Hz Süleyman ve Belkıs

Konusu 'Dini hikayeler' forumundadır ve ZORBEY tarafından 27 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. ZORBEY Üye


    Hz. Süleyman'in sarayi ve Sebe melekesi
    Hz Süleyman ve Belkıs hikayesi


    [​IMG]

    Aziz Celil Allah şöyle buyurdu:
    “Rahman Rahim Allah’ın adı ile… Bu Süleyman’dandır.”
    (Neml: 30)

    Burada bir hikaye anlatılır ki; Süleyman (as) aittir. Şöyle olmuştur:
    _Davut peygamberin oğlu Süleyman peygamber; Kudüs’ten ayrılıp Karınca Vadisinden geçerken Yemen’e doğru yollandı. (Şam veya Taif tarafından karıncası çok bir deredir.)
    Süleyman peygamber, askeri bir çöle vurdu; hepside o çölde susadı.
    Bu su meselesini halletmek için, Süleyman peygamber hüdhüd kuşunu araştırmaya başladı.
    Kuşların kumandanı olan turna kuşunu çağırdı; ondan hüdhüd kuşunu istedi. Halbuki onun yanında da ancak bir tane hüdhüd kuşu vardı
    Turna kuşu şöyle dedi:
    _Nereye gittiğini bilmiyorum. Benden bir emirde almadı.
    Hüdhüd kuşu gagasını yere koyar, suyun nerede olduğunu, yakınlığını ve uzaklığını bildirirdi.. Hatta, kendisi ile suyun arasında kaç fersah ve kaç boy olduğunu söylerdi.
    İşte Süleyman peygamber hüdhüd kuşunu bunun için arıyordu. Zira anlatılan işi yalnız o yapardı; başka kuşlar bu işten anlamazlardı.
    Hüdhüd kuşu bu işi yapacağı zaman, sema boşluğuna doğru yükselirdi. Sonra, etrafa bir göz attıktan sonra o su bulunan yere iner gagasını yere koyardı.
    Süleyman peygamber Hüdhüd kuşunu kaybettiği zaman, pek öfkelendi. Şiddetli gazaba geldi ve şöyle söyledi:
    “_Ona çok şiddetli bir azab edeceğim. Olmazsa onu keseyim.. Yahut, bana açık bir özür beyanı ile gelir ” (Neml:21)
    Süleyman peygamberin kuşlara ettiği en çetin azabı: Onların tüylerini yolmaktı.
    “Az durdu..” (Neml:22)
    Hüdhüd kuşu geldi. Süleyman peygamberin huzuruna gitti. Sonra şöyle sena etti:
    _Asırlar boyu mülkün daim olsun. Sonsuzlara kadar yaşayasın.
    Bir yandan da gagasını kaldırıyor; başı ile Süleyman peygambere işaret ediyordu.
    “_ Senin mülkünün ulaşmadığı bir yere vardım.” (Neml:22)
    _Öyle bir yere gittim ki; orası senin saltanatının altında değil. Orayı tanıdım. Sen tanıdığım bu yeri bilmiyorsun da..
    Bu haberi sana cin tayfası getirmemiştir; böyle bir yeri bildirmemişler. Orayı insanlarda bilmezler.
    “_Sebe bölgesinden sana büyük bir haber getirdim. Orada bir kadın gördüm; o ülkenin sahibi.. O kadına her şey verilmiş. Onun büyük bir tahtı var ” (Neml:22-23)
    Belkıs bnt. Ebi Serah Humeyriye..
    Hemen her şeyi var. Yemen ve çevresi onun. İlim var, saltanat var, mal var, ordusu var, hatta çeşitli atları da var. Onun büyük bir tahtı var. Bu tahtın yukarı doğru yüksekliği, 30 zira.. (Parmak ucundan dirseğe kadar olan mesafe..)
    O tahtın eni 80 ziradır. O taht, inci mercan ve türlü cevherlerle süslenmiş, işlenmiştir.

    “Ne var ki, o ve onun kavmi gördüğüme göre; Allah’tan başka güneşe de secde ediyorlar.” (Neml:24)
    Yani: Onlar Mecusi..
    “Şeytan, onlara yaptıkları işi süslü gösterip yollarını tıkamış. Bu yüzden doğru yolu bulamıyorlar.”(Neml:24)
    _Şeytan, hem o kadına, hem de, tebaasına İslam yolunu kapatmış. Bu yüzden, İslamiyetin ne olduğunu görüp bilemiyorlar.
    “Neden acaba, yerdeki ve gökteki gizlilikleri çıkaran Allah’a secde etmezler ki?.. Hem Allah, onların gizli ve açık yanlarını da bilir.”(Neml:25)
    “Allah, öyle bir Allah’tır ki: Arş-ı Azimin de Rabbidir.” (Neml:26)
    “Senin doğru mu söylediğini, yalan mı söylediğini yakında göreceğiz.” (Neml:27)
    _Hele sen bize önce su bul…
    Hüdhüd suyu buldu. Ondan kana kana içtiler..
    Bu iş bittikten sonra, Süleyman peygamber hüdhüdü çağırdı. Bir de mektup yazmıştı. Yazdığı bu mektubu mühürledi; Hüdhüd e verdi ve ona şöyle dedi:
    “Bu mektubumu götür. Onlara bırak..
    Sonra, yanlarından biraz ayrıl. Ve bak: Ne gibi bir müracaatta bulunacaklar?” (Neml:28)
    Süleyman peygamberin yazdığı mektup şöyle idi:
    “Rahman Rahim Allah’ın adı ile,”
    “Bu mektup, Süleyman’dandır.
    Bana baş kaldırmaya kalkışmayınız.
    Bana gelin; Müslüman olun.” (Neml:30-31)
    Süleyman peygamber, biraz daha açık manası ile şöyle diyordu:
    _Bana karşı büyüklenmeye girişmeyiniz. Sizinle müsalaha etmek istiyorum. Bunun için gelin.
    Siz cin tayfasından iseniz; kölem olmanız gerek. İnsan iseniz, sözümü dinleyip bana itaat etmeniz lazım.

    Bunun üzerine, Hüdhüd mektubu aldı yola koyuldu. Öğlene doğru Sebe ülkesine vardı.
    Hüdhüd geldiği sırada, Belkıs köşkünde öğlen uykusuna yatmıştı.
    Kapılar üzerine kapanmıştı; kilitler vurulmuştu. Onun yanında bir şeyin girmesi de mümkün değil gibi idi..
    Muhafızları da, köşkün çevresinde idiler.
    Belkıs’ın kavminde kendisine ait on iki bin (12000) savaşçısı vardı.
    Bu savaşçıların her biri de, yüz bin (100.000) savaşçının kumandanı idi.
    Kadınlar ve çocuklar, anlatılan sayının dışında idi.
    Belkıs, haftada bir gün, (her Cuma) kendi halkının arasına girer; onların ihtiyaçlarını yerine getirirdi.
    Tahtı da, dört altından sütun üzerine kurulurdu. Sonra gelir, o tahtın üzerine otururdu.
    Kendisi, halkına bakardı; ama onlardan hiç kimse kendisine bakamazdı. Onlardan bir kimse, dilekte bulunacağı zaman, huzurunda ayakta durur ve dileği ne ise, bildirirdi. Başını da önüne eğer, Belkıs tarafına bakmazdı.
    O dilek sahibi, bundan sonra secdeye kapanırdı. Belkıs’a tazim olarak, izin verilinceye kadar da, başını secdeden kaldırmazdı.
    Halkının ihtiyaçlarını görüp vereceği emri verdikten sonra köşküne giderdi.
    Haftanın aynı günü gelinceye kadar, bir daha kimse görmezdi.
    Büyük bir mülk ve saltanat sahibi idi.
    Sonra..

    Hüdhüd oraya vardığı zaman, gördü ki: Kapılar Belkıs üzerine kapanmış: muhafızlar da köşkün çevresini sarmış.
    Bunun üzerine, bir giriş yolu araştırdı: köşkün pencerelerinden biriden içeri girdi.
    O pencereden içeri girdikten sonra, oda oda ilerledi. Yedi oda gitti. Sonunda otuz zira yükseklikte arşına kadar vardı.
    Gördü ki Belkıs öğlen uykusuna yatmış.
    Hüdhüd, getirdiği mektubu, tahtının üzerine, Belkıs’ın yanına bıraktı; gidip gagası ile dokundu ve uyandırdı.
    Belkıs uyanır uyanmaz. Baktı ki: Yanına tahtı üzerinde bir mektup
    Kapılar kilitli olduğu halde, bu mektup kendisine nasıl ulaşmış. Hayret etti.
    Dışarı çıktığı zaman muhafızları kapının önünde buldu. Onlara sordu;
    _Kapıyı açıp da yanıma gelen birini gördünüz mü?
    _Hayır, kimseyi görmedik. Kapılar olduğu gibi kapalıdır; biz de burada kolluyoruz.
    Sonra, tahtına çekildi; mektubu açtı ve okudu.
    Belkıs hem okur; hem de yazardı. Baktı ki onda:
    “Rahman Rahim Allah’ın adı ile..”
    Yazılmış.. Okuyup bitirdi. Sonra toplanmaları için, kavmine adam yolladı. Toplandıkları zaman onlara şöyle dedi:
    “Ey ileri gelen kumandanlar, bana güzel bir mektup geldi.” (Neml:29)
    “Rahman Rahim Allah’ın adı ile..
    Bu mektup, Süleyman’dandır.
    Bana baş kaldırmaya kalkışmayınız.
    Bana gelin, Müslüman olun.” (Neml:30)

    “Ey ileri gelen kumandanlar, bu durumda, bana görüşlerinizi bildirin.” (Neml:32)
    Bana anlatın; yapmam gerekeni bana bildirin. Ne yapmam gerektiğini hakkında görüşünüzü açıklayın.
    “Şu anda ben kesin bir karara varmış değilim. Sizin görüşünüzü almadan bir karar veremem..” (Neml;32)
    Durumu size açıkladım. Mektubu da okudum. Danışma meclisini kurun kararınızı söyleyin..
    Bunun üzerine, o ileri gelenler, uzun bir görüşmeden sonra kararlarını verip Belkıs’a
    “Biz, kuvvet sahibiyiz. Sağlam bir vurucu güce sahibiz..” (Neml:33)
    Hiçbir şekilde bizi düşman mağlub edemez. Ne savaşçılardan korkarız; ne çokluktan.. İdareyi hiç kimseye veremeyiz. Amma, işini sen daha iyi birlisin. Yalnız, bize emir ver; ona göre hareket edelim.
    “Emir sana ait; durumu incele; emredeceğini bildir.” (Neml;33)
    Biz senin emrindeyiz. Ancak, Belkıs ilim ve hikmet yollu konuştu:
    “Padişahlar bir ülkeye girdikleri zaman, orayı harabeye çevirirler.” (Neml:34)
    “Oranın izzet ikram sahibi halkını, düşük bir hale getirirler.
    İşte, onların yapacakları budur.” (Neml:34)
    “Ben elçiler göndermek istiyorum.. Bu elçiler, hediye de götürecektir.” (Neml:35)
    “Bundan sonra, bekleyeceğim: Elçilerin nasıl döneceklerini göreceğiz.” (Neml:35)

    Süleyman’a elçiler göndereceğim. Elçilerin bana nasıl dönecekler ve ondan bana ne haberler getirip neler anlatacaklarını bekleyeceğim. Yapacağım işe ondan sonra karar vereceğim.
    Sonra, hediyelerini hazırladı. Hazırladığı hediyeler sırası ile şöyle idi:
    On iki tane oğlan köle ayırdı. Hepsini de kız şekline getirdi. Zira hemen hepsi de tüysüz taze delikanlı idi.
    Ellerini kınaladı. Saçlarını taradı. Her birine kız elbisesi giydirdi.
    Bundan sonra, onların yakınına gitti; Süleyman kendilerine bir şey sorduğu zaman ne söyleyeceklerini, nasıl konuşacaklarını anlattı.
    Bilhassa, sorulara cevap verirken, kız sesi çıkarmalarını ve öyle cevap vermelerini tenbih etti.
    On iki tanede sert tipli, erkeğe benzeyen cariye seçti. Bunların saclarını tıraş ettirdi. Kendilerine erkek elbisesi giydirdi, ayaklarına erkek ayakkabısı verdi.
    Bu erkek kıyafetindeki cariyelere de şöyle dedi:
    Süleyman size bir şey sorduğu ve cevabını istediği zaman, ona erkek gibi cevap verin.
    Belkıs’in hediyeleri arasında şunlar da vardı:
    Yelencüc ağacı, (galiba tütsülü od ağacı, yanınca güzel kokar) misk, anber, ipekli. Bunları, çok güzel tabaklar içine koymuş, güzel cariyelerin ellerine vermişti.
    Arap ve Acem develerinden dünyaya gelen on iki melez dişi deve yolladı ki, bunların sütü çok fazla idi.
    İki tane boncuk yolladı. Bu boncukların biri eğri büğrü delinmişti; diğeri delik değildi.
    Bir de boş bir kadeh yolladı.
    Bütün bunların dışında, bir de kadın yolladı. Bu kadına şöyle tenbih etti:
    Süleyman’a ait ne varsa ezberleyeceksin. Ne konuşursa ezberine alacak; onları bana anlatacaksın. Bundan sonra, hepsine birden şu tavsiyede bulundu:
    Süleyman’ın huzuruna vardığınız zaman, oturmayın; ayakta durun. Size oturmanız için emir verinceye kadar bekleyin.
    Şayet kendisi, zalim bir kimse ise, onu malla razı ederiz; bizden bir şey istemez.
    Şayet kendisi, hilim sahibi her şeyi bilen bir bilgin ise, oturmanız için size emir verir.
    Sonra o kadına şu emirleri verdi;
    Süleyman’a söyle; delik boncuğa iplik geçirsin. Ama ne cin tayfasından birini yardımı ile ne insanlardan birinin eli ile..
    Delinmemiş boncuğu da delinmesini söyle; ama demirsiz. Cin ve insan eli ile değil..
    O kadına şu emri de verdi:
    Süleyman’a söyle; bu oğlan kölelerle, cariye kadınları ayırd etsin.
    Şunu da söyle; güzel, içilir su ile doldursun.. amma bu su ne yerin suyundan olmalı; ne de semanın suyundan..
    Bunların dışında; içinde, bin tane ilmi mesele bulunan ve çözümlenmesini istediği bir mektup yazdı.
    Anlatılan işler tamamlandıktan sonra, elçiler yola çıktılar. Yanlarında taşıdıkları hediyelerle birlikte Süleyman’ın kapısına vardılar.

    Getirdikleri hediyeleri Süleyman’ın önüne bırakıp ayakta durdular; oturmadılar. Zira, kendilerine yapılan tenbih bu yola idi.
    Süleyman onlara baktı.
    Bir müddet, el ayak oynatmadan hareketsiz kaldı. Onlara bir ses de çıkarmadı; bir ferahlık da göstermedi. Elçilere, içinden geçenleri anlatmadı; ne gibi bir karşılık vereceğini de sezdirmedi..
    Sonra, başını kaldırıp Belkıs’ın elçilerine baktı; şöyle dedi;

    Yer Allah’ındır; gök de Allah’ındır.. Semayı yükseltti; yeri de alçalttı. Dileyen ayakta durur.; dileyen oturur.
    Böylece, onlara otur izni verildi. Sonra..
    Elçi kadın, Süleyman’a yaklaştı; iki boncuğu teslim etti ve şöyle dedi
    _Belkıs, sana der ki: Bu delik boncuktan iplik geçiresin; bir uçtan girip öbür uçtan çıkacak. Ama, bunu ne insan eli ile yapacaksın; ne de cin tayfasının yardımı ile..
    Bu delinmemiş boncuğu dahi deleceksin. Bu taraftan öbür tarafına kadar delinecek. Amma, demirle değil; insanların ve cinlerin yardımı ile de olmayacak..
    Bundan sonra, boş kadehi Süleyman’a yaklaştırdı ve şöyle dedi:
    _Belkıs sana der ki: Bu boş kadehe su doldurasın. İçilir su olmalı; amma, ne yerden çıkan su olmalı, nede gökten inen..
    Bundan sonra, kız kıyafetindeki oğlanları, erkek kıyafeti giymiş kadınları gösterdi. Söyle dedi;
    _Belkıs sana der ki; Bu oğlanlarla kadınları birbirinden ayırd edesin..
    Belkıs’ın elçisi diyeceğini dedikten sonra çekildi.
    Bundan sonra Süleyman, ülkesinin halkını topladı. Hepsi bir araya geldikten sonra Süleyman. Kendisine gelen boncukları çıkardı.
    Önce delik boncuğu gösterdi ve şöyle dedi;
    _Benim için, kim bu delikten iplik geçirip öbür taraftan çıkaracak?
    Buna karşılık bir kurt konuştu. Ki bu kurt, yaş hurma içinde bulunurdu. Kendisi kırmızı idi. Şöyle dedi:
    _Ey Sultan, bu işi senin için ben yaparım; ama bir dileğim var: Rızkım yaş hurma içinde olacak..
    Süleyman, kurdun bu dileğini kabul etti:
    _Olur.. dedi.
    Bunun üzerine, kurdun başına bir ip taktılar; boncuğun içine girdi. İpi çekerek gitti; öbür taraftan çıktı.
    Süleyman bundan sonra, ikinci boncuğu çıkardı ki, bu delinmemiştir. Şöyle dedi:
    _Demire ihtiyaç duyulmadan, bu boncuğu bana kim delecek?.
    Bunun üzerine, huzura bir güve kurdu atıldı ve şöyle dedi:
    _Ey Sultan, senin için bunu ben yaparım. Ama, senden bir dileğim var. Rızkım ağaçlarda olsun.. Süleyman, buna da olumlu cevap verdi.
    Bunun üzerine, boncuk üzerinde durdu; bu yandan öbür yana kadar delip çıktı.
    Bu kurdun rızkı da ağaçlarda oldu. (Yani ağaç kurdu oldu.)
    Bundan sonra, kadehi çıkardı;
    _Arap atları hazırlansın..

    Diye emir verdi. Atlar hazırlandı. Koşturuldu, yoruldular ve terlediler. Bunların terinden akan su, kadehe dolduruldu. Elçiye şöyle dedi:
    _İşte, Belkıs’ın istediği su budur.
    Daha sonra, erkek kılığındaki gelen kadınları ve kadın kılığında gelen oğlanları huzuruna çağırdı. Sonra onlara:

    _Abdest alınız ..
    Emrini verdi ki, bununla onları ayırd edecekti.
    Erkek kılığında kadın olanlar, suyu avuçlarının içine döküyorlardı. Önce sol avuçlarına döktükleri su ile. Sol kollarını yıkıyorlardı. Sonra da, sağ avuçlarına da döktükleri su ile sağ kollarını yıkıyorlardı.
    Kadın kılığında erkek olanlar ise.. Önce suyu sağ avuçlarına alıyor. Sağ kollarını yıkıyorlardı. Daha sonra suyu sol avuçları içine alıp sol kollarını yıkıyorlardı.
    Böylece, soldan başlayanların kadın, sağdan başlayanların ise.. erkek olduklarını çıkardı.
    Bundan sonra, Belkıs’ın kendisine gönderdiği meselelere geldi. Onların da, elçiye cevaplarını verdi. Hediyeleri ile birlikte onları yolladı..
    Ayet_i kerimelerle anlatıldığı üzere, Belkıs’ın gönderdiği elçiye şöyle dedi:
    “Siz bana malla yardım etmeye mi çalışıyorsunuz? Allah’ın bana verdiği (saltanat ve peygamberlik) sizin verdiklerinizden hayırlıdır. Elbette, bu hediyeleriniz sizi sevindirir.” (Neml: 36)
    Bir mektup daha yazdı ve hüdhüde verdi. Şöyle dedi:
    “_Belkıs ve adamlarına bunu götür.
    Şunu bilsinler: Kendilerine öyle bir ordu ile geleceğim ki; önüne durulması mümkün değildir.
    Onları, Sebe ülkesinden zelil ve perişan bir halde çıkaracağız.”
    Hüdhüdün getirdiği mektubu okudu..
    Sonra, elçiler de geldiler, onlardan da durumu dinledi.
    Gönderdiklerine Süleyman’ın neler ettiğini. Sorduklarına ne gibi cevaplar verdiğini bir bir kendisine anlattılar.
    Bütün bunları dinledikten sonra, şöyle dedi:
    _Bu, bize tepeten inme bir iştir. Bizim ona karşı koyacak ne gücümüz var; ne de takatimiz. Karşısında dayanamayız.
    Sonra tahtını saklamaya geçti.. İçten içe giden yedinci odaya kapattı. Kapılarına da koruyucu muhafızlar koydu.
    Bundan sonra, Süleyman’a doğru yola çıktı.
    Ancak, hüdhüd ondan evvel geldi ve Belkıs’ın kendisine gelmek üzere yola çıktığını haber verdi.
    Bunun üzerine, Süleyman peygamber, ülkesinin ileri gelenlerini topladı. Onlara şöyle dedi:
    “_Ey cemaat, onlar bana sulh için teslim olmaya gelmeden evvel, Belkıs’ın tahtını bana hanginiz getirecek?” (Neml:38)
    Zira, onlar sulh ettikten sonra, tahtı almak bize helal olmaz.
    “_Cin tayfasından bir ifrit şöyle dedi:
    _Sen, yerinden kalkmadan ben onu sana getirebilirim. Onu taşımak için güçlüyüm; olduğu gibi getireceğime eminim.” (Neml:39)
    Bu ifrit, çok güçlü ve sert tabiatlı idi. Adı: Amred idi.
    Yarım günde, oradan alıp getireceğini, tahtın incilerinden mercanlardan ve diğer zinetlerinden altınına, zebercedine, gümüşüne hiçbir ziyan getirmeyeceğine dair teminat veriyordu.
    Bu öyle bir ifrit idi ki: Gözü nereye kadar görür ise.. adımını oraya atardı. Bunun için de Süleyman’a şöyle dedi:
    _Ben gözümün gördüğü yere adımımı atabiliyorum; onu hemen alır getiririm.
    Ancak Süleyman şöyle dedi:
    _Ben daha çabuk gelmesi için acele ediyorum.
    “Kitaptan kendisinde ilim bulunan biri Süleyman’a şöyle dedi:
    _Ben, onu sana göz açıp kapayıncaya kadar getiririm.” (Neml:40)

    Kitaptan bildiği ism-i azam duası idi.. Ki o dua: Ya Hayy Ya Kayyum’ dur. Şöyle dedi:
    _Bütün dikkatimi toplar, Rabbımın kitabına bakarım. Ve.. Rabbıma dua ederim.. Bu suretle o tahtı, bir an için buraya getiririm.
    Adı: Asaf b. Berhiya idi.. Kendisi İsrailoğullarındandı; Yüce Allah’ın en büyük ismini bilirdi. Buna güvenerek, tahtı göz açıp kapayıncaya kadar getirebileceğini söylüyordu.
    Süleyman şöyle dedi:
    _Bunu yapabilirsen, üstün gelirim. Şayet yapamazsan, cinlerin arasında beni rüsvay etmiş olursun. Halbuki ben, hem insanların hem de cinlerin efendisiyim.
    Bundan sonra, Asaf kalktı; abdest aldıktan sonra Aziz Celil Allah’a karşı secdeye kapandı. Yüce Allah’ın ism-i azamını vesile ederek dua etmeye başladı,
    _Ya Hayy Ya Kayyum.. diyordu.
    Asaf’ın duası üzerine Belkıs’ın tahtı yerde kayboldu. Sonra Süleyman’ın tahtının yanında meydana çıktı.
    Şöyle anlattı:
    _Süleyman peygamber, büyük tahtına oturduğu zaman, ayaklarını üzerine koyduğu kürsünün altından Belkıs’ın tahtı çıktı.
    Belkıs’ın tahtının ortaya çıktığını görünce cin tayfası Süleyman’a şöyle dedi:
    _Asaf’ın gücü tahtı getirmeye yetti; ama Belkıs’ı getiremez. Bunun üzerine Asaf Süleyman’a şöyle dedi:
    _Ben, onu da sana getirebilirim.
    Süleyman billurdan bir köşk yapılması emrini verdi.
    Bu billur köşkün altından da su akıtılmasını için emir verdi.
    Bunu da yaptılar ve akan suya balıklar attılar. Billurun saflığından, üstte olan altta akan suyu ve balıkları görüyordu.
    Bundan sonra Süleyman emretti; kendi tahtı, o billur köşkün ortasına yerleştirildi..
    Sonra, kendi yakınları için dahi, kürsüler kurulması için emir verdi. Kendi tahtı, billur köşk ortasına kuruldu; emri üzerine yakınlarının kürsüleri de onun çevresine kuruldu.
    Ve.. herkes yerine oturdu.
    Süleyman as adeti hep böyle idi. Bir beldeye gidecekleri zaman, kendisi tahtına oturur; kalanlar da kendi kürsülerinde otururlardı.
    Bundan sonra rüzgara emrederdi; kendilerini yerle sema arasına yükseltirdi.
    Yerde yürüyecekleri zaman, rüzgara emir verirdi; rüzgar dururdu. Bu kere yerde yürümeye başlarlardı..
    Bugünkü devlet erkanının kurdukları meclisleri olduğu gibi; Süleyman (as) ın dahi, kurduğu meclis erkanı vardı.
    Anlatılan şekilde meclis kurulduktan sonra, Asaf’ın tekrar huzura gelmesini emretti.
    Asaf tekrar geldi; secdeye vardı; Yüce Allah’ın ism-i azamını vesile ederek dua etti. Birde baktı ki; Belkıs orada hazır..

    “_Süleyman, tahtı yanında durur halde görünce şöyle dedi;
    _Bu, Rabbımın bana bir fazlıdır. Beni deniyor: Bana verdiklerine şükür mü edeceğim, yoksa bu nimetlerine karşı küfür mü edeceğim?” (Necm:40)
    “_Her kim şükrederse, lehine olur. Verilen nimete küfür edene gelince.. Rabbim Gani ve Kerim’dir.” (Necm: 40)
    Cin tayfası, üstte anlatılan durumu duyduktan sonra, Süleyman’ın yanında Belkıs’ı kötülemeye başladılar. Ondan kendisini tiksindirmek istiyorlardı.
    Korktular: Şayet Süleyman peygamber onu kadın olarak alır ise.. kendilerine ait bazı işleri Süleyman’a açabilirdi. Zira Belkıs, cin tayfasının dilinden anlardı. Çünkü: Belkıs’ın anası cin tayfasındandı.

    Hüdhüd; "Ve Sebe'den sana kesin bir haber ile geldim" deyince, Süley¬man (a.s); Bu haber nedir? diye sorunca, hüdhüd de: "Gerçekten ben bir ka¬dını onlara hükümdarlık eder buldum" diye cevab verdi. Bu kadın Şera-hil kızı Belkıs idi. O Sebe'lilerin hükümdarlığını yapıyordu. Süleyman (a.s)'ın konakladığı yer ile Belkıs'ın ülkesi birbirine yakın olduğu halde -ki bu me¬safe San'a ile Me'rib arasında üç günlük bir mesafedir- Süleyman nasıl oldu da bu durumu bilemedi, diye sorulursa cevap şudur; Yüce Allah Yakub (a.s)'a, Yusuf (a.s)'ın bulunduğu yeri bildirmediği gibi: bir maslahata binaen de Süleyman (a.s)'a Belkıs'ın yerini bildirmemiştir, saklı tutmuştur.
    Rivayete göre Belkıs'm ebeveyninden birisi cinlerden idi. İbn Arabî de¬di ki: Bu inkarcıların reddettiği bir husustur. Onlar cinler yemezler ve doğur¬mazlar derler. Allah'ın laneti hepsinin üzerine olsun, yalan söylüyorlar. Böyle bir şey doğrudur. Oniarla evlenilmesi de aklen caizdir, naklen de sa¬hih olarak sabit olursa mesele kalmaz.
    Vuheyb b. Cerir b. Hazim de, el-Halil b. Ahrned'den, o Osman b. Hadır'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Belkıs'ın annesi cinlerden idi, adı da Şey-san kızı Belame idi

    Denildiğine göre, Belkıs’ın anasının adı: Revaha idi; Cin padişahı Seken’in de kızı idi.
    Belkıs’ı çekiştirerek Süleyman’a şöyle dediler:
    _Belkıs’ın aklında biraz noksanlık vardır; ayakları eşek ayakları gibidir. Belkıs’ın vücudu da kıllıdır;
    Onların böyle demeleri üzerine, Süleyman Belkıs’ın aklını denemek ve ayaklarını görmek istedi.
    Billur köşkü yaptırmasının, içine suda yaşayan kurbağa balık koydurmasının sebebi de buydu.
    Sonra Süleyman Belkıs’ın tahtının da değiştirilmesini istedi. Onda biraz artırma ve eksiltme yaptırmak istiyordu. Bütün bunlarla, Süleyman Belkıs’ın aklını denemek dileğinde idi.
    Allah’u Teala, bu manada şöyle buyurdu:
    “_Süleyman dedi ki:
    _Tahtını onu için tanınmaz hale getirin; görelim: Tahtını tanıyabilecek midir?. Yoksa kendi tahtını tanımayanlardan mı olacaktır?” (Neml:41)
    Belkıs Süleyman’a doğru gelmeye başladı. Yapılan billur köşkün önüne kadar geldi.
    Bundan sonrasına ayet-i kerimede devam edelim:
    “_Belkıs’a:
    _Köşke gir. Denildi.” (Neml: 44)
    İçinden şöyle söylendi:
    _Bu beni ancak suda boğmak istiyor. Başka türlü yapsaydı; bundan daha iyi olurdu..
    “_Belkıs, onu gördüğü zaman, içine girilen derin su sandı.” (Neml:44)
    “_Peşinden bacaklarını suya girmek için açtı.” (Neml:44)
    Cinlerin, Süleyman’a kötüledikleri şekilde değildi. Pek güzel bir insandı.
    “_Bu billurdan yapılma sırça köşktür.” (Neml:44)
    Belkıs Süleyman’a doğru yürüdü.
    “_Süleyman’ın yanına geldikten sonra kendisine soruldu:
    _Senin tahtın şöyle miydi?..” (Neml:42)
    Belkıs tahta baktı; hem tanıdı hem tanımadı. Kendi kendine şöyle düşündü:
    _O taht, buraya nasıl ulaşabilir ki! Yedi kapı içeriden içeri saklı. Çevresinde muhafız dolu..
    “_Sanki o gibi..” (Neml:42) Süleyman şöyle dedi:
    “_Belkıs’tan evvel bize ilim verilmişti; biz Müslümanlardanız..” (Neml:42)
    Zira Belkıs Mecusi idi..
    “_Bütün bunları gördükten sonra, Belkıs şöyle dedi:
    _Ben kendime kötülük etmişim.” (Neml:44)
    “_Süleyman’la beraber, Alemlerin Rabbı için Müslüman oluyorum.” (Neml:44)
    _Alemlerin Rabbı için, Süleyman’la ihlas sahibi olup temize çıkıyorum. Bilhassa ibadette.
    “_Süleyman, Belkıs’ın daha önce Allah’ı bırakıp da taptığı şeylerin yolunu kendisine kapadı.” (Neml:43)
    Zira , daha önce Belkıs, kafirler güruhundandı.
    Sonra..
    Süleyman Belkıs evlendi. Bir oğulları oldu. İsmini Davud koydular.
    Ancak, bu çocuk, Süleyman hayatta iken öldü.
    Sonra Süleyman öldü; ondan bir ay sonrada Belkıs öldü.

     

Sayfayı Paylaş