Evvel Zaman İçinde Kitap Özeti

Konu, 'Kitap özetleri' kısmında YAREN tarafından paylaşıldı.

  1. Bizimde bir masal dünyamız var;

    Uçsuz bucaksız bir dünya bu! Kel Oğlanı da içine alır, Köroğlunu da; peri kızını da içine alır, dev anasını da; seni de içine alır beni de; gene de bir fındık kabuğuna sığar, yedi dünyaya sığmaz. Hani şu masal dünyasını bir dönem dolanayım diye, demir çarık demir asa yola düşseniz; dere tepe düz, altı ayla bir güz gitseniz, bir arpa boyu yol gidersiniz ancak! İyisi mi gelin derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi geçerek; lale, sümbül derleyip soğuk sular içerek; daha da yorulursunuz Hızır'ın atına binerek bir tandır başına götüreyim sizi.

    Vay ne masallar, ne masallar var orada; makas kesmedik, iğne batmadık masallar.

    Kitabın adı: Evvel Zaman İçinde
    Kitabın Yazarı :Eflatun Cem Güney
    Kitabın konusu: Kitapta toplam sekiz adet masal vardır. Bunlar

    “Uç Elma”, ‘Sedef Bacı”, “Gelincik Günü”, “Hamur Bebek”, “Tasa Kuşu”, “Köse Dağı”, “Ak Gün, Kara Gün” ve “Perili El”

    ÜÇ ELMA

    Evvel zaman içinde. Kalbur saman içinde uzak diyarlarda bir memleketin padişahı herşeyinin olduğunu ama bir çocuğunun olmadığını söyler söyler üzülürmüş zaman geçer yaşlanır ama derdine derman olamazmış. Birgün bunu duyan akıllı bir pir-i fani padişaha içinde koca koca ağaçların çiçeklerin,meyvaların olduğu bir bahçe yapmasını söylemiş. Padişahın hanımı hergün gününü orda geçirmeye başlamış seneler geçmiş ama hala bir bebek olmuş padişah iyice kederlenmiş ve bahçeyi bozmaya başlamış, üzüntüden ağaçlarla konuşmaya başlayan padişahın eşine acıya Elma ağacı dile gelmiş.“Benim filizlerimden al, dik. Bir gün sana elma verir. Yarısını sen ye, yarısını da padişaha yedir.” demiş.

    Kadın ağacın dediklerini yapmış ve aradan yedi yıl geçmiş bir elma yemiş ve diğer yarısınıda padişaha yedirmiş. Aradan dokuz ay ongün geçmiş ve nur topu gibi çocukları olmuş.

    Kurulmuş meydan, çalmış davullar… Kırk gün, kırk gece olmuş oyunlar..
    Gökten uç elma düştü… Kimin ne muradı varsa onun başına…

    GELİNCİK GÜNÜ

    Uzak diyarlarda zengin mi zengin bir bey varmış bey’inde yakışıklı mı yakışıklı kapılara sığmayan delikanlı bir oğlu varmış birgün her ne olduysa beyin oğlu kendi dünyasına çekilmiş ve kimse ile konuşmamaya başlamış bu durum beyi çok üzmeye başlamış çünkü ne yapacağını bilememiş yaşlı bir kadın oğlunun ne derdi varsa bunu öğreneceğini söylemiş ve gelincik günü denen baharın yeni geldiği ve bunun kutlandığı bir günde yaşlı kadın bey oğlunun duvar köşesinde oturduğunu görüp yanına gitmiş ve yanında dolanmaya başlamış. Bey oğlu dayanamamış, “Canına mı susadın, ne geziyorsun burada?” diye bağırmış kadına sonrasında yaşlı kadın ağlayarak anlatmış. “Ah, oğul ah. Benim bir oğlum var, zincir zapt etmez. Bir türlü söz dinlemez. Dediler ki, dünyaya küskün birim bulacaksın, dama-rından yedi damla kan alacaksın, yedi sabah da bal şerbetine katıp içİrirsen oğluna, dizini kırar da dizinin dibinde oturur.” demiş.. Bunun üzerine bey oğlu dayanamış “Benim hayata küskün olduğumu nereden biliyorsun?”demiş kadında “Şayet küskün olmazsan, dünya alemin bir araya geldiği, bu gelincik gününde, böyle bir kenarda oturur musun? ” diye sormuş çocuğa. Çocukda dayanamamış anlatmış derdini. Meğersem rüyasında birgün bey oğlu güzeller güzeli bir peri kızı görmüş ama sonra peri kızı kaybolmuş ortalarda bütün derdi de buymuş beyoğlunun. Yaşlı kadın hemen durumu Bey’e anlatmış ve ödülünü alıp gitmiş.. Bunun üzerine bey hemen tüm diyardaki kızların oğlunun önünden geçmesini emretmiş ,Bey oğluda fakir ama güzel bir kız beğenmiş ve kızın üstüne mendilini atmış.. .Sonrası düğün dernek.

    İşte o günden beri, kısmetini arayanlar “gelincik günü”nü beklerlermiş…

    TASA KUŞU

    Bir varmış, bir yokmuş. Bir Sülün Kız varmış. Babası ölmüş. Anası ile kalmış. Kızı, nasıl geçiniriz diye bir tasa almış. Anası demiş: “Ben çuha dokurum, sen gergef işlersin, geçinip gideriz.” Öyle yapmışlar. Bağ bahçe sahibi olmuşlar. Kız yine tasalanmış. “Dağımızı yel alırsa, bağımızı el alırsa” diye. Anası nice öğütler vermişse de boşa. Kendini avareliğe vermiş. Tasa Kuşu zaten fırsat kolluyormuş. Almış onu kollan arasına…

    Kız bir bakmış ki cennetten bir köşe içinde. Her yer güllük, gülistanlık. Bülbül öter, ardından keklik öter…Kız yine tasalanmış, “Niye bin gözüm, niye bin kulağım yok, niye hepsim birden göremiyorum, duyamıyorum” . diye. O an bütün kuşların dili susmuş, pınarların suyu kesilmiş. Tasa kuşu dalga geçmiş: “Avare kız, avare kız. Tasa dediğin öyle olmaz, böyle olur. Geçti gül, geçti geçti bülbül, ister ağla ister gül…” demiş. Kız perişan olmuş, açlık da başına vurmuş. El uzattığı ağaçlar meyve vermez olmuş. Su içmek istediği pınarlar su vermez olmuş.

    Tasa Kuşu, yapacağını yapmış, edeceğini etmiş, uçmuş gitmiş bir başka avarenin başına konmaya…Kız bunu görünce derinden bir “ohhh” çekmiş. …Bir ak saçlı dede ortaya çıkıp demiş ki, “Dile benden ne dilersen…” “Anamı isterim, anamı” demiş kız. Yummuş gözünü, açmış. Bir de bakmış ki anasının dizinin dibinde…

    O günden beri, tatlı dilli, güler yüzlü olmuş. Kısmeti de açılmış, evlenmiş. Kırk gün, kırk gece düğün etmiş..Mutlu mutlu yaşamışlar…

    PERİLİ EL

    Bir varmış, bir yokmuş. Bir evin, çok güzel bir kızı varmış. Anası, babası kızlarına gül gibi bakarlarmış. Bİr gün ecel gelmiş, ikisini de almış. Kız kalmış yalnız başına. Bak şu Allah’ın işine..

    Kısmeti çıkmış, ağzı var dili yok, sessiz sakin biriyle evlenmiş. Lakin, ev işi bilmez, el işi bilmez bîr kız olduğu için, her tarafı pislik götürmeye başlamış.

    Konu komşu, elini ayağını çekmiş. Adamcağız, dayanmış da dayanmış. Kız da bu hallere çok üzülüyormuş, ama bilmediği için, hiçbir şey de yapamıyormuş. Her gün Allah’a yalvarıyormuş, “derdime bir çare” diye. Bir gün, nur yüzlü bir hatuncuk kapısına gelmiş, “senin annen çok iyi bir kadındı, herkese iyilikler etti, bu yüzden ben sana on tane hizmetçi peri getirdim, her biri bir parmağında saklanacak, hangi parmağını oynatırsan, o hizmetini yapacak” demiş ve kaybolmuş. Kız inanamamış önce. Sonra, denemeye karar vermiş. Bir de ne görsün, on tane peri kızı birden hizmete başlamasın mı?

    Peri kızları evi tertemiz yapmışlar, çeşit çeşit yemekleri pişirip, masalara dizmişler. Akşam kocası gelince, bir sevinmiş, bir sevinmiş ki sormayın gitsin… O günden sonra, dirlik düzenlik İle mesut, bahtiyar yaşayıp gitmişler…
     


Sayfayı Paylaş