Kanda Trombosit Yüksekliği

Konusu 'Sağlık bilgisi' forumundadır ve ZORBEY tarafından 20 Haziran 2011 başlatılmıştır.

  1. ZORBEY

    ZORBEY Üye

    Kanda Trombosit Yüksekliği neden olur
    Trombosit Yüksekliği nedir
    Trombosit Yüksekliği tedavisi


    Kanda trombositlerin referans aralığı üzerinde yer almasına trombosit yüksekliği denilir. Tahlillerde yer alan (PLT değeri) veya Trombosit sayısı kandaki trombosit miktarını ifade eden değerdir.

    Trombosit(kan pulcukları) kanın en küçük elemanlarıdır. Kemik iliğinde üretilirler. Kanamanın durdurulmasında rol oynarlar. Kanama bölgelerinde birbirlerine yapışarak bir tıkaç oluştururlar.

    Normalde kanın 1 mm3’ünde 150.000-400.000 adet trombosit vardır. Trombosit miktarının yüksek olması kanın daha çabuk pıhtılaşmasına neden olur.

    Trombosit miktarının yüksekliğinden ziyade düşük olması tehlikelidir. Esasen yüksek trombosit sayısını düşürmekte zor bir işlemdir.

    Trombositler Bunlar akyuvarlardan çok daha küçük ve kanın pıhtılaşmasında önemli rol oynayan parçacıklardır. Sayıları bir milimetre küp kanda takriben 300.000 kadardır. Şartlara göre azalabildiği gibi çoğalabilirler.

    Bunların görevi kılcal damarların duvarlarının sağlamlığını korumak ve aynı zamanda kanın pıhtılaşmasını sağlamaktır. Trombositler bulunmadığı taktirde kılcal damarlardan alyuvarlar dışarı fırlarlar ve gerek deri altında ve gerekse mukozada kanamalar görülür. Ayrıca bunların azlığında kanda pıhtılaşma olmaz ve kanama devam eder. Ciltte bir kesilme veya yaralanma olduğunda kanamanın uzun sürmesi ve durmaması gibi. Normal kadınların âdet günlerinde bu trombositierin sayısında bir azalma görülür. Böylece o günlerde kadınlarda kanamayan bir meyil vardır. Bu ndenle, biz çok zorunlu bir durum olmadıkça âdet günlerinde kadınlara herhangi bir ameliyat yapmayız.

    Diğer taraftan trombositlerin fazlalaşması pıhtılaşmayı ve çok arttığı zaman pıhtı parçalarının meydana gelmesine sebep olur. Bunun da en sakıncalı tarafı bu pıntıların küçük kandamarlarının tıkanmalarına yol açar Bu tıkanmalar kalbi besleyen koroner dediğimiz damarlarda olursa enfaktüs gibi hastalıklara neden olur. Sen yıllarda bu pıhtılaşmayı çözen ve pıhtılaşmayı önleyen ilâçlar bulunmuş ve kullanılmaktadır.

    Bu elemanlar kan sıvısı içinde erimeden yüzerler demiştik. Kanın kırmızı rengini alyuvarlar verir. Bunların sayısı veya bunlarda bulunan hamoglobin miktarlarında azlık veya çokluk kanın renginin açık veya koyu olmasına sebep olur.

    Bu üç tip elemanlar kandan süzülürse sıvısı kalır. Bu sıvıya PLAZMA denir. Plazma sarı bir saman rengindedir. Plazma içinre kan proteinler kan şekeri, yağlar, tuzlar, mineraller, vitaminler, hormonlar, alınan ilâçlar gibi vücut ve yaşam için gerekli bulunan bütün maddeler bulunur.

    Şu halde, alyuvarlar demir oksijen ve hemoglobin bakımından, akyuvarlar hastalıklar ve iltihaplar bakımından, trombcsitier kanama ve pıhtılaşma bakımından, plazma ise beslenme ve vücudun ihtiyaçları bakımından önemlidirler
    Kandaki bu üç tip hücreler devamlı o!arak yıkılırlar, ölürler ve yerine yenileri yapılır. Sağlıklı bir yaşamda bu yıkım iie yapım arasında öyle bir denge vardır ki, her çeşit hücrenin sayısı fizyolojik inip çıkmaların dışında sabit kalır. Erişkinlerde bu kan hücrelerinin yapıldığı iki ana yer vardır. Kemik iliği ve lenf bezleri. Bazı şartlar altında dalak ve karaciğer de bu yapımda rol alırlar.
    Lenf (Akkon) dolaşımına gelince: Bütün hücrelerin, dokuların, kanalların ve bezlerin etrafını saran ve vücutta dolaşan bir sıvı vardır. Buna lenf veya akkan denir. Bu kanın plazmasına benzer, ancak içinde kırmızı renkli alyuvarlar bulunmaz ve fakat akyuvarlar bulunur. Daha evvelde söylediğimiz gibi akyuvarlar vücudu savunan askerleridir ve gerektiğinde kam damarlarından çıkarak mikrobun girdiği yerin etrafını çevirirler, işte bu olay hücrelerin etrafını, hücreler arasındaki boşlukları dolduran lenf içinde cereyan eder Lenfler ince kılcal damarlar içinde bu yerlere ulaşırlar ve buradan uzaklaşırlar. Bu kılcal damarlar birleşe birleşe daha büyük lenf damarları meydana gelir. Lenflerin dolaşımını kalp sağlamaz. Bu dolaşım
    adalelerin hareketleri ile sağlanır. Vücudun hareketi demek adalelerin hareketi demektir.

    Lenf damarları üzerinde bölge bölge küçük küçük lenf bezleri vardır. Bunlar bir yerde karakol vazifesi görürler. Mikropların girdiği yere akyuvarlar lenf içinde hücuma geçerler. Bu mücadelede ölen mikropların artıkları ile ölmeyen ve aradan kaçan mikroplar lenf dolaşımına karışırlar. Ancak büyük dolaşıma karışıp vücuda yayılmasını önlemek için krakol vazifesi görür dediğimiz lenf bezlerinde yakalanırlar ve burada yok edilmeğe çalışırlar Şu halde lenf sistemi (lenf, lenf damarları ve lenf bezleri) hastalıklar mikroplara, iltihaplara karşı bir nevi savunma sistemidir. Meselâ, vücudun bir yerinde bir hastaifk veya bir enfeksiyon yer aldığı zaman o Bölgenin lenf bezleri şişerler ve büyürler. Hastalık tedavi edilip tamamen geçtikten sonra bu bezler de yavaş yavaş küçülerek normal büyüklüklerine dönerler.

    Lenf damarlarının örgütü vücutta iki tabaka halindedir. Biri deri altmda yüzey diğeri içte ve derin tabakadadır. Lenf damarlarının had ve müzmin iltihapları görülmektedir. Akut (had) olan iltihabına lenfanjit denir. Daha ziyade el ve ayaklarda görülür. Lenf bezlerinin de iltihapları, selim ve habis (kanser) urları maalesef görülmektedir.

    Şimdi esas konumuz kansere gelelim Dolaşım sisteminde yer alan kalbin içini kaplayan tabakasının, adalesinin, dış zarının ve bölmeler arasında yer alan kapakların iltihapları ve hastalıkları görülmektedir. Fakat uru, Kanseri yoktur. Kan hücrelerinden alyuvarların hastalıkları da görülmektedir. Kanseri yoktur. Akyuvarların hem hastalıkları ve hem de kanserleri görülmektedir. Lenfetik sistemde de söylediğimiz gibi lenf bezlerinin selim ve habis (kanseri) urları nadir değildir.

    Şu halde, kanser açısından dolaşım sistemin içinde önemli iki ana eleman vardır. Biri akyuvarlar (lökositler) ki, lösemi dediğimiz kan kanserinin sorumlusudur, ikincisi ise lenf bezleridir ki, bazı tür kanserlerin ve sarkomların sorumlusudur. Diğer organ ve elemanlardan meydana gelen kan kanserleri nispeten daha nadirdirler Bunlar arasında, normalde en bol olarak lenf bezleri ( dalak, cilt, kemik iliği, bağırsaklar ve kari damarları etrafı gibi yerlerde bulunan ve plazma hücreleri denilen doku hücrelerinin meydana getirdikleri
    kanserler yer alır. Ancak bunlar lökositlerin ve lenf bezlerinin meydana getirdikleri kanserlere nazaran çok seyrektir.
     

Sayfayı Paylaş