20.yy siyasi ve sosyal olaylar

'Genel Türk Tarihi' forumunda Sitem tarafından 2 Haziran 2011 tarihinde açılan konu


  1. 20.yy Türkiye siyasi ve sosyal olaylar,20.yy siyasi ve sosyal olaylar nelerdir,20.yy siyasi ve sosyal olaylar hakkında detaylı bilgi

    20.yy siyasi ve sosyal olaylar
    20.yy da yaşanan siyasi ve sosyal tüm olaylar:

    TRABLUSGARP SAVAŞI

    (1911-1912)

    II. Meşrutiyet'in ilânından sonra, Osmanlı Devleti ile yabancı devletler arasındaki ilişkilerde meydana gelen gelişmeler içerisinde savaşla sonuçlanan ilk büyük olay, Osmanlı-İtalyan savaşı oldu. Bu savaş, her şeyden önce İtalya'nın sömürgecilik politikasının ve Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu bunalımların bir sonucuydu.

    İtalya, 19. yüzyılın ikinci yarısında(1870-71) Almanya gibi siyasal birliğini kurarak güçlü bir devlet durumuna gelmişti. Dünya üzerindeki zengin sömürgeler güçlü emperyalist devletlerce paylaşıldığından, İtalya ancak zayıf devletlerin elindeki toprak parçalarını alarak hedefine ulaşabilirdi. Ülkesine çok yakın olan Trablusgarp, Osmanlı Devleti'nin Afrika'da kalan son toprağıydı. Trablusgarp yoluyla Afrika'nın ortalarına kadar inebileceğini hesaplayan İtalya, Rusya ile yaptığı Racconigi (1909) anlaşmasıyla, onun da desteğini sağlamıştı. İtalya Rusya'dan başka diğer devletlerin de desteğini sağlamıştı.

    İtalya; Trablusgarp ve Bingazi' nin uygarlık bakımından geri bırakıldığı, burada yaşayan İtalyanlara kötü davranıldığım bahane ederek 28 Eylül 1911'de bu bölgeyi işgale başladı. İtalyanlar Trablusgarp, Tobruk, Derne ve Bingazi'ye asker çıkardılar.

    İngiltere Kuzey Afrika'daki bu önemli işgal hareketine kayıtsız kalmış, hatta destek bile olmuştur. Çünkü; Akdeniz'de Fransa'ya karşı İtalya'yı bir denge unsuru olarak kullanmak istiyordu. İngiltere, Fransa'nın yerleşmiş olduğu Cezayir ve Tunus arasında, bir tampon bölgenin kurulmasından yanaydı.

    Osmanlı Devleti, işgal karşısında büyük devletlerden arabuluculuk yapmalarını ve savaşı durdurmalarını istemişti. Devletler, savaş karşısında tarafsız kalacaklarını ilân edince, Osmanlı Devleti İtalya ile karşı karşıya kaldı.

    Osmanlı Devleti'nin işgal karşısında Trablusgarp' ta çok az bir askeri vardı. Makedonya, Arnavutluk ve diğer yerlerde meydana gelen isyanlar dolayısıyla Osmanlı hükümeti savaş için gerekli hazırlıkları tamamlayamamıştı. İngiltere'nin de Mısır'da tarafsızlığı ilân etmesi ile karadan, bağlantı da kesilmiş oldu. Osmanlı'da deniz gücü de yetersiz olunca denizden yardım ümidi de sona erdi. Bütün bu olumsuzluklara rağmen İstanbul'da bulunan bazı kurmay subaylar zor şartlar altında Trablusgarp' a ulaştılar. Mustafa Kemal ve Enver Paşa gibi komutanlar halkı İtalyanlara karşı örgütleyerek iyi bir savunma cephesi oluşturmuşlardır.

    İtalya bu savunma karşısında güç duruma düşmüştü. Osmanlı Hükümeti'nin İtalya'ya uyguladığı ekonomik ambargo da İtalya'da önemli etkiler meydana getirdi.

    İtalya, kesin bir başarı sağlayamayınca, Akdeniz'e yönelerek 17 Mayıs 1912'de On iki Ada'yı işgal etmiştir.

    Osmanlı Devleti'nin bu tarihlerdeki durumu da iyi değildi, isyanlar artmış, hükümet bunalımı meydana gelmiş, parti çekişmeleri başlamıştı. Osmanlı'nın dış politikadaki yalnızlığı sürüyordu. Bu durumdan yararlanan Balkan Devletleri, Osmanlı Devleti'ne karşı savaş hazırlığına girişmişlerdi. Balkanlardaki bu durum Osmanlı Devleti'ni İtalya ile barış yapmaya zorlamıştır.

    Uşi Anlaşması (18 Ekim 1912)

    1. Osmanlı Devleti, Trablusgarp ve Bingazi' yi boşaltacak,

    2. İtalya On iki Ada'yı Osmanlı Devleti'ne geri verecek, ancak Balkan Savaşı bitinceye kadar Yunan işgaline karşı İtalya' nın elinde geçici olarak bulunacak,

    3. Trablusgarp da Naip adıyla bir temsilci Padişah adına bulunacak,

    4. İtalya, Kapitülasyonların kaldırılmasında Osmanlı Devleti'ne yardım edecek,



    NOT: Uşi Anlaşması’yla Osmanlı-İtalya Savaşı sona ermiş oldu. Bu savaş ile Kuzey Afrika'daki son toprak parçamız da kaybedilmiştir.



    Kuzey Afrika'daki topraklarımızın kayıp sırası şöyledir:

    • Cezayir (1830 Fransa)

    • Tunus (1881 Fransa)

    • Mısır (1882 İngiltere)

    Ege Adalarının bir kısmına, dolayısıyla Ege Denizi'ne ve Anadolu kıyılarına büyük bir devlet geçici olarak da olsa yerleşmiştir. On iki Ada elimizden fiilen çıkmış, İtalyanlar Ege Denizi'ne yerleşmişlerdir. Kuzey Afrika'daki İtalyan sömürgeciliği başlamış, Doğu Akdeniz'de güçler dengesi bozulmuş, böylece. İtalya, etkisi olan bir devlet haline gelmiştir.

    Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durum ortaya çıkmış, topraklarını koruyamayacağı bir kere daha anlaşılmış, Balkan Savaşı'nın başlamasına cesaret vermiştir

    BALKAN SAVAŞLARI

    (1912-1913)

    “Her millet, kendi devletini kurup kendi isteğine göre kendisi yönetmelidir” biçiminde kısaca açıklanabilen milliyetçilik akımı, içerisinde farklı ulusları barındıran devletler için büyük bir yıkım oluşturmuştur.

    Osmanlı İmparatorluğu da çok uluslu bir devletti. Osmanlılar, ele geçirdikleri ülkelerde yaşayan milletleri serbest bırakmışlar, onlar da milli varlıklarını koruyup sürdürmüşlerdi. Milliyetçilik akımı ortaya çıkıncaya kadar bu uluslar durumlarından memnundular. Ancak milliyetçilik akımı yayılmaya başlayınca, Osmanlı egemenliği altında yaşayan bu uluslar da bağımsız olmak için harekete geçtiler. Bazı devletlerin destek ve yardımıyla ayaklanmalar baş gösterdi. Osmanlı tarihinde 19. yüzyıl bu tür ayaklanmalar dönemidir. Balkan yarımadasında çok çeşitli uluslar da yaşadığı için, milliyetçi ayaklanmalar en fazla burada meydana gelmiştir.

    Balkanlarda çıkan ayaklanmaları daha çok Ruslar kışkırtıyordu. 17. yüzyılda gücünü göstermeye başlayan Rusya, çok geniş topraklara sahipti. Ama rahatça dışa açılabileceği limanları yoktu. Rusların en büyük gayesi Baltık Denizine ve Özellikle Akdeniz’e çıkmaktı. Bu yüzden Balkan devletlerinin etnik yapıları Rusların ki ile benzer olduğu (Slav) için Ruslar bu özellikten istifade etmek isteyerek Balkan devletlerini kendi saflarına çekerek buradaki hâkimiyeti üzerine almak istemiştir.

    Balkan devletleri içinde ilk ayaklananlar Sırplar olmuş; ama ilk bağımsız olanlar Yunanlılar olmuştur(1829 Edirne Antlaşması). Daha sonra diğer Balkan devletleri de bağımsız olmuştur. Osmanlıdan kopan bu balkan devletleri Osmanlı’ya karşı birleştiler ve Osmanlı topraklarını ele geçirmek için Osmanlı Devletine savaş açtılar. 1912–1913 tarihleri arasında iki Balkan Savaşı gerçekleşti. Bulgaristan, Yunanistan, Karadağ, Sırbistan birleşerek Osmanlı Devletine savaş açtı. Osmanlı Devleti savaşı kaybettiği gibi Trakya’da bulunan topraklarını da kaybetti. Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasında 1913 tarihinde imzalanan Londra Barış Antlaşması’yla savaşa son verildi.

    - Midye(Karadeniz’de bir liman) - Enez(Ege Deniz’inde bir liman) Hattının batısında kalan yerleri Osmanlı Devleti bıraktı.

    Arnavutluk savaş sırasında bağımsızlığını ilan etti. Boşaltılan yerlerde yaşayan Osmanlı halkı İstanbul’a göç etti. Balkan devletleri savaşta elde ettikleri bu toprakları paylaşmak istediler: Edirne ve Trakya’nın bir kısmı Bulgaristan’a, Girit ve Ege Adaları Yunanistan’a, diğer yerler de diğer Balkan devletlerine bırakıldı.

    Bulgaristan’a fazla pay düştüğü için Romanya’nın da içinde bulunduğu Balkan devletleri Bulgaristan’a savaş açtı ve 2.Balkan Savaşı başladı. Fırsattan yararlanan Osmanlı Devleti de savaşa girdi. Enver Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Edirne’yi ele geçirdi. Balkan devletleri kendi aralarında Bükreş Antlaşması’nı imzalayarak savaşa son verdiler. 1913 tarihinde Bulgaristan ile İstanbul Antlaşması imzalandı:

    1- Kırklareli, Edirne, Dimetoka Osmanlı Devletine bırakıldı.

    1913 tarihinde Yunanistan ile Osmanlı Devleti arasında Atina Antlaşması imzalandı.

    1- Ege Adaları hariç elde ettikleri toprakları Osmanlı Devletine bıraktılar.

    2- Midye-Enez Hattı sınır kabul edildi.

    NOT: 2. Balkan Savaşı Osmanlı Devletinin 20.YY’ da galip devlet olarak çıktığı tek savaştır.

    1. DÜNYA SAVAŞI(1914-1918)

    SAVAŞIN SEBEPLERİ

    1- Hammadde ve pazar arayışı.

    2- Sömürgecilik yarışı.

    3- Almanya ile Fransa arasında paylaşılamayan Alsas Loren maden bölgesinin paylaşılamaması.

    4- Bloklaşmalar.

    5- Avusturya - Macaristan Veliahdının bir Sırplı tarafından öldürülmesi

    Savaşın Başlaması

    Avusturya-Macaristan veliahtı Franz Ferdinand, Haziran 1914'te, Saray-Bosna'da, bir Sırp fanatik tarafından öldürüldü.

    Avusturya-Macaristan İmparatorluğu 28 Temmuz 1914'te Sırbistan'a savaş açtı.

    Rusya'da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na savaş açtı.

    Almanya 1 Ağustos 1914'te Rusya'ya, 3 Ağustos'ta Fransa'ya, 4 Ağustos'ta da Belçika'ya savaş açtı.

    İngiltere'de Almanya'ya savaş açtı.


    1. DÜNYA SAVAŞI'NDA SAVAŞTIĞIMIZ CEPHELER

    1- Kafkas Cephesi

    2- Çanakkale Cephesi

    3- Kanal Cephesi

    4- Irak Cephesi

    5- Yemen Cephesi

    6- Filistin Cephesi

    7- Suriye Cephesi



    SINIRLARIMIZ DIŞINDA SAVAŞTIĞIMIZ CEPHELER

    1- Romanya Cephesi

    2- Galiçya Cephesi

    3- Makedonya Cephesi

    I. Dünya Savaşı'nın Sonuçları

    1. Savaşta yenilen devletlerin rejimleri değişti. Merkezi imparatorluklar yıkıldı.

    2. Çarlık Rusya yıkıldı, yerine Sovyet Rusya kuruldu.

    3. Yıkılan imparatorlukların yerine yeni devletler kuruldu.

    4. Arap topraklarında İngiliz ve Fransızların manda ve himayesi altında çeşitli devletler kuruldu.

    5. İsrail Devleti'nin temelleri atıldı.

    6. Dünya barışını korumak için Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) kuruldu.

    7. Mondros'tan sonra Anadolu'da görülen işgallere karşı bağımsızlık mücadelesi başladı. Bu mücadeleyi İngilizlerin diğer sömürgeleri de kendilerine örnek aldı.

    8. Versay Antlaşması'nın getirdiği şartlar, Avrupa'nın siyasi dengesini bozdu ve bu durum İkinci Dünya Savaşı'nın çıkmasına neden oldu.

    9. İngiltere, Dominyon denilen, Kanada, Güney Afrika, Avustralya, Yeni Zelanda sömürgelerine Arabistan, Filistin ve Irak'ı da ekledi.



    ANTLAŞMALAR



    MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI

    (30 EKİM 1918)

    I. Dünya Savaşı sonunda ateşkes isteyen Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında Limni Adası'nın Mondros limanında ateşkes anlaşması imzalandı(3O Ekim 1918). Mondros Ateşkes Anlaşması'nı Osmanlı Devleti adına Bahriye Nazırı (Denizcilik Bakanı) Rauf (Orbay) Bey imzalamıştır. Rauf (Orbay) daha sonra Milli Mücadele'ye katılacaktır.

    Mondros Ateşkes Antlaşması'nın Maddeleri:

    1. Çanakkale ve İstanbul Boğazları açılacak, Boğazlardaki istihkamlar, (siperler) İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecek. İtilaf Devletlerinin Karadeniz'e serbestçe geçişi sağlanacak. Osmanlı Devleti'nin Boğazlar üzerindeki egemenliği sona erdi. Anadolu ile Rumeli'nin bağlantısı kesildi. Başkent İstanbul'un güvenliği tehlikeye düştü.

    2. Osmanlı ordusu terhis edilecek. Orduya ait silah ve cephane İtilaf Devletlerinin emrine verilecek. Anadolu'yu askersiz ve silahsız bırakarak işgaller karşısında direniş olmasını önlemeye çalıştılar.

    3. Osmanlı Donanması İtilaf Devletlerinin gösterecekleri limanlarda göz altında tutulacak. Osmanlı deniz gücünü etkisiz hale getirdiler.

    4. Toros tünelleri İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecek.

    5. Bütün haberleşme, ulaşım araç ve gereçleri, İtilaf Devletlerinin denetimi altında bulundurulacak. Bölgeler arasında yardımlaşmaya engel oldular. Anadolu'nun kontrolünü ele geçirdiler

    6. İtilaf Devletleri, kendi güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa, herhangi bir stratejik noktayı işgal edebilecekler (7. madde). Mondros'un en tehlikeli maddesidir.

    Bütün Anadolu topraklarının işgal edilebileceği göstermektedir. Güvenliklerinin tehdit edilmesi bahanesi işgallere haklılık kazandırmak içindir.

    7. Trablusgarp ve Bingazi'deki bütün Türk subayları, en yakın İtalyan garnizonuna; Hicaz, Yemen, Suriye ve Irakta bulunan askeri birliklerimiz ise İtilaf Devletlerine teslim olacaklardı. Osmanlı Devleti'nin askeri bakımından güçsüz bırakmayı amaçlamaktadırlar.

    8. Doğu Anadolu'daki altı ilde (Vilayet-i Sitte) Diyarbakır, Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ (Harput), Sivas karışıklık çıkarsa, İtilaf Devletleri, bu illerin herhangi bir bölümünü işgal edebileceklerdi (24. madde).

    Mondros ateşkesten çok kayıtsız şartsız bir teslim belgesidir. Birinci Dünya Savaşı devam ederken İtilaf Devletleri Osmanlı toprakları için aralarında gizli paylaşım anlaşmaları yapmışlardı. Bu nedenle Mondros Ateşkes Anlaşması'na işgalleri kolaylaştırıp, karşı koymayı engelleyecek maddeler yerleştirdiler. 13 Kasım 1918'de İtilaf Devletleri filosu İstanbul'a demirleyerek yaklaşık beş asırlık başkentimizi işgal etti.

    Mondros'a dayanarak girişilen ilk işgal, İngilizler tarafından Musul'a yapıldı. Bunun dışında;

    - İngilizler : Urfa, Antep, Maraş'ı,

    - Fransızlar Ermenilerle birlikte : Adana, Mersin, Dörtyol'u,

    - İtalyanlar : Antalya, Burdur, Isparya ve Konya'yı işgal ettiler.

    İngilizler, işgal ettikleri yerler dışında Çanakkale, Eskişehir, Afyon, Samsun, Merzifon ve Batum'a askeri birlik gönderdiler. İşgaller ateşkesin maddelerine aykırıydı. Osmanlı Devleti çok zor durumdaydı.

    Not. İngilizler Maraş, Antep ve Urfa'yı daha sonra Fransızlara bırakacaktır.


    SEVR BARIŞ ANTLAŞMASI

    (10 AĞUSTOS 1920)

    Ana hatları 24 Nisan 1920'de San Remo Konferansı'nda kararlaştırılan Sevr Antlaşması, 11 Mayıs 1920'de incelenmek üzere Osmanlı Hükümeti'ne verilmişti. Antlaşması'nın kabulünü kolaylaştırmak ve Sevr hükümlerini uygulamak üzere, İtilaf Devletleri'nin teşvik ve desteği ile Yunan ordusu da 23 Haziran 1920'de Anadolu'da ve Trakya'da saldırıya geçti. Bursa'nın, Balıkesir'in, Uşak'ın ve Nazilli'nin ardı ardına işgali ile Sevr'in uygulanmasını sağlamak ve Antlaşma maddelerinde herhangi bir değişikliğe meydan vermemek bu saldırıda esas amaç olmuştu.
    Sultan Vahidettin'in başkanlığında toplanan Şüra-yı Saltanat 22 Temmuz 1920'de "zayıf bir mevcudiyeti, mahva tercih edilmeğe değer" görerek Antlaşmanın onanmasına karar vermiştir. Tevfik Paşa'nın, Türk topraklarını parçalayan, milli şeref ve haysiyetle bağdaşmayan bu antlaşmayı imzalamaması üzerine Damat Ferit Paşa tarafından görevlendirilen Reşat Halis Bey, Hadi Paşa ve Rıza Tevfik(Bölükbaşı) Bey Sevr Antlaşması'nı 10 Ağustos 1920'de imzaladılar.
    Sevr Antlaşması'na göre, Osmanlı İmparatorluğu parçalanıyor, Türk Milleti de yasama hakkından yoksun bırakılıyordu.
    Rumeli sınırımız aşağıda yukarı İstanbul vilayetinin sınır olarak tayin olunuyordu. Batı Anadolu(İzmir ve çevresi) Yunanlıları verilecekti. Güney sınırı ise, Mardin, Urfa, Gaziantep, Amanos dağları ve Osmaniye'nin kuzeyinden geçmekte ve bu sınırın güneyini Fransa'ya bırakmaktaydı. Doğuda Bayazıt, Van, Muş, Bitlis ve Erzincan'ı içine alan bir Ermenistan, Irak ve Suriye arasında bir Kürdistan kurulacaktı. Bunun dışında, Türkiye'ye bırakılan topraklar nüfus mıntıkalarına ayrılmakta; İtalyanlar Antalya ve Konya, Fransızlar Adana, Sivas ve Malatya bölgesi üzerinde, İngilizler de Irak'ın kuzey kısmında nüfus bölgeleri tesis ediyorlardı.
    İstanbul'da ise hükümet ve padişah oturacak fakat, İstanbul milletlerarası bir şehir olacak, Boğazlar'da ordusu, donanması, bütçesi ve organize kuruluşları ile bir komisyon bulunacaktı. Türklere bırakılan bölge, hakimiyet hakkı en ağır şekilde sınırlanmış, Ankara ve Kastamonu vilayetleri ve dolayları idi. Sevr'e göre, memleket dahilinde bulunan azınlık, Türklerden daha fazla haklara sahip oluyor, vergi vermeyerek, askeri hizmet yapmayarak imtiyazlı (ayrıcalıklı) bir durumda bulunuyordu. Türk tabiyetinden çıkanlar birçok yükümlülüklerden kurtulduğu gibi, yeniden hiç kimse Türk tabiyetine de giremeyecekti.
    Devletin askeri kuvveti, her bakımdan sınırlanarak azami miktar 50.700 kişi olacak; Tank, ağır top, uçak bulunmayacaktı. Askerlik de gönüllü olacak, donanma ise 7 gambot ve 6 torpidodan ibaret olup, donanmada denizaltı da bulunmayacaktı. Diğer taraftan mali ve iktisadi hükümler, Osmanlı Hükümeti ile Meclisin yetkilerini hiçe saydıracak şekilde sınırlayıcı ve külfet teşkil eder mahiyette olup, Osmanlı Devleti'ni İtilaf Devletleri'nin müşterek sömürgesi haline, getiriyordu. İngiliz, Fransız ve İtalyan devletlerinin temsilcilerinden kurulu Mali Komisyon, Osmanlı Devleti'nin gelir ve giderlerini düzenlemekte ve devletin yetkilerini devletlik sıfatı ile bağdaştırılmayacak şekilde bağlamakta idi.
    Sevr Antlaşması'nın Osmanlı Hükümeti'nce imzalanması, Anadolu'daki milli mücadele azmini kuvvetlendirmiş, halkın İstanbul Hükümeti'nden ümitlerini kesmesine neden olmuştur.
    Büyük Millet Meclisi, 19 Ağustos 1920 tarihli toplantısında, Sevr Antlaşması'nı imzalayan ve bunu onaylayan Şüra-yı Saltanat'ta bulunanların vatan hıyanetiyle itham olunarak vatansız sayılmaları kararını aldı. Aynı zamanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti bu antlaşma ile kendini hiç bir surette bağlı görmediğini de ilan etti.

    SEVR ANTLAŞMASI ÖLÜ DOĞMUŞ BİR ANTLAŞMADIR, YERİNE LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI İMZALANMIŞTIR


    KURTULUŞ SAVAŞI

    1914 - 1918 yılları arasında gerçekleşen 1. Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması sonunda, İtilaf Devletleri kendi aralarında paylaştıkları Anadolu topraklarını işgale başladılar. Anadolu'nun esas sahibi olan Türkler bu işgallere karşı sessiz kalmadı. Düşmanı topraklarımızdan çıkartmak için çeşitli kurtuluş çareleri arandı.

    Kurtuluş Savaşı'nı iki dönemde incelemek gerekir.

    1.HAZIRLIK DÖNEMİ
    CEMİYETLER
    30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması sonunda Anadolu da başlayan işgalleri engellemeye çalışan yararlı cemiyetler ile, işgalleri kolaylaştırmaya çalışan zararlı cemiyetler kurulmuştur.

    Bu Cemiyetler;

    1- YARARLI CEMİYETLER

    2- ZARARLI CEMİYETLER

    diye ikiye ayrılır.

    YARARLI CEMİYETLER

    30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması sonunda Anadolu da başlayan işgalleri engellemeye çalışan cemiyetlerdir. Bu cemiyetler genellikle bölgesel özelliktedirler. İşgale uğrayan bölgenin halkı tarafından kurulmuştur. Bu cemiyetler Sivas Kongresi'nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ismiyle birleştirilmiştir.

    Yararlı Cemiyetler;

    1- Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

    2- Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

    3- İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

    4- Kilikyalılar Cemiyeti

    5- Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

    6- Milli Kongre Cemiyeti

    ZARARLI CEMİYETLER

    30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması sonunda Anadolu da başlayan işgalleri kolaylaştırmaya çalışan cemiyetlerdir. Zararlı cemiyetler ikiye ayrılır:

    1- Azınlıkların Kurduğu Cemiyetler

    a) Mavr-i Mira Cemiyeti

    b) Etnik-i Eterya Cemiyeti

    c) Taşnak ve Hınçak Cemiyeti

    d) Alyans ve İsrailit Cemiyeti

    e) Pontus Rum Cemiyeti



    2- Milli Varlığa Düşman Cemiyetler

    a) Sulh ve Selameti Osmaniye Cemiyeti

    b) Kürt Teali Cemiyeti

    c) Teali İslam Cemiyeti

    d) İngiliz Muhipleri Cemiyeti

    e) Wilson İlkeleri Cemiyeti


    KUVA-İ MİLLİYE

    Kuva-i Milliye'nin Kuruluş Sebepleri:

    Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkması,

    İtilaf Devletleri'nin Mondros Ateşkes Antlaşması uyarınca Anadolu'da yer yer işgallere başlaması,

    Ordunun terhis edilmesi ve ülkeyi savunacak bir gücün kalmamış olması,

    İstanbul Hükümeti'nin işgallere kayıtsız kalması ve halkın can ve mal güvenliğini sağlayacak önlemler almaması.



    Kuva-i Milliye'nin Özellikleri

    Kuva-i Milliye, Ege Bölgesi'nde İzmir'in işgalinden sonra bölge halkının cepheler kurması ile ortaya çıktı.

    İşgalcilere karşı silahlı direnişte bulunan, bağımsızlık ilkesini benimsemiş olan kişiler tarafından meydana getirilmiştir.

    Kuva-i Milliye birlikleri disiplinden yoksun olan düzensiz birliklerdir.

    İhtiyaçları bölge halkı tarafından sağlanırdı.

    Sivas Kongresi'nden sonra Temsil Kurulu'na, TBMM'nin açılmasından sonra da Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanmışlardır.



    Kuva-i Milliye'nin Faydaları ve Zararları

    Temsil Kurulu'na ve TBMM'ye karşı çıkan ayaklanmaları bastırdılar.

    Milli Teşkilat adına otoriteyi ve düzeni sağladılar.

    Cesaretli tutumları ile halkın direnişe katılmasını sağladılar.

    Düşmanın ilerleyişini yavaşlattılar.

    Kuva-i Milliye'nin şefleri ayaklanmaları kendi yöntemlerine göre bastırıyordu. İsyancıları kendi hukuk dışı kurallarına göre cezalandırmaları, halkın milli mücadeleye karşı güvensizlik duymasına neden oluyordu.

    Halktan zorla malzeme ve gıda maddesi sağlıyorlardı. Bu durum halkın milli mücadeleden uzaklaşmasına neden oluyordu.

    Kuva-i Milliye birlikleri disiplinsiz tutumları ile devlet düzenine ters düşüyordu

    MUSTAFA KEMAL'İN SAMSUN'A ÇIKIŞI

    İstanbul Hükümeti'nin Mustafa Kemal'e Verdiği Görevler

    Dokuzuncu Ordu Müfettişliği görevini yapmak.

    Türkler'in Karadeniz'de Pontus Rum Cemiyeti ile giriştiği mücadeleye son vermek,

    Dağınık halde bulunan silah ve cephaneyi toplamak.

    Halktan asker ve para toplayan kuruluşları, yani ulusal cemiyetleri ortadan kaldırmak.



    Mustafa Kemal'in Samsun'a Gelişi

    Mustafa Kemal, 16 Mayıs 1919'da Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan ayrıldı.

    Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a geldi. Bu olay Milli Mücadele'nin başlangıç tarihi olarak kabul edildi.

    Mustafa Kemal, 22 Mayıs 1919'da "Samsun Raporunu" yayınladı.

    KONGRE VE GENELGELER
    1- Mustafa Kemal'in Samsun'a Çıkışı

    2- Havza Genelgesi

    3- Amasya Genelgesi

    4- Erzurum Kongresi

    5- Sivas Kongresi

    6- Amasya Görüşmeleri

    TBMM'NİN AÇILIŞI

    Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Açılışı(23 Nisan 1920)



    T.B.M.M.'nin Açılış Nedeni ve Amacı

    1. İstanbul'daki yönetiminin vatan ve millete karşı görevini yerine getirememesi,

    2. Ülkenin işgalini engelleyememiş olması,

    3. İtilaf Devletleri'nin İstanbul'u işgal etmesi.



    İlk TBMM'nin Kuruluş Amacı :

    1. Vatanın bütünlüğünü ve milletin bağımsızlığını sağlamak,

    2. Yurdu düşmandan kurtarmak için milleti bir araya getirmek,

    3. Millet adına karar verebilecek bir organ oluşturmak,

    4. Ulusal irade ile birlikte hareket etmek.



    T.B.M.M.'nin Açılmasıyla İlgili Tartışmalar

    Mustafa Kemal'in Görüşü

    Anadolu'da açılacak olan meclis "Kurucu Meclis" niteliğinde olmalı,

    Padişah'ın etkisinden kurtulmak için Meclis'in adı Osmanlı Mebusan Meclisi olmamalı.



    Muhalif Görüş :

    Mebuslar Meclisi, Anadolu'da aynen açılmalı.



    T.B.M.M.'nin Aldığı İlk Kararlar

    İlk TBMM, 23 Nisan 1920'de Ankara'da açıldı.

    Aldığı İlk Kararlar :

    1. Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkartılacak,

    2. Hükümet kurulacak,

    UYARI : Hükümetler, devlet idaresi ile doğrudan ilgili bir kurum olduklarından TBMM'nin İstanbul hükümetinden farklı bir hükümet kurma kararı yeni bir devlet düzenine geçildiğini açıkça göstermektedir.

    3. Geçici olmak kaydıyla bir hükümet reisi olmayacak ve padişah kaymakamı atanmayacak,

    UYARI : Meclis, bu kararı almakla padişahın etkisinden kurtulup bağımsız çalışmayı amaçlamıştır. Eğer Meclis'in başında bir padişah vekili bulunsaydı, bu kişi meclise baskı yapabilir ve bağımsız çalışmasını engelleyebilirdi.

    4. Meclis de toplanan ulusal iradeyi egemen kılmak esas olacak, meclis üstünde bir güç olmayacak.

    UYARI : Bu karar İstanbul yönetimini yok saymıştır.

    5. Yasama ve yürütme yetkisi Meclis'e ait olacak.

    UYARI : TBMM'nin aldığı bu kararla, yeni bir hükümetin tanımı yapılmadığından, İstanbul yönetimi yok sayılmış, Meclis hükümet sistemi benimsenmiş ve Meclis yürütme yetkisine sahip olmuştur.

    6. Meclis'den seçilen bir heyet Meclis'in vekili olarak hükümet işlerini görecek ve Meclis başkanı bu heyetin de başkanı sayılacak.

    7. Padişah ve halife Meclis'in belirleyeceği esaslara göre yerini alacak

    UYARI : Bu karar saltanatın durumunun tartışılacağını ortaya koymaktadır. Bu durumda saltanatın kaldırılabileceği mesajı verilmektedir.

    8. İstiklal Mahkemeleri kurulacak.


    MİSAK-I MİLLİ'NİN İLANI

    Misak-ı Milli Kararları

    1. Osmanlı Devleti'nin Mondros Mütarekesi'ni imzaladığı 30 Ekim 1918 tarihinde düşman ordularının işgali altında bulunan Arap memleketlerinin durumunun, halkın serbestçe verecekleri oya göre belirlenmesi gerekir. Bu mütareke hududu içinde Türk ve İslam çoğunluğu bulunan kısımların tümü hiç bir şekilde ayrılık kabul etmez bir bütündür.

    UYARI : Burada Arap ülkeleri Osmanlı Devletine mi katılacak yoksa bağımsız mı olacak? Buna Arap halkının karar vermesi istenmektedir. Bu kararla vatanın sınırları kesin olarak saptanmış oluyor. Sınırlar belirlenirken Mondros ve Türk çoğunluğu ölçüt alınıyor. Yani, Mondros'tan sonra işgal edilen yerlerden İtilaf Devletleri çekilmelidir ve Türk çoğunluğu nerede ise orası Türklere bırakılmalıdır.

    2. Halkı ilk serbest kaldıkları zamanda başvurdukları halk oylaması ile anavatana katılmış olan "üç liva" yani Kars, Ardahan, Batum için gerektiğinde serbestçe yeniden halk oylamasına başvurulmasını kabul ederiz.

    UYARI : Buralarda Türk çoğunluğu olduğu için böyle bir halk oylaması istenmiştirç Bu kararda verilmek istenen mesaj : "Bu illerde Türklerin olmadığını iddia ediyorsanız, geliniz halka soralım, hangi devletin sınırları içinde kalmak istediklerine onlar karar versin."

    3. Türkiye barışına bırakılan Batı Trakya'nın Hukuki durumunun saptanması da halkın tam bir hürlükle verecekleri oya uygun olmalıdır.

    4. Hilafet merkezi ve Osmanlı Devleti'nin başkenti olan İstanbul şehriyle Marmara denizinin güvenliği, her türlü tehlikeden uzak olmalıdır. Akdeniz ve Karadeniz boğazlarının dünya ticaret ve ulaşımına açılmasında, bizim ve diğer bütün ilgili devletlerin vereceği karar geçerlidir.

    5. Azınlık hakları, komşu memleketlerdeki Müslüman halkın aynı haktan yararlanması şartıyla tarafımızdan kabul ve temin edilecektir.

    UYARI : Burada, ülkede yaşayan Müslüman olmayan halkın korunacağı ve onlara çeşitli haklar tanınacağı belirtilmiş, ancak aynı haklardan Balkanlar'da bulunan Müslüman halkın da yararlanması istenmiştir.

    6. Her devlet gibi bizim de tam bağımsızlığa ve serbestliğe ihtiyacımız vardır. Bu, yaşamımızın ve geleceğimizin temel kuralıdır. Bu nedenle siyasi, adli ve mali gelişmemizi önleyecek sınırlamalar kabul edilemez. Borçlarımızın ödenmesi de kurallara aykırı olamaz.

    UYARI : Bu karar şu anlama gelmektedir. Misak-ı Milli tam bağımsızlığı amaçlayan bir belgedir. Siyasal, adli ve mal gelişmemizi engelleyecek hiç bir şart kabul edilmez denilmekte, kapitülasyonlar, manda ve himaye açıkça reddedilmiştir. Borçlarımızın ödenmesi, bağımsızlık anlayışımıza aykırı olamaz denilmekle de Düyun-u Umumiye'ye karşı çıkmıştır.



    Misak-ı Milli'nin Kabul Edilmesinin Sonuçları

    Misak-ı Milli ile Türk ülkesinin sınırları kesin olarak çizildi.

    Milli Mücadele-nin hedefi tam bağımsızlık olarak belirlendi.

    İtilaf Devletleri, 16 Mart 1920'de İstanbul'u işgal etti.

    Mebusan Meclisi kapatıldı, milletvekilleri ve aydınlar tutuklandı.

    DÜZENLİ ORDUNUN KURULUŞU

    Düzenli Orduya Geçiş

    Kuva-i Milliye'nin düzenli Yunan ordusunu yurttan atacak güçte olmaması,

    Kuva-i Milliye'nin halka kötü davranması, devlet otoritesine ters bir tutum içerisine girmesi...

    Kuva-i Milliye'den düzenli orduya geçilmesini gerektirmiştir.


    TBMM'YE KARŞI AYAKLANMALAR


    AYAKLANMALAR

    1- Anzavuz İsyanı

    2- Kuva-i İnzibatiye İsyanı

    3- Düzce-Hendek ve Adapazarı İsyanları

    4- Konya İsyanı

    5- Yenihan, Yozgat ve Boğazlıyan İsyanları

    6- Afyonkarahisar İsyanı

    7- Milli Aşireti İsyanı