2012'de Ne Olacak

'Güncel Bilgiler' forumunda Wish tarafından 12 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu


  1. 2012 de ne olacak nasa
    2012 de neler olacak


    NASA'nın yeni ortaya çıkan raporu, ilk kez farklı bir felaketi öngörüyor ve olası bir tarih de veriliyor: 12 Eylül 2012.

    Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nce (NASA) hazırlanan raporda, şimdiye kadar pek de düşünülmeyen, farklı bir felaketten söz ediliyor. Raporda ne küresel ısınma, ne depremler, ne süper-volkan, ne göktaşı çarpması var.

    Raporda, Güneş'te meydana gelmesi beklenen büyük bir fırtınadan söz ediliyor. Bunun, Dünya'da yaratacağı etkiler ise "kötü bir kehanet" ya da bir korku filmi senaryosundan farksız...

    Güneş yüzeyinde meydana gelen büyük fırtınalarla ortaya çıkan plazma toplarının Dünya'daki enerji şebekelerini çökerterek insanlığı mutlak bir çöküşe sürükleyebileceği uyarısı yapılıyor.

    NASA'nın Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'yle ortaklaşa hazırladığı raporda, Güneş'te meydana gelen enerji patlamalarının bugüne kadar Dünya'daki enerji ve iletişim hatlarında görece kısa süreli ve küçük çaplı hasarlara yolaçtığı, ancak büyük çaplı bir patlamanın Dünya'nın manyetik alanına muazzam bir hasar verebileceği kaydedidildi.

    Bahsi geçen patlamalardan bugüne kadar kayıtlara geçen tek örneğin 1859'da yaşanan "Carrington Olayı" olduğu belirten uzmanlar, benzer bir patlamanın Kuzey Amerika, İskandinavya, Avrupa ve Çin üzerinde on yıllarca onarılamayacak tahribata yolaçabileceğini söylüyor.

    Güneş yüzeyindeki olası bir büyük patlamanın, Dünya'da saatler içerisinde tüm enerji hatlarını eriterek kullanılamaz hale getirebileceği, bunun sonucunda da altyapının çökeceği ve insanlığın Taş Devri'ne dönüş yaşayacağı öngörülüyor. NASA'nın raporunda böyle bir felaket için olası bir tarih de veriliyor: 12 Eylül 2012.
     



  2. Cevap: 2012'de Ne Olacak

    Ne Tekinsiz bir yılmış bu 2012. Nibiru (Marduk) saldırgan gezegenini 2012 de bekleyenler var. İstanbul Depremini 2012 de bekleyenler var. Carrington Event’ı 2012 de bekleyenler var… Bir karşılaştırma oluşturabilmek açısından 1 Eylül 1859 tarihinde İngiliz Astronom Carrington tarafından tesbit edilen ve kayıtları alınan Solar Flare (güneş Alevi) saldırısına ilişkin 12 adet Sürekli Magnetik Kayıt'tan biri buraya alındı. Bu doğal olayda telgraf tellerinin kendiliğinden eridiği ileri sürülmektedir.


    Olaya Carrington Event adı verilmektedir. İki adet Güçlü Güneş Lekesi arasında oluşan bir Manyetik kuvvet çizgisi kopması olayı ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Güneş Lekelerinin "Manyetik Kuvvet Çizgileri" bazen onlarca yerküre çapında ve milyonlarca Tesla gücünde olabilmektedirler. Kuvvet Çizgileri genellikle eşmerkezli, bir demet yarım çember biçiminde oluşurlar. Bunu Gök Kuşağına da benzetebiliriz. Eğer Güneş yüzeyindeki bu manyetik gök kuşağı, çok güçlü olduğu için çok fazla yükseklere çıkarsa, bu kez ortasından koparak çok büyük bir hızla geriye çekilir. Bu sırada en tepedeki kısım ise büyük bir hızla güneşten uzaklaşır. (Kamçılama Olayı) Bu türden patlamalara, önüne kattığı Corona (Güneş Atmosferi) malzemesinden dolayı Coronal Mass Ejection (CME) veya genel anlamda Solar Flare adı verilir.
    Sansasyonel NASA haberine göre, birinci Carrington olayından 153 yıl sonra, 12 Eylül 2012 tarihinde de, en azından böylesi güçte bir Solar Flare Aktivitesi beklenilmekteymiş. Eğer Manyetik fırtına, 1859’dakinden daha güçlü olursa, birkaç dakika içerisindeki bütün enerji tesislerinin iletkenlerini ergiteceğinden, insanlık da birkaç dakika içerisinde Taş Devrine geri dönecekmiş.

    Hemen gidip Maşukiye’de Kale Duvarlı bir Villa satın alıp, Rüzgâr ve Güneş enerjisi için gereken malzemeleri depoya yığacağım! Ahıra da dört adet kaliteli inek almayı ihmal etmem. Böyle bir felaket söz konusu olursa, bir adet Einstein yerine, dört adet Holstein’i tercih ederim.

    Bu hesaplamalar İnsanoğlu’nun, “Her şey yolunda giderse, daha Sevgili Güneşimizin 5 milyar yıl kadar ömrü var” diye gelecek kaygısı pansumanı yapmasına yarar. Ancak tümcenin içerisinde “her şey yolunda giderse” diye bir tümleç var. Demek ki her şey yolunda gitmeyebilir. Bu risklerin arasında çok güçlü SME atmalarından, ufak yollu "Öksürmelere varana dek her olasılıklar var (Öksürme = To-Tauri Fazı). Güçlü SME atmalarından belki ağır yaralar alarak da olsa kurtulabiliriz, ama Güneş Öksürmesinden kurtulma olasılığımız yeraltına gömülsek de sıfırdır!!! Güneş öksürse de aksırsa da, (Hidrojenini tüketmediği sürece) yoluna beş milyar yıl daha devam edebilir. Biz ise bu konuda oldukça kırılganız. Ne yazık ki Güneşin öksürme olasılığı bilimsel bakımdan sıfırdan farklıdır. Böyle bir sondan insanoğlu kendi önlemlerini alarak kurtulamaz. Daha büyük bir desteğe gereksinimi var. O destek ise sadece Evreni Yaratan Kudretten gelebilir! Güneşimizin mazisinde böyle bir sabıka var. Bundan 3.5 milyar yıl önce böyle bir öksürme yapmıştı. Üstelik bunu evrende yalnız bir kez yapan yıldız örneğine de henüz istatistiksel bazda bile rastlanılamadı. Öksürme (To-Tauri Fazı) yapabilen yıldızlar genellikle bunu alışkanlık haline getiriyorlar. Şimdi anlatabildim mi neden “Biz dinozor değiliz. Soyumuzun tükenmesine izin verilmeyecektir” deyip durduğumu.

    Güneş aktivitesinin Güneş yüzeyindeki doğal olayları nasıl yönlendirdiği veya nasıl etkilediği tam anlamı ile çözülememiştir. Tersine Güneşin yüzeyine bakarak içerisinde neler olabileceğini anlamaya çalışmaktayız. "Uzun Yıllar Ortalaması”nın bize öğrettiği bir şey var. O da Güneş lekelerinin yaklaşık 11 (onbir) yıllık periyodla şiddet ve bolluk değişimi yaptığıdır. Bu durum onbir yıl boyunca güneşin aşırı aktif olacağı anlamına gelmez. Bu çevrimin anlamı, en azından Güneş Lekelerinin sayısı 5.5 (beş buçuk) yıl boyunca artım, yaklaşık 5.5 yıl boyunca azalım gösterir diye yorumlanabilir. Güneşteki her patlama, fışkırma, kabarıp çökme veya manyetik alan kopması gibi olayların sonucunda Güneş depremleri oluşur. Güneş depremlerinin sebep değil sonuç olduğuna inanırım. Yani Güneşte deprem olduktan sonra bu deprem sonucunda şu-şu olaylar olur diyemiyorum. Tersine şu, şu olaylar olduktan sonra Güneşte deprem olur diyorum. Bu söylemden şu garip sonuç ortaya çıkar. Güneşte, Yerküredeki gibi elastik yamulma enerjisi biriktirilemeyeceği için, kendiliğinden deprem olamaz. Ama eğer Güneşte de Yerküredeki dalma batma zonları misali dikine kütle çevrimleri oluyorsa ki kesinlikle olması gerekir, o zaman katmanlar ve konveksiyonlar arası ısıl kaynaklı depremler oluşacaktır. 2012 de beklenilen büyük Güneş Kütle Fışkırmasının tarihinin nasıl tesbit edildiğini bilemiyorum. (SME = Solar Mass Ejection, CME = Coronal Mass Ejection) Ama tahminen istatistikseldir diyebilirim. Bunu söylememin nedeni ise onbir yıllık güneş lekeleri çevrimine ek olarak "Solar Force Çevrimi"nin de elimizde bilgi olarak var olmasıdır. Bu iki periyodik veriden birinci, ikinci veya üçüncü armoniklerin pik zamanları tak diye bulunur. O zaman da istatistiksel verilerden elde edilen olguların bir olasılık yüzdesi veya olayı temsil eden grafiğin bir Standard sapması falan vardır. Bulunan bu "pik zamanlar"ının da bir olasılık yüzdesi vardır diyorum. Böyle bir şey yokmuş gibi 2012 Eylül ayı olarak net bir tarih verilmesini sadece sansasyonel kamu oyu yaratma girişimi olarak yorumluyorum.

    Eski Kıtalardan Asya Orijin’dir. Avrupa Rönesans’tır. Afrika ise Mısır medeniyeti demektir. Afrika da eski kıtalardan olduğu halde Mısır’dan gayrisi sömürge demektir. Oysa yeni kıtalardan olan Kuzey, Güney Amerika, Avustralya ve Okyanusya ise Koloni demektir. Bunların arasından USA, demokratik yapısı ve inanılmaz ham madde zenginlikleri sayesinde koloni valiliğinden kurtularak ve kan dökerek bağımsızlığını kazanmıştır. Kanada bile Halen Common Welth ülkesi sayılır.

    Medeniyetin de, teknolojinin de, sanatın da merkezi kuzey yarım kürededir. Diğer taraftan Kuzey Yarım Küre, kıtalar yarım küresi iken, Güney Yarım Küre ise Okyanuslar yarım küresidir. Öyleyse küresel olarak yerküreyi etkileyecek bir felaket, en çok kuzey yarım kürede yıkıma neden olacaktır. Ya da tersine örneğin güney yarım kürede oluşacak bir tsunami felaketi kuzeyde dengeleri değiştirmez. Sadece üzer.

    Kapadokya böyle bir Güneş saldırısının sonucunda inşa edilmiş bir yapılaşma değildir. Zaten o çağlarda insanlığın böyle bir felaketi önceden haber alması düşünülemez. Tarihsel kayıtlarda anormal bir Güneş aktivitesi yok. Buna karşılık Barbar ve/veya Pagan saldırılar her dem vardı. Ek olarak da Doğu Roma İmparatorluğunun Hıristiyanlığa karşı açtığı, fakat yenik düştüğü savaş var. Kısa saplı kazma ile kazılabilecek nitelikte volkanik tüf olanağı bulan barışçıl kavimler, kendilerini gömmesinler de ne yapsınlar?

    Güneşimiz dördüncü nesil, G tipi bir normal kol yıldızıdır. Bu cümlenin içerisinde Güneşin geçmişi de, geleceği de gizlenmiştir. Dördüncü nesil bir yıldızdır. Çünkü Atmosferinde, atom numarası 83 olan Bizmuttan daha ağır elementler yer alır. Son büyük nükleer sentezini 4.6 milyar yıl önce yapmıştır. Bununla da yetinmeyip küçük bir kütle ayarlaması daha yaparak bundan 3.6 milyar yıl önce bir kereliğine To-Tauri Nefeslenmesi (Öksürmesi) yaşamış ve kütlesini yaklaşık olarak 1.0 MO ‘a çekmiştir. (yani yaklaşık 4.69331 x 1044 ton)

    Böylece Güneşimiz, uzun ömürlü bir yıldıza dönüşmüş ve yaklaşık on milyar yıl olarak biçilen ömrünün 4.6 milyar yılını yaşamış olmaktadır. Yine de bilim adamlarına göre, Güneşin tekrar bir To-Tauri fazı yaşamaması için hiçbir engel yoktur.

    Güneşimiz saniyede 2 milyon ton madde kaybetmektedir. Bunun nedeni proton-proton zinciri ile ağır element üretirken, açığa muazzam miktarda ısı çıkarmasındandır. Bu ısının karşılığıdır saniyede 2 milyon ton madde yitimi. Fakat bu madde yitimi Güneş’imizi güncel bağlamda pek rahatsız veya güçsüz etmez. Çünkü bu (ısıl) madde yitimi, şu anda son 4.6 milyar yıl için ana kütlenin trilyon kere trilyonda biri mertebesinde kalmaktadır. Önemli olan asıl olgu Hidrojen tüketimidir.

    MO>1.4 Güneş kütlesi demek dengesiz bir sarı yıldız demektir. Buna Chandrasekhar eşik değeri denilmektedir. Güneşimiz 4.6 milyar yıl önceki patlamasında (buna “Büyük Nükleer Sentez” de denilebilir) ve 3.6 milyar yıl önceki öksürmesinde bu fazla kütleyi atarak dengeli ve uzun ömürlü bir yıldıza dönüşmüştür.

    Dışa doğru; Adyebatik genleşme + foton basıncı + müon basıncı + nötrino basıncı toplamına karşılık, sadece gravitatif kütle çekim gücü, güneş kütlesini bir arada tutmaktadır. Kuantum kütle çekimi (10-13 m den küçük mesafelerde 500 ton itimi) ise, merkezinde olası göçertilmeyi önlemektedir. Bu ters yönde çalışan kuvvetlerin bir denge arayışı vardır. Bu arayış sonucunda Güneşin çapı her 17 günde bir kırk kilometre artar ve azalır. Yani güneş inanılmaz bir genlikte nefes almaktadır.

    İşte böyle cehennem gibi bir yıldıza kendimizi (tüm güneş sistemimizi) emanet etmiş bulunmaktayız.

    Güneş bize hayat desteği olmaktadır. Fakat bu arada soy kırıcı x-ışınları ve UV ışınları da göndermektedir. Buna karşılık Yerküre ise bu soy kırıcı ışınlara karşı bir takım enerji perdeleri oluşturarak, üzerindeki fauna ve florayı korumaya çalışmaktadır. Bunlar;

    1.Bow Shock etkisi

    2.Magnetopause denilen Magnetik durdurma-saptırma etkisi

    3.Dış Van Allen Kuşaklarında Hidromagnetik Elektron tuzaklanması

    4.İç Van Allen Kuşaklarında Hidromagnetik Pozitron tuzaklanması

    5.İyonosferde tek atomluk nükleer reaksiyonlarla yüklü parçacık yavaşlatılması

    6.Ozon tabakasında UV yumuşatılması

    7.Troposferdeki CO2 ile ısı ışınları yutumu

    8.Bütün bunları aşabilen yüklü parçacıkların yer magnetik alanı tarafından ± 80° enlemlere yöneltilerek oradan yerküreye deşarj edilmesi

    9.Atmosferin tümünün yutum etkisi.

    Bütün bu korunma amaçlı enerji perdelerine karşın, Güneşte oluşabilecek SME (Solar Mass Ejection) sonucunda çok fazla miktarlarda yüklü ve yüksüz partikül saldırısı karşısında, bu dokuz adet koruma kalkanı da pek işe yaramamaktadır.

    Bu SME saldırısının nedeni ise

    1.Explosion

    2.Solar Flare

    3.Prominence

    4.Protuberance

    Olarak çeşitlenir.

    Bunların en büyük hacimli olanları Explosion, en hızlı olanları ise Solar Flare’dir. Her ikisi de güneş lekelerinin çoğaldığı zamanlarda etkinliklerini artırırlar. Güneş lekeleri yerkürenin beş-on kat büyüklüğünde magnetik alan havuzlarıdır. Bunların magnetik alan çemberleri bir explosion ile veya bir solar flare ile kopartıldığında, en büyük güneş rüzgârı saldırıları oluşur. Buna Carrington Event adı verilir.

    Güneşin atmosferinin altında yer alan viskoelastik plasma’dan oluşan güneş kromosferi, yaklaşık 5000°K sıcaklıktadır. Onun altında yer alan fotosfer ise yaklaşık 6000°K sıcaklıktadır. G tayf tipi yıldızlar hep bu yüzey sıcaklıklarında olurlar.

    Güneşin plasma yüzeyinde oluşan 10-15 dünya büyüklüğündeki bir magnetik alan havuzunun özellikle magnetik alan kuvvet çizgilerinin çıkış yaptığı yerlerde kabarmalar ve patlamalar oluşur. (explosions). Bunların oluşturduğu depremler güneşi birkaç kez dolanacak P dalgaları oluştururlar. Güneşte S dalgası oluşamaz. Güneş depremleri M>15 skalasında olabilirler. Örneğin M=15 büyüklüğünün anlamı, 354,813,389. adet indonezya M=9.3 depremi demektir. Plasmada elastik deformasyon enerjisi birikimi söz konusu olamayacağından, Güneşte tetikleme olayının ve dolayısı ile zincirleme depremlerin oluşacağını sanmıyorum. Ancak tekil patlamalara, fışkırmalara, turbulanslara, toroidal sink ve source’lara ve kabarmalara bağlı olarak “tekil” depremler oluşacaktır.

    Yaşamsal açıdan sonuçları neler olur sorusunun yanıtı çok ayrıntılı olarak verilmeli. Ben özetlemeye çalışacağım. Öngörülen tarih uzun yıllar gözlemlerinin sonucunda elde edilen bir takım döngülere dayandırılmaktadır. Milankowich Evreleri de böyle hesaplanmıştır. Güneşin onbir yıllık Güneş Lekesi Periyoduna ilaveten Solar Force Evreleri denilen uzun erimli bir salınım daha vardır. Buna dayandırılarak Solar Force’un pik yaptığı yıl 2012 olarak bulunmuştur. Bu tarih en fazla 5-6 yıl kadar sapabilir. Ama önünde sonunda yeni bir Carrington Event bizi beklemektedir.

    A) Elektrik yüklü parçacıklar kudurmuş gibi saldırınca, Yerkürenin Dış Van Allen Kuşakları Elektronlarla, İç Van Allen Kuşakları annihilasyon kaçağı az bir miktar Pozitronlarla ve ağırlıklı olarak protonlarla hiç olmadıkları kadar doldurulacaklardır.

    Fazlası ise durdurulamayacak ve doğrudan troposfere dalacaktır. Elektron bombardımanını pek önemsemiyorum. İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler için pek önemsemiyorum. Sanıyorum ve umut ediyorum ki elektron bombardımanı yani beta parçacığı, polen ve sporların ve hatta planktonların dış zarlarından geçemeyeceklerdir. Belki hepimiz CRT tüplü bir televizyona 20 cm mesafeden bakan bir çocuk kadar etkilenebiliriz. Pozitronlar zaten ikinci Van Allen Kuşaklarını terk ettikleri anda yok olmak zorundadırlar. Ama proton ve nötron bombardımanı önemli sağlık sorunlarına ve Plankton – Spor - Pollen üçlüsünün tahribatı sonucunda, besin kaynaklarının birinci zincirinde önemli azalmalara neden olabilir.

    Tozlaşma yapan böcekler ise her türden zirai üretimimizde yaşamsal önem taşımaktadırlar. Arıcıların, kovanları kurşun plakalarla kaplanmaları önerilebilir. Arıların kovanda olmaları onları önemli ölçüde koruyabilir. Bu arada Türkiye’de büyük bir böcek kırımı yaşanmaktadır. Bunun göstergesi ise, artık (gece ya da gündüz fark etmeksizin) yol alan motorlu araçların camlarının tertemiz kalmasıdır. Bu yıl birdenbire yerli elmalar neden yok oldu dersiniz? Hey siz oradakiler! Çok kazanacağım diye bizi zehirleyenler! Kendinizi ve çocuklarınızı da zehirlemektesiniz!

    B) İyonosfer de yeni yeni yüklü parçacık katmanları oluşacaktır.

    Bu A) ve B) şıklarındaki hidromagnetik tuzaklanmaların rezonans pikleri vardır. Bunlar Audio Frequencies ‘ten başlayıp Kilohertz mertebesine kadar çeşitlenirler. İşte bu rezonans salınımların her biri, yerküreyi kıskaca alan çok güçlü geniş bantlı elektromagnetik vericiler olarak çalışacaklardır. İşin içine Elektromagnetik dalga girince ve bunlarda RF bandında oluşunca tehlikeli olmaya başlarlar. Özellikle devrelerinde bobin ve kondensatör olan elektronik birimlerin hasar görmeleri kaçınılmaz olacaktır. Olmayacak şey değil, ama bütün bunlara karşın bu büyük elektromagnetik baskının yüksek gerilim hatlarını eritecek kadar etkin olabileceğine inanasım yok. Korkunç bir enerji baskısı gerekir.

    Diğer taraftan Güneşin böylesi bir saldırıdan milyon kat daha büyüğünü yapacak güçte olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.

    Bu saldırıdan Kuzey Yarım Küre daha fazla etkilenecektir diye bir şey söz konusu olamaz. Yerküre böyle bir saldırıda “soyulmuş soğana dönerek” savunmasız durumda kalacaktır.

    Saldırı doğrudan organizmaya değil, metalik iletkenlere yöneliktir. Her ne kadar CME’yi fışkırtan güç güneşte kamçılama yaparak kopan magnetik alan kuvvet çizgileri olsa da yeryüzünde iletkenlere saldıran şey bunu anomali olarak alan yer manyetik alanı değildir. SME veya CME’nin gönderdiği aşırı statik yük yoğunluğudur. Haddehanelerde yumuşak demirin yoğun yapay değişken magnetik alanla ergitilmesi olayı ile benzerlik kurulmamalıdır.

    Eğer nefeslenme olmaz da, genel adı ile “Güneş Alevi” olursa, Güneş için önemsiz olan bu olayın ışığını, patlamadan ve yoğun x-ışını baskısını 8.7 dakika sonra yakaladığımız anda, bütün yayın organları ile BODRUMLARA! SIĞINAKLARA! alarmı verilmelidir. Alarmdan sonra en az 3.6 gün, ençok 4 gün kadar daha vaktimiz olacaktır. Metabolizmamız açısından tam korunmanın tek çaresi toprak altına sinmektir.

    Bodrumlara, sığınaklara inemeyip, olaydan habersiz sokaklarda dolaşanlarda veya yazı yabanda çalışanlarda cilt kanseri yüzdesi artış gösterebildiği gibi göz hasarları da oluşabilir. Toprak altına sindiğimizde, herhangi bir iletişim aracımız da artık çalışmayacaktır. Belki yanımızda getirdiğimiz elektronik cihazlara bir etkisi olmayacaktır.

    Ancak bir iki saat sonra tekrar açık havaya çıktığımızda, enerji şebekesinin ve elektrik-elektronik aygıtların ne durumda olduklarını göreceğiz.