Ömer Seyfettin Bütün Şiirleri

Konusu 'En Güzel Şiirler' forumundadır ve Belinay tarafından 27 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. Belinay

    Belinay Üye

    Ömer Seyfettin Şiiri

    Kızılırmağa

    Ah, ey Kızılırmak! Ağlıyor musun?
    Dalgaların coşmuş, bilmiyor durmak,
    Çöktü yüzbin ocak, anlıyor musun?
    Ben geldim başına, isterim sormak:

    Yüzlerce yıl evvel üstünden geçen
    Türklerin başına nedir bu gelen?
    Yasasız kalmışlar serserilikten
    Kaçmak isterlerse yol verme, sen ak!

    Ak, boğulsun kaçan, acıma ona.
    İster misin yurda baykuşlar kona?
    Geçmek lazım ise yok mudur Tuna?
    Geriye bırakma, ak Kızılırmak!


    Nişanlı

    Korularda bülbüllerin rüyası,
    Açılmayan güller ile süslenir;
    Odasında yalnız kalan şu esir,
    Şu genç kızın nedir acab hülyası?

    Mavi ipek divanına uzanmış,
    Yuvasında hasta yatan kuş gibi
    Sessiz, sakin, hıçkırıyor... Sebebi
    Söylenilmez, ne acıklı saklayış...

    Korularda bülbüllerin rüyası,
    Açılmayan güller ile süslenir;
    Odasında yalnız kalan şu esir,
    Şu genç kızın nedir acab hülyası?

    Şu genç kızın bilinmeyen hülyası,
    Belki şimdi oralarda çarpışan,
    Oralarda can vererek şan alan
    Bir isimsiz kahraman...


    Yalnızlık

    Güneş batmakta... Ovada gecenin
    Gölgeleri büyür, büyür, sararır...
    Ağaçlıklar, akan sular bir serin
    Rüzgar ile dalgalanır, kararır.

    Kuşlar ötmez, yuvalar boş, görünmez
    Bir ışıltı uzaklarda; yazık ben
    Öksüzüm şimdi bu yolda giderken.
    Gök bile yıldızlarına bürünmez!

    Eski izler, çirkin, korkunç lekeler
    Kılavuzluk eder. Zavallı atım
    Şüphelenir bu gidişten ve kişner...

    Gece gelir, ıssızlık sanki solur
    Ve ruhum uyur, uyanır, her adım
    Atımın nal sadası ninni olur!..


    Doğduğum Yer


    Buralardan çok uzakta bir köydü!
    Beyaz, billur bir derecik içinden,
    Hıçkırırdı, sevinerek geçerken.
    Kenarında vardı birçok söğüdü...

    Ben işte bu söğütlerin susmayan
    Gölgesinde büyümüştüm. Evimiz
    Tenha idi; ne yabancı, ne bir iz...
    Bahçemizdi yakındaki o orman.

    Bir ses, sevin! derdi gülen rüzgarda,
    Sevinçlere yoktu orda nihayet.
    Sanılırdı bu ses gümüş dallarda

    Görünmeyen bülbüllerin öğüdü!
    Doğduğum yer, doğduğum yer... O cennet
    Buralardan çok uzakta bir köydü!..


    Nereye?


    Bir kahraman gördüm, gençti, güzeldi.
    Atlamış maziden binlerce seddi,
    Kır atıyla sanki canlı bir yeldi.
    Sordum: Nereye?Ben giderim dedi,
    Tarif olunamaz bir şana doğru...

    Güneş doğuyordu, maviden sisler,
    Çiçekler açılmış, ötüyordu her
    Dalda bir yavru kuş... Aşk nuru yer yer
    Tutuşurken böyle nereye sefer?
    Diye sordum, dedi: "Türkân'a doğru...

    Yalnızsın yiğidim! Yolda kalırsın,
    Maksatların ölür, onulmaz yasın,
    Yol gösteren lazım, öne katılsın!
    Dedim. "Düşman varsa" dedi, "atılsın,
    Yolumun uğradığı Kur'ân'a doğru...

    Uzak ufuklarda karlı dağlardan
    Aşarken sellerden, ormandan, yardan
    Yoldaş ister insan, değil Yaradan;
    Yalnızlık O'nundur..." dedim. "Dost yardan
    Geçmez" dedi, "yolum yarâna doğru..."

    Sürünce doğuya o kır atını,
    Kılıçının çarptı taşlara kını,
    Altun kıvılcımlar bu hoş akını
    Gaybederken gördüm bu genç taşkını;
    Dedi: "Uçuyorum Turan'a doğru!.."


    Koşma


    Ey Türk Genci! Aç gözünü azıcık
    Etrafına bir dikkat et, gördüğün
    Hayal değil, hakikattir, pek açık,
    Pusu kurmuş herkes sana bak bu gün!..

    Medeniyyet ateş, demir eliyle
    Kan taşırtan, yuva yıkan seliyle
    İlerliyor elektrik piliyle,
    Yapılır mı uçurumda hiç düğün!

    Artık uyan, keyif zamanı değildir,
    İçtiklerin bade değil, hep zehir,
    Kuvvetlenip Garb'i korkut ve sindir,
    Galip gel de, sonra, Türk'üm de öğün!..

    ÖMER SEYFETTİN


    [​IMG]
     

Sayfayı Paylaş