ün babası III.Mustafa da Avrupa tarzı toplar döktürmüştü. Selim III de bu nedenle tophanenin ıslahına önem vermişti.

    İlk iş olarak tophaneyi kanunnameye bağladı. İsviçre, İngiltere ve Fransa’dan top ve yuvarlak dökümcülüğünde ustalar getirtildi. Tophane Fransız tophanesine benzedi. Fransız toplarının ebatları kabul edildi.
    Selim III tophanenin yanı sıra baruthaneye de nizam vermeyi ihmal etmedi. Baruthanelerin başındaki baruthane nazırları baruthaneyi kendi işlerine geldiği gibi idare etmekteydiler. Selim III Selanik, Gelibolu ve İstanbul’daki baruthanelerin eskimiş binalarını tamir ettirdi ve Küçükçekmece’ de yeni bir de baruthane açtırdı. Bir yandan yeni barutlar yapılırken bir yandan da eskileri ıslah edildi.
    Tophane ve baruthane, Selim III’ ün gayretlerine rağmen iyi idare edilmedikleri için istenilen seviyeye çıkarılamadılar.
    b) Donanma ve Tersane
    Selim III öncesinde ve Selim III’ ün tahta çıktığı vakitlerde donanmanın hali perişandı. Büyük harp gemilerinin kaptanlarının manevra ve taktik hakkında bilgisi yoktu. Kaptanlar limanlarda bekler, rüzgar müsait olunca açılırlardı. Kılavuzlar ise sadece deneyimlerinden uzmanlaşmış, pusula kullanmayı bilmeyen Rumlardı. Gemilerde hiçbir düzen yoktu, her şey karışıktı. Deniz savaşına ilişkin talim ve top egzersizleri bilinmiyordu. 24 gemiden 16’sı iyi durumda ise de onlara da gereken bakım yapılmıyordu. Tamiratlarda çalışanlar parayı cebe atıp, malzemeyi isteklerine göre kullanıyorlardı.”İntizamsızlık, hırsızlık, ihmal Osm. bahriyesinde öyle dereceyi bulmuştur ki,bir Osm. gemisinin çıkıp da en zayıf bir düşmana bile karşı koyamayacağını tahminde mübalağa etmiyorum”[9].
    Küçük Hüseyin Paşa’ nın Kaptan-ı Deryalığa tayini ile donanma işleri bir kanunnameye bağlanmıştır. Buna göre gemiler küçük ve büyük olarak 2’ye ayrılıp, kaptanlar da sınava tabi tutulmuştur. Maaş ve tayinler sağlam esaslara göre belirlenmiştir. Deniz bilgisi edinmek ve talimlere katılmak şart koyuldu.
    Padişah sık sık tebdili kıyafet dolaşarak tersaneleri teftiş etmiştir. Selim III sıkı çalışmasının karşılığını birkaç yıl içinde aldı. En büyüğü Selimiye Kalyonu olmak üzere 2-3 ambarlı, 1200 mevcutlu, 122 top alabilen 45 gemi yapıldı. Bu nizam ile Osm. donanması hatırı sayılır bir kuvvet haline geldi. Ancak bu ordunun emniyeti için ehliyetli, talim, terbiye almış zabitlerin yetişmesi gerekliydi.

    Askeri Alanda Eğitim ve Öğretim
    Ordu ve donanmayı askeri usulde düzenlemek için teknik okullara önem verilmeliydi. Selim III ‘e kadar yapılmış bazı çalışmalar mevcuttu. Tersane ve hendeshane de Fransız hocalar öğretim yapmakta,dersler de Türk hocalarca verilmekteydi. Daha sonra Fransız hocaların yararlandığı kitaplar Türkçe’ye çevrilerek kaynak olarak kullanılmaya başlandı. Bu Türk Fransız ilişkileri Rusya ve Avusturya’yı rahatsız etmişti. Yaptıkları girişimler sonucunda Fransa uzmanlarını çekmek zorunda kaldı. Selim III de daha şehzade iken Avrupa yardımına ihtiyaç olduğunu biliyordu. Viyana’ya gönderilen Ebubekir Ratip Efendi’nin döndükten sonra reisülküttaplıktaki görevlerinden biri de Fransa ‘dan teknik adam ve subay getirtilmesidir. Fransa Osm. İmp.‘na mühendis ve zabit göndererek yükseliş ve refah hareketine ne kadar önem verdiğini göstermiştir. Bir ara Napolyon bile Türk hizmetine girmeye talip olmuştur. Fransız hükümetince başka bir göreve tayin edildiğinden gelememiştir. En çok Fransa ‘dan, İngiltere ve İsveç’ten mühendis, subay ve teknik adam hizmet etmeye gelmiş ve batı usullerinin Türkiye’de kökleşmesi için çaba sarfetmişlerdir.
    Selim III Avrupa ‘yı tanımak için çalışmalarına devam etmiş, elçiler göndermiş, elçilere bulundukları memleketi tanımalarını emretmişti. Selim III ordu ve donanmanın esasının okula dayandığını düşünüyordu. 1795’de Mühendishane-i Berri Hümayun(Topçu Ocağı) kuruldu. Varolan okullar genişletildi. Yeniden teşkilatlanan okullara ehli hocalar getirildi, yaş sınırı sorun edilmeksizin genç talebeler alındı. Okul için 400 ciltlik kütüphane kuruldu.Selim III askerlik ve askeri ilimlerle ilgili pek çok kitap risale tedarik ettirdi.
    Bütün bu çalışmalar şüphesiz büyük masraflarla gerçekleşmişti. Ancak bu masraflar normal hazineden değil, Nizam-ı Cedit için kurulan İrad-ı Cedit hazinesinden karşılanmıştı.
    İrad-ı Cedit Hazinesi
    Yapılacak ıslahatlar için para gerekmekteydi ve devletin geliriyle giderleri ancak karşılanıyordu. Yeni bir gelir kaynağı bulmak lazımdı. Bu nedenle bu kaynakların gelirini toplamak için İrad-ı Cedit Hazinesi kuruldu.
    Selim III tahta çıktığı sıralar uğraşmak zorunda olduğu Avusturya ve Rusya harpleri sebebiyle ordu ve donanmanın masrafları Osm. maliyesini alt üst etmişti. Selim III mali konularda yetersiz olduğu için anlayan kimselerin fikrini almak istemişti. Ancak bu insanlar padişaha sırt çevirmekten çekinmemişlerdi.Selim III ilk iş olarak musadere yoluna gitti. Devlet hizmetinde ölenlerin servetine el konuldu. Fakat bu yeterli değildi. Bu nedenle istikraz yolunu denediler. Ancak Avrupa – Osmanlı ticari hayatı yeni canlandığından Avrupa ülkelerinden gümrük vergisi istemek zordu. Cezayir ve Tunus hazinelerinden borç istenmesi düşünüldü ancak yeterli gelmeyeceği düşünülüp vazgeçildi. Selim III ümidini kaybetmeyerek altın ve gümüş eşyaların satın alınarak para döktürülmesine karar verdi. Her ne kadar Selim III kendi gayretiyle para temin edip ordu ve donanmaya göndermişse de harpler yenilgi ile son bulmuştur.Selim III harplerden dersler çıkarmıştı. Devletin her alanında yapılacak ıslahat yıllık 20 000 keseye mal olacaktı.

    Islahatlar için elde edilecek kaynakların gelirleri İrad-ı Cedit Hazinesi’ne koyulacaktı.İrad-ı Cedit Hazinesi iki kısımdan oluşacaktı;birinci kısımda gelirler toplanarak giderler yapılacaktı. Yıl sonunda yapılacak hesaplamada gelir fazlası olursa, fazlalık ikinci kısma gelecekteki savaşlar için yedek ekçe olarak koyulacaktı. Derya, zeamet ve tımarlar hazineye bağlandı. Tütünden alınan resim yüzde 6’ya çıkarıldı. Talimli askerle mevcut olan kişinin İrad-ı Cedit Hazinesi ‘nin başına getirilmesi kararlaştırıldı. Hazinenin gelişmesi verilen öneme rağmen kolay olmamıştı.Selim III annesinin ruhuna mevlit okutmaktan bile İrad-ı Cedit Hazinesi ‘ne para vermekten dolayı vazgeçmişti. Bu olay Selim III’ ün din içinde boğulmadığını, devlet için yapılanı din için yapılmış saydığını göstermektedir. İrad-ı Cedit Hazinesi ‘nden sadece Nizam-ı Cedit ve sefer maddeleri için para alınmasını kabul etmekteydi, diğer hususlarda rıza göstermemekteydi.


    İdari Alanda Yapılan Islahatlar


    1- İstanbul ‘un İdaresi
    a) Asayiş ;Selim III devrinde İstanbul ‘un nüfusu 800 bin-1milyon arasındaydı. Padişahlar şehrin idaresi ile bizzat ilgilenir, tebdili kıyafet gözlem yaparlardı. Padişaha göre köylülerin tarlalarını, tüccarlarında işlerini bırakıp İstanbul ‘a dolmaları gereksiz kalabalık yapıp İstanbul’un idaresini zorlaştırıyordu. Dükkanları, medrese ve zaviyeleri dolaşıp taşradan gelenleri deftere geçiren bir teşkilat kuruldu. İşi gücü olanlar İstanbul’da kalırken, taşradan gelip serserilik yapanlar memleketlerine geri gönderildiler. Ayrıca kontrollerin altı ayda bir yapılması kararlaştırıldı. Selim III şehrin huzuruna da çok önem vermişti. Sokakta veya ocakta bir kavga olmasına çok üzülür, hiddet gösterirdi. Ayrıca ticaret amacıyla yerleşmiş bulunan Hıristiyanların da istediği gibi hareket etmelerine müsaade edilmezdi. Şehrin asayişinin zor olduğunu bilen Selim III içki meselesi ile de ilgilenmişti. Müslümanların kullanmaması için meyhaneleri kapattırmıştı.
    b) Kıyafet;Selim III asayişteki özeni kıyafet konusunda da göstermişti. Hanedan üyeleri ve devlet adamlarının şık, güzel ve süslü kıyafetler giymeleri halkta da etki bırakmaktaydı. Halkta aşırı süslü giyinmek modasına kapılınca yerli kumaşa ilgi azalmış, Hindistan ve İran’dan kumaş ithal edilmeye başlanmıştı. Bu mesele iktisadi düzensizliğe de sebep olmuştu. Selim III sürekli uyarılarda bulunmasına, emirler vermesine rağmen kıyafet düzensizliğinin önüne geçememiştir.

    c) Yangın;Evlerin ahşap olması, yolların dar olması,vasıtaların az olması ve çok kere su bulunmaması İstanbul için yangını büyük sorun haline getirmişti.Selim III zamanında yangın çıkınca haber vermek için Galata Kulesi’nin üstünde çan çaldırmaya başlanmıştır. Cami avlularında da daima su dolu olmak üzere havuzlar yapıldı.Selim III ‘de diğer devlet adamları gibi yangın söndürme işi ile alakadar olmuş ve yangını söndürme işi ile görevli olanların durumu konusunda konu ile yakından ilgilenmiştir.

    d) Yiyecek işi; Osmanlı İmp.’da eşya, yiyecek, giyecek fiyatları kanunname ile belirlenirdi.Selim III ‘de yiyecek giyecek işinin önemini bildiğinden tebdil gezilerinde esnafla yakından ilgilenmiştir. Selim III döneminde hayat pahalılığı artmıştı, bu konu üzerine Selim III sadrazamının dikkatini eşya fiyatları üzerine çekmiştir. Ancak hayat pahalılığı devam etmiştir. Padişah da bunun üzerine esnafın kendisine boyun eğeceğini bildiğinden yiyecek maddelerinin fiyatını kendisi belirlemiş ve sadrazama bildirmiştir.