1 Kıtalık Çanakkale Şiirleri

'En Güzel Şiirler' forumunda Merve tarafından 6 Nisan 2012 tarihinde açılan konu


  1. 1 Kıtalık Çanakkale Şiirleri

    Çanakkale Şiirleri 1 Kıtalık


    Çanakkale Destanı

    Yıl 1915
    18'indeyiz Martın.
    Kendine gel biraz!
    Pek tekin değildi Çanakkale'nin suyu,
    Geçilmez bu boğaz...
    Geçilmez bu boğaz...
    Bizi
    Ne topun yıldırır,
    Ne kurşunun.
    Çünkü artık
    Başladı cengimiz.
    Er meydanında bulunmaz dengimiz...
    Sen misin Mustafa Kemal'im ileri diyen?
    İşte fırladık siperden.
    Sırtına yüklenmiş kahraman
    Seyit 276 kiloluk mermiyi,
    Koşuyor bataryasına ateşler içinden.
    Bu mermi denizlere gömecek Elizabet'i Buvet'i...
    Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor,
    Denizler yanıyor,
    Dağlar yanıyor.
    Zafer bizimdir artık
    Düşman zırhlıları batıyor...
    Türk'üm,
    Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere.
    Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz.
    Kimimiz gazi.
    Hiç değişmez bu yazı.
    Dünyada her yer geçilir belki
    Lâkin geçilmez Çanakkale Boğazı..

    Fahri ERSAVAŞ

    -----------------------------------------

    Çanakkale Şehitlerine

    Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
    Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
    Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”
    Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
    Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
    Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
    Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
    Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.
    Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
    Hani tauna da zuldür bu rezil istila...
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
    Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
    Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...
    Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
    Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
    Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
    Öteden saikalar parçalıyor afakı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
    O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
    Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
    Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
    Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
    Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
    “O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
    Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
    Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
    Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...
    Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
    “Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
    Seni ancak ebediyetler eder istiab.
    “Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
    Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
    Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
    Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
    Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
    Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
    Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
    Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
    Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
    Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

    Mehmet Akif ERSOY

    ------------------------------------------------

    Çanakkale Destanı

    Bir destan yazılmıştı, Çanakkale isminde,
    Bin dokuz yüz on beşin, Mart’ın on sekizinde.
    O bir destan değildi, masal sayılır destan,
    Ölüm kalım savaşı, kurtuluştu kaostan.
    Bu savaş milletimin, varlık yokluk savaşı,
    Savaşan Mehmetçiğin, koltuğundaydı başı.
    Üşüştü başımıza, dünyanın yabanisi,
    Her birisi sanki de, cehennem zebanisi.
    Mahşeri aratmıştı, o günde Çanakkale,
    Kurdular her cephede, etten, yürekten kale.
    Haçlı haçın altında, hedef almış hilali
    Geldiyse de top yekun, yaşadı izmihlali.
    Bir mühür basılmıştı, dünyanın tarihine
    Kim ki şehit düşmezse, küserdi talihine.
    Düğüne gider gibi, gittiler şahadete,
    Koştular seve seve, en büyük ibadete.
    Vatan uğrunda canlar, fedadır birer birer
    Şehittir o yiğitler, ölmezler diridirler,
    Cephedeydi neferi, duadaydı hastalar,
    Kimi yetmiş den fazla, kimi çocuk yaştalar.
    Semadan yağmur gibi, yağıyorken kurşunlar,
    Sevindiler giderken, Allah’a kavuşanlar.
    Nerde mal mülk sevdası, canlarından geçtiler
    Kurşun kurşun, şehadet şerbetini içtiler.
    Ne Yâr var akıllarda, nede çocuk hayali,
    Hedef tek, canı verip, yüceltmekti hilali.
    Birkaç gazisi kalan, tek savaştır cihanda,
    Kanatlanıp uçtular, cennete hep bir anda.
    Toprak kan kustu o gün, denizler demir yuttu,
    Şehitleri O Nebi, kucağında uyuttu.
    Ne gerek mezar taşı, ne gerek ona mezar
    Bugün tarih onları, altın harflerle yazar.
    Namazsız ve Kur’an sız, düşse de bir yanına,
    Kefensiz, kanlı yelek, şahittir imanına.
    Bir damla şehit kanı, bütün dünyaya değer,
    Bir toprak parçasıdır, vatan değilse eğer.
    Kurtarıp boğazları, şehadete erdiler,
    Dünyaya yiğitliğin, bir dersini verdiler.
    Gafiller ucuz sandı,oysa paha biçilmez
    Sonunda anladılar, Çanakkale geçilmez.
    Vatana göz dikenler, azdırdıkça azdılar,
    Aslanlar savunmanın, destanını yazdılar.
    Okusun bütün dünya, oturup ezberlesin,
    Artık ininden çıkıp,yurduma göz dikmesin
    Bu vatanın evladı, kurbandır toprağına,
    Çakallar rüzgar olsa, değemez yaprağına.
    Bir Hilal ki bağrında, yaşatır bu milleti,
    Binlerce güneş feda, yaşasın Türk Devleti.

    Kasım KAPLAN

    ------------------------------------------

    Çanakkalede Şehadet

    Conkbayırında kaldın elbet sana felaket
    Bir bilseydin burası bizim memleket
    Türk tür Türk e tek rakip devlet
    Hep dışardan destekli büyük hiyanet
    Yedi düvel hepsi birden önümde
    Unutmayız anarız seni Anzak gününde
    Barıştan yana oldu Çabamız
    Yurtta sulh, Cihanda sulh diye öğüt veren Atamız
    Tarihten alsaydık ibret
    Türkü, Kürdü bir Millet
    Buna şahittir Çanakkale de şehadet
    Toprak rengi kızıllara boyandı
    Yedi düvel hepsi birden dayandı
    Bin yıl oldu bu topraklar bize yazıldı
    Her göz dikene, gürzle mezar kazıldı
    Çanakkale benim güzel vatanım
    Fedadır sel olsa akan kanım
    Ayrılık en büyük gaflet
    Türkü, Kürdü bir Millet
    Buna şahittir Çanakkale de şehadet

    İrfan Kayagil