Fabl Örnekleri Kısa

Konusu 'Ders notları' forumundadır ve YAREN tarafından 22 Nisan 2011 başlatılmıştır.

  1. YAREN

    YAREN Üye

    Kısa Fabl Örnekleri


    Fabl Örnekleri - Kısa Fabl Örnekleri

    İHTİYAR ve ÜÇ DELİKANLI

    Seksenlik bir ihtiyar ağaç dikiyormuş
    - Ev yapsa neyse, ağaç dikiyor bu yaşta, Diye alay ediyormuş üç delikanlı, Bunamış sandıkları ihtiyarla
    - Allah rızası için, demişler, söyler misin, Ne hayrını göreceksin bu yaptığın işin? Nuh kadar yaşayacak değilsin ya:
    Ne diye eziyet edersin kendine Senin olmayan bir gelecek için? Geçmişte ettiklerini düşün artık sen; Vazgeç bu umutlar, bu engin düşüncelerden Bize göre işler bunlar
    - Hiç de öyle değil, demiş ihtiyar; Her dikilen geç büyür ve az sürer; Sizin de benim de ömürlerimizse Birer iplik Tanrıların elinde
    Kısa sayılır hepsi, uzun da sürse En son hangimiz görürüz mavi gökleri? Kim bilir bir an sonra ölmeyeceğini? Torunlarımın torunları, ne mutlu bana, Bu ağacın gölgesinde otururlarsa Başkalarını sevindirmek az şey mi? Bu zevki almak mı istiyorsunuz elimden? Meyve kadar tatlı bu zevkin kendisi,
    Hem öyle bir meyve ki bu, yarın da, Yaşadığım her gün de tadabilirim onu Kim bilir, belki siz yatarken mezarda Ben görürüm yine günlerin doğuşunu İhtiyarın dediği gibi olmuş: Delikanlılardan biri denizde boğulmuş Amerika seferine yeni çıkmışken Öteki, devlet kuşunu avlamak için Savaş Tanrısı'nın buyruğunda cenkleşirken Beklenmedik bir kazaya kurban gitmiş Üçüncüsü aşılamak istediği Bir ağaçtan düşerek ölmüş İhtiyar ağlamış her üçü için de Ve mezar taşları üstüne Bu anlattıklarımı yazdırmış

    FARELERLE BAYKUŞ

    Hiç söze başlamayın sakın:
    "Dinleyin, bir harika anlatacağım" diye
    Nereden bilirsiniz dinleyenlerin
    Şaşacaklarını sizi şaşırtan şeye?
    Ama alın size bir olay ki,
    Bu verdiğim öğüdü çürütecek belki
    Bir mucize size anlatacağım şey,
    Masal değil, gerçeğin ta kendisi
    Çok yaşlı bir çamı kesmiş devirmişler yere:
    Bir baykuşun sarayı varmış meğer içinde
    Atropos'un tercümanı bu asık yüzlü kuş
    Çamın zamanla oyulmuş mağaralarında
    Bütün bir beylik kurmuş
    Kulları arasında en çok da
    Yağ tulumu gibi ayaksız fareler varmış
    Baykuş buğdayla beslediği bu farelerin
    Ayaklarını kendi gagasıyla kesmiş
    Baykuşun ince hesaplarına bakın siz:
    Hazret bir tarihte sürüyle fare avlamış;
    Bakmış kaçıyor sarayına getirdikleri,
    Ayaklarını kesmekte bulmuş çareyi
    Ayaksız fareleri yiyormuş birer birer,
    Bugün birini, yarın ötekini
    Hepsini birden yemek hem olur iş değil,
    Hem de sağlık bakımından netameli
    Bizimki kadar işliyormuş aklı
    Yiyecek veriyormuş ölmesinler diye
    Yiyecek olduğu farelere
    Gelsin şimdi bir Descartesçı filozof da
    Bu baykuş bir saat, bir makinedir desin bana!
    Kapayıp beslediği bir sürü fareyi
    Kaçamaz hale getirme fikrini
    Hangi zemberek verebilirdi ona?
    Bu da akıl yürütme değilse eğer
    Ben aklın ne olduğunu bilmiyorum demektir
    Baksanıza neler düşünmüş baykuş:
    Fare milleti tutuldu mu kaçabilir,
    Onun için tutar tutmaz yiyeceksin;
    Ama hepsini birden yiyemezsin;
    Kaldı ki yarınlar için de lâzım yiyecek;
    Öyleyse artan fareleri beslemek gerek
    Ya kaçarlarsa? Bunu nasıl önlemeli?
    Ayaklarını dibinden kesmeli
    Hangi davranışları insanların
    Bir amaca daha iyi yönelir, söyleyin
    Aristo ve Aristocuların
    Bu değil mi öğrettikleri, sorarım size,
    Düşünebilmek için gereğince?
    Bu anlattığım bir masal değil:
    Ne kadar garip, ne kadar inanılmaz da görünse olmuş bir şey bu

    Baykuşun öngörürlüğünü belki abarttım biraz; hayvanların akıl yürütmesinde böylesi bir düzen olduğunu iddia edemem ama şiirde bu kadar abartma da olur, hele benim yazdığım gibilerinde


    ODYSSEUS'UN YOLDAŞLARI

    Odysseus'la yoldaşları,
    Uyup rüzgârların keyfine,
    Her gün ölümle burun buruna,
    On yıl dolaşmışlar en uzak denizleri
    Bir kıyıya varmışlar günün birinde
    Gün Tanrı'nın kızı Kirke
    Kraliçeymiş orada
    Gemiden çıkan yiğitleri
    Sarayına buyur etmiş;
    Bir içki vermiş hepsine, yaman bir içki:
    İçenin aklı başından gitmiş
    Sonra başlamış her biri
    Yüz ve beden değiştirmeye:
    Türlü hayvanlara benzemeye
    Kimi ayı olmuş, kimi aslan,
    Kimi fil, kimi ceylan
    Kimi büyüdükçe büyümüş,
    Kimi ufaldıkça ufalmış
    Kiminin boynuz gelmiş başına;
    Kiminin hörgüç sırtına;
    Ne çıkarsa bahtına
    Yalnız Odysseus kurtarmış paçayı,
    İçmeyip tatlı zehiri
    Cin fikirli kahraman
    Güler yüz tatlı sözle Kraliçeyi çıkarmış baştan:
    Büyücüyü büyülemiş göz göre göre
    Tanrı kızı bu, içini gizler mi?
    Hemen belli etmiş tutulduğunu
    Odysseus fırsatı kaçırmamış,
    Kraliçeyi razı edivermiş
    Adamlarını yeniden adam etmeye
    - Ama git sor bakalım, demiş kraliçe;
    Kendileri değişmek isterse, peki
    Odysseus hemen koşmuş:
    - Dostlar, demiş; gözünüz aydın!
    İçtiğiniz zehirin panzehiri varmış,
    İnsan olmak istiyoruz deyin,
    Hemen getireceklermiş
    - İstemem, diye kükremiş aslan;
    Deli miyim? Vazgeçer miyim artık
    Bu pençeler, bu dişlerden?
    Astığım astık, kestiğim kestik
    Bir kralım bugüne bugün,
    İnsanken köylünün biriydim,
    Dönüp asker mi olayım yeniden?
    Odysseus aslanı bırakmış,
    Ayıya koşmuş:
    - Aman kardeş, demiş; şu haline bak
    - Ha? demiş ayı homurdanarak;
    Ne var halimde?
    Ne kusur gördün?
    Ayı dediğin böyle olur işte,
    Her varlığın güzelliği kendine göre
    Neden kendinle ölçüyorsun beni?
    Ayı çirkin olur sana benzedi mi:
    Beni dişi ayı beğensin yeter
    Sen beğenmiyorsan çek git yoluna
    Hür ve mutlu yaşarken, hangi ayı döner
    İnsanların kulluğuna?
    Ne varsa ayılıkta var;
    İşte benden bu kadar
    Odysseus, şaşkın, kurda gitmiş:
    - Ahbap, demiş; bu nasıl iş?
    Sen nasıl koyunlarını yersin
    O fidan boylu çoban kızının?
    Ağlayıp dert yanıyor zavallı;
    Kana boyamışsın ortalığı
    Sen ki eskiden bir kahramandın
    Böyle mi olacaktın?
    Bırak ormanları, kan dökmeyi de
    İnsan ol yine,
    Namuslu, iyi yürekli bir insan
    - Var mı öyle şey, demiş kurt;
    Ben görmedim doğrusu, bunca zaman
    Gelmiş canavar diyorsun bana
    Peki, ya sen? Sen nesin? Kuzu mu?
    Hiç koyun yediğin olmuyor mu?
    Bütün köy yas içindeymiş
    Birkaç koyun yedim diye
    Ya kendi boğazladıkları?
    Allah için söyle, insan olsaydım
    Daha az mı kan dökerdim?
    Siz değil misiniz, zaman zaman,
    Bir söz için ortalığı kana boğan?
    İnsan insanın kurdudur, diyen sizsiniz
    Doğrusunu isterseniz:
    İnsan olup kurtluk etmektense,
    Kurt olup kurtluk etmek daha temiz:
    Utanmam hiç değilse
    Odysseus kime ne söylese boşuna,
    Büyük küçük seviniyormuş her biri
    Hayvan oluşuna
    Özgürlük varmış, ormanlar cennet gibiymiş;
    Canın ne isterse yapmak ne güzel şeymiş
    Ne diye sıkıntıya girsinlermiş
    İyi adam, büyük adam olacağız diye?
    Keyifleri ardından gitmekle
    Kölelikten kurtulduk sanıyorlarmış
    Oysa köleliğin beteri Kendinin kölesi olmak değil mi?

    BİR KEDİ İKİ SERÇE

    Bir kediyle bir serçe
    Bir arada büyümüşler kardeşçe
    Sepet, kafes bir arada,
    İçtikleri su ayrı gitmezmiş
    Gerçi kedi ara sıra,
    Serçeye sinirlenirmiş,
    Suratında gagasıyla süngü talimi yapıyor diye,
    Ama o da zaman zaman
    Bir pençecik atarmış serçeye,
    Fazla canını yakmadan,
    Tırnaklarını tutarak
    Yumuşak yumuşak
    Serçeyse boyuna bakmaz
    Gagalarmış kediyi düpedüz
    Kedi ne de olsa daha akıllı,
    Hoş görürmüş bu oyunları
    - Böyle şeyler olur, dermiş,
    Dostlar arasında;
    Dostun dosta kızması saçma
    Uzatmayalım, kediyle serçe
    Şakayı kaka etmiyorlarmış,
    Barış içinde yaşayıp gidiyorlarmış
    Derken bir başka serçe
    Görmeye gelmiş bizimkileri
    Bakmış filozof bir kedi,
    Cıvıl cıvıl da bir serçe
    Dost oluvermiş ikisiyle
    Ama bir gün barış bozulmuş,
    İki kuş arasında kavga çıkmış
    Kedi ne yapsın bu durumda?
    Taraf tutmak zorunda kalmış:
    - Bu serseri kim oluyor da, demiş:
    Kafa tutuyor benim dostuma?
    Dağdan gelip bağdakini kovacak ha?
    Yoo, demiş kedi, öyle yağma yok
    Kedilik adına çıkıp ortaya,
    Girmiş iki kuş arasındaki kavgaya
    Bir pençede yakalayıp yemiş
    Yabancı serçeyi
    Bir de ne baksın kedi,
    Serçe eti tatlı mı tatlı,
    - Dayanamam doğrusu, demiş;
    Ötekini de yemiş
     

Sayfayı Paylaş