Ülkemize yararlı birer insan olmak için neler yapmalıyız konulu kompozisyon

Konusu 'Soru Çözüm' forumundadır ve Misafir tarafından 8 Ekim 2010 başlatılmıştır.

  1. Misafir

    Misafir Ziyaretçi

    Ülkemize yararlı birer insan olmak için neler yapmalıyız konulu kompozisyon acil lazım. Ödev konusu çünkü. Lütfen yardım edin
     
  2. anniccha

    anniccha Üye

    Cevap: Ülkemize yararlı birer insan olmak için neler yapmalıyız konulu kompozisyon

    BU ÜLKE İÇİN

    Suya attığımız bir taş su yüzeyinde hareketlenme oluşturur ve halkalar meydana getirir. Taşın suda yaptığı etki düştüğü küçük noktadan, çok geniş bir alana halkalar halinde yayılır. İnsanlar da yaşamlarındaki hal ve hareketleriyle çevrelerini etkilerler. Mesela iyi bir insan önce kendisine, sonra en yakınında bulunan ailesine yararlı olur. Bu halka genişler ve etrafındaki insanları, mahallesini, ilini ve en son da ülkesini etkiler. Ülkesine yararlı olursa, gelişen ülkesi de o bireye daha rahat bir hayat sunar. Bu olay dağa karşı bağıran bir kişinin ses dalgalarının dağdan yankı yapıp geri gelmesine benzer. İnsan ülkesine ne verirse, onu geri alır. Bir insan, ülkeyi etkileyen küçük bir etken olarak görünse de yapacağı işler ülkesinin durumunu etkilemede büyük öneme sahiptir.

    Ülkenin sorunlarına ışık tutan bireylerin, ülke gelişimindeki rolleri çok önemlidir. Bu insanlar sorunları bulur ve o sorunlara karşı çözüm yolları üretirler. Sorgulayan bir toplum da kendi sorunlarını bu yoldan rahatça halleder. Yaşamı, olayları sorgulayan ve “Neden?” sorusunu soran insanlar daima çözümün bir parçası olmuşlardır. Bu yüzden bilinçli bir toplum ideali yolunda atılacak en önemli adımların başında eğitimi görebiliriz. Doğumla artarak devam eden öğrenme sürecinde, beyinleri lüzumsuz şeylerle yormak yerine dünyayı, olayları sorgulamayı öğretmek daha iyi olacaktır. Şu anki eğitim sistemimizde var olan dayatmacılık ve korku psikolojisi yerine, insanları düşünmeyi öğreten bir program takip edilmesi daha doğru olacaktır kanaatindeyim. Mevcut sistem için insanları zorlamak, bir terzinin elbise için vücuttan kesmesine benzer ki hiç de akıllıca değildir. İnsanların doğasında var olan düşünme ve sorgulama yeteneklerini göz önünde bulunduran bir sistem daha yararlı olacaktır. Çünkü olayların arkasını görmeye çalışan ve analitik bakış açısına sahip olan bir toplum, problemlerini daha kolay aşacağı gibi gelişme yolunda da sekteye uğramadan ilerleyebilecektir.

    Düşünen ve sorgulayan bireyler, problemlerin çözümünü ararken ortaya farklı görüşler ileri sürecektir. Çözüme farklı açılardan yaklaşan bireylerin görüşleri diyalektik süreç içinde olgunlaşırsa; oluşan bilgi, toplumun birbirine saygı duymasını sağlayacaktır. Böyle bir ortamda toplumda kaynaşma olur ve beraberlik duygusu perçinlenir. Aynı zamanda problemlerin tartışıldığı bir yerde çözüm için sunulan tezler ve antitezler, olaylara daha geniş bakış açısıyla yaklaşılmasını sağlayacağı gibi sorunun aydınlatılamayan kısımlarını da en aza indirgeyecektir. Birbirine saygı duyan, beraberlik içinde çözümü bulmaya çalışan toplum, bilgi toplumu olma idealini gerçekleştirmiştir. Sorgulayan ve bunun sonuncunda oluşan fikirlerini rahatça paylaşan insanların ülkesi, yeryüzü standartlarının oluşmasına katkı sağlayacaktır. “Küçük beyinler kişileri, orta beyinler olayları, büyük beyinler fikirleri tartışır.” sözü bize çözüm arayışında fikir alışverişlerinin önemini açıklamaktadır. Ülkemizde yavaş yavaş çoğalmaya başlayan çözüm arayışı içindeki tartışma ortamları, daha iyi bir Türkiye idealinin gerçekleşmesine aracı olacaktır.
    Fikirlerin açıkça paylaşıldığı bir ülke bilime önem veren bir ülkedir. Toplumları daha iyiye taşıyan en önemli faktörlerden birisi pozitif bilimlerdir. Teknik bilgiler ile geliştirilen makineler, sanayileşme sürecini hızlandırmakta ve geliştirmektedir. Bunun sonucu ortaya çıkan sanayi gelişimi ekonomiyi doğrudan etkiler. Nitekim Rönesans’tan sonra gerçekleşen sanayi devrimiyle dünyaya yön veren Avrupa devletleri daha sonra da devam ettirdikleri bilime önem vermeleri sayesinde diğer devletlerden hep bir adım önde olmuşlardır. Maddi doygunluğa ulaşmış ülkeler ise etkilenen değil, etkileyen olurlar. Ülkemiz de gelişmekte olan bir ülke olarak değişen, gelişen, büyüyen bir ekonomiye sahiptir. İhracat gelirlerini her yıl artırmamız ülkemizin sanayi alanında büyük gelişmeler kaydettiğini gösteriyor. Ekonomimize artı katan bu gibi olguların yanında eksikliklerimiz de yok değildir. Mesela deniz bakımından zenginliğimizi ekonomik alanda değerlendirebiliriz. Üç yanı denizlerle çevrili olan ülkemiz, dünyada çok önemli bir piyasası bulunan deniz ticareti alanında gelişmiş değildir. Ekonominin bel kemiği olan sanayilerimizin tükettiği, halkımızın kullandığı enerji alanında da atılımlar yapılabilir. Enerji çağı olarak nitelendirilen bu günlerde güneşli gün sayımızın çokluğu avantajımızı, güneş enerjisi sistemleri kurarak geleceğe dönük yatırımlar yapılabilir. Şu an kullanılan fosil yakıtlar elbet bir gün tükenecektir. Kuyuların suyu tükenmeden yenilenebilir kaynaklara yönelmek, ileride yaşanacak olası sorunların üstesinden rahatça gelmemizi sağlar. Bu yönde kurulacak olan rüzgar enerjisi sistemleri de akıllı bir yatırım olacaktır. Atatürk’ün "...askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun iktisadî zaferlerle taçlandırılmazlarsa kazanılan zaferler yaşayamaz, kısa zamanda söner." sözü ülkenin geleceğinin ekonomide olduğunu idrak etmemizi sağlar.

    Her ne kadar maddi doygunluk çok önemli olsa da toplumlar, sanatsal faaliyetler ile sosyal yaşamlarına da anlam katmaktadır. Estetik güzellikler insanları rahatlatır. Sanatı gelişmiş toplumlar, sanata önem veren toplumlardır. Sanat ise insanların ruh halini rahatlatmak için başvurulan en iyi yoldur. Sanatla uğraşan insanlar aynı zamanda hayatın anlamını sorgularlar ve bu dünyadaki amaçlarını daha iyi kavrarlar. Kendi hayatlarını nasıl daha iyiye ulaştırabileceklerini de araştıran insanlar, kendileri için en iyi yolu tercih ederler. “Ben kimim?” sorusunun cevabını bulan bireylerin oluşturduğu toplumda dünyaya bakan pencereler çoğalır. Kendisini bilen insanlar, kendi dünyalarını aydınlığa kavuşturdukları için özgüven sahibi olurlar. Bu bireyler kendileri için en iyi olana, ancak kendilerinin karar verebileceğini bilir. Böylece kendilerini yönlendiren insanlar, kendilerini yönetmeye de başlarlar ve demokrasi sistemi ortaya çıkar. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk de insanlar için en iyi yönetim sisteminin demokrasiye dayanan cumhuriyet olduğunun idrakindeydi. Atatürk cumhuriyetin yanında yeniliğe açık bir millet ve gelişen bir ülke için gerekli olan sistem ve mekanizmaları da kurdu. Millet ile bütünleşerek güçlü bir Türkiye hedefi kuruldu. Şu an da bu hedefe emin adımlarla yürümekteyiz.

    Halkın görüşlerini yansıtan yönetimdeki bireyler vazifelerinin öneminin bilincinde olmalıdırlar. Halkın çözümlerine arayış içerisinde olmalı ve ülkenin gelişmesi yolunda ne gerekiyorsa yapmalıdırlar. Ülkemizi bir çınar ağacına benzetirsek, kökte olan çürümeyi engellemek için dalları ilaçlamak fayda etmez. Var olan problemlerin kökenine inilmeli ve geçici, günlük çözümler uygulanmamalıdır. Halkın refahı için görevinde olanlar bu bilinç ile hareket etmelidirler.

    “Aynı ırmağa iki kez giremeyiz.” der Herakleitos. Çünkü bir daha girene kadar biz de ırmak da değişmiş olacağız. Sürekli zaman yatağında akmakta olan dünya değişim geçirmekte. Bu değişimin yönünü belirlemek ise insanların elinde. Ülkesine iyi bir gelecek sağlamak da kötü bir son hazırlamak da insanlara bağlı. Ülkesine ne verirse aynen geri alacağının bilinci ile hareket etmeli ve ülkemizi bu yüzden çok sevmeliyiz. Bize yaşamamızı sağlayacak imkanları sunmasının karşılığını onu geliştirerek ödemeliyiz. Cemil Meriç’in “Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmaz hale getirenlerdir.” sözü ülkemize nasıl bakarsak öyle etkileriz düşüncesini destekler. Eğer iyi bir gelecek istiyorsak, o geleceği getirmenin bizim elimizde olduğunu unutmamalıyız. Cumhuriyetin ilk yıllarında hiçbir karşılık beklemeden yurdu şekillendiren irfan ordusunun ülke sevgisini örnek almalıyız. Bu bilgiler ışığında hayatımızda bir ağaç gibi hür ve tek olabilirken aynı zamanda bir orman gibi kardeşçe yaşama hasretimizi de dindirmeliyiz…!
     

Sayfayı Paylaş