Dilin önemi ile ilgili makaleler

Konusu 'Kısa Yazılar' forumundadır ve YAREN tarafından 23 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. YAREN

    YAREN Üye


    dilin önemi konulu makaleler

    DİLİN ÖNEMİ

    Her milletin bir dili olduğu gibi, yine her milletin bir de dini vardır. Hiçbir millet yoktur ki dilsiz ve dinsiz yaşasın. Nasıl ki yiyecekleri tuz korursa; dil, dini; din de milleti korur.

    Dil; her ne kadar bir anlaşma aracı olarak tanımlansa da dil, milletlerin gelişmesine rehberlik eden, geçmişiyle geleceği arasında köprü görevi gören bir kültür mîrasıdır.

    Diline ve dinine sahip çıkmayan milletler kısa zamanda kendi değerlerinden koparak başka egemen milletlerin sömürgesi hâline gelirler. Onun içindir ki dilimizi ve dinimizi titiz bir şekilde korumamız ve yozlaştırmadan bir sonraki nesle aynen aktarmalıyız.

    Bir milleti diğer milletlerden ayıran en önemli fark o milletin kendi kültürüdür. Kültürü oluşturan unsurların en başında da dil ve din gelir. Çünkü kültür dile ve dine bağlıdır. Bütün kültür faaliyetlerinin temelinde bunun ikisi yatar. İnsanlar onlarla bilgi edinir, onlarla yaşar.

    Düşünce dilin ruhudur, dile hayat ve şekil verir. Düşünceye bağlanmayan dil, bir papağanın konuşmasından farksızdır. İnsanın düşüncesi dili vâsıtasıyla ortaya çıkar. O olmadan hiçbir şey olmaz. Çünkü dil, düşüncenin aynasıdır, evidir, âletidir, hatta kendisidir.

    Dil, düşünceyi ferdilikten çıkarır toplumun malı hâline getirir. Düşüncenin bütün meziyet ve eksikliklerini kendisinde aksettirir.

    Dil zenginse kültür de göz kamaştırıcı olmuştur. Birkaç yüz kelimeyi geçmeyen dilin kültüründen bahsedilemez. Kültür ve medeniyet incelemeleri bize şunu göstermiştir ki büyük medeniyet ve kültürler zengin dille meydana gelmişlerdir.

    Güneş altında söylenmedik söz yok gibidir. Bu sözlerden kimisi bize ulaşmış kimi de ulaşmamış olabilir. Tıpkı ışığı bize ulaşmış ve ulaşmamış yıldızların olduğu gibi... Biz yine de bazı şeyleri tekrar etmek sizlerle paylaşmak istedik. “Et tekrar-ı ahsen, velev kâne yüz seksen” -Bir şeyin tekrarında fayda varsa onu, yüz seksen kere de tekrarlasan yine de faydalıdır...

    Şu gerçeği üzülerek ifâde edeyim ki, Türk insanının büyük bir kısmı artık düşünmeden konuşuyor. Bu yüzdendir ki dilimizin tüm güzellikleri bir dil yozlaşmasıyla karşı karşıya. Bir yabancı hayranlığı başını almış gidiyor. Bunu doğrulamak için çarşı ve pazardaki dükkân tabelalarına bakmanız kâfidir. Bu tabelalarla âdeta kendi elimizle, kendi dilimize karşı savaş açmışız. Öyle ki yabancı kelimeleri bayraklaştırmışız. F. Hüsnü Dağlarca’nın “Türkçem, benim ses bayrağım” sözü rafa kalkmış dükkânların önüne –âdeta tabelalarla- yabancı bayraklar asılmıştır... “Büyük Türkiye” ideali gitmiş, onun yerini “Küçük Amerika” olma sevdâsı almış...

    Ne demek “Şarküteri bakkaliye” adamın dükkânında tavuk eti dâhi yok ama dükkânının adında “şarküteri” kelimesi var. Şarküteri kelimesinin domuz eti ve mâmullerinin satıldığı yer anlamına geldiğini ner’den bilecek... Ne demek bir insan -uydum batılılaşma kalabalığına diye- Müslüman mahallesinde Müslüman olduğu halde salyangoz satmaya kalkışacak ne acı değil mi?.. Halaoğlu, teyzeoğlu, dayıoğlu ve amcaoğlu dururken Fransızca, “kuzenim” demek neyin nesi?

    “Yüzlerce yılda olgunlaşan atasözlerinin yerini garip, anlamsız, komik anlamlar içeren duvar yazıları almış, sanatçılığın ağırlığını kaldıramayanlar ise argo, ahlaksız sözlerle halkın karşısına çıkar olmuşlar. TV kanallarında her gün karşımıza çıkan eğitimsiz kişiler ise o güzelim Türkçemizi katletmektedirler.”

    "Dil, bir milletin hem kalbi, hem zihnidir. Unutmayınız ki, kalbi duran ölür, zihnini yitiren delirir."

    Dünya siyâsetinde ve ticâretinde güçlü olmak istiyorsak -ki istiyoruz- o halde kendi kültürel değerlerimize tam sahip çıkmamız, daha çok çalışmamız, daha çok üretmemiz, birlik ve berâberliğimiz korumamız gerekmektedir.

    Yazımızı Nihat Sâmi Banarlı’nın şu sözü ile bağlayalım. “Türk dilini seviniz! Çünkü Türkler’in en az geçmişleri kadar büyük geleceği olacak ve bu gelecek, o geçmişe dayanacaktır...”

    Âtisi, mâzisinden daha güzel olan günlerde buluşmak dileğiyle...
    Hanifi KARA ​


     

  2. YAREN

    YAREN Üye

    Cevap: Dilin önemi ile ilgili makaleler

    Türk Kültürünün Önemli Bir Unsuru: Türk Dili

    Öncelikle, Türk Kültürü denilince neleri anlıyoruz, kısaca bunlardan söz edelim Türk Kültürü, Türklerin tarihi süreç içerisindeki toplumsal yapılarını, dini, iktisadi hayatlarını, edebi kültür, dil ve sanatlarını, düşünce ve ahlak özelliklerini içerisine alan geniş bir konudur Bu kadar geniş bir konuyu tüm ayrıntılarıyla ele almak oldukça zor bir iştir Bu sebeple, yazımızda Türk Kültürü’nün önemli bir unsuru olarak Türk Dili üzerinde durulacaktır Türk Dili’nin tercih edilişinin bir diğer sebebi ise, dilin bir toplum için son derece önemli ve etkili bir araç olduğu gerçeğidir Bize göre, dilini kaybetmiş bir millet, milli benliğini, değerlerini, özünü daha doğrusu her şeyini kaybetmiştir Peki bir dil nasıl olur da kaybedilir? Bu sorunun cevabını vermek bizler için pek de zor bir durum değildir Bugün, şehir merkezlerine gittiğimiz zaman, etrafımızdaki alış-veriş yerlerine, dükkanlara dikkatlice bakarsak, gördüğümüz tablo karşısında şunu söyleyebiliriz: Bir dil işte böyle kaybolur! Evet, ne yazık ki güzel Türkçemiz tehlikeli bir durumla karşı karşıyadır: Yok olma tehlikesi! Bir dil, kullanılmazsa ortadan kalkar Konuşulmayan, yazılmayan bir dilin devam etmesi, kuşaklar boyunca var olması söz konusu değildir

    Konuya, Türk Dili’nin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu belirterek başladık Buraya tekrar döneceğiz; ancak öncelikle dilin bir toplum için ne kadar önemli olduğuna değinelim Dil, düşünmenin aracıdır Düşünemeyen insanların fikir üretme gibi bir şansları yoktur Dil ile düşünme arasındaki bu sıkı bağ, milli hissin oluşmasında da etkilidir Milli bir his; ancak o milletin dili ile oluşturulabilir Şöyle diyelim, İngilizce konuşup, fikirler ortaya koyarak bir Fransız milliyetçiliğinden söz edebilir misiniz? Tabiki bu gülünç bir durum olur Demek ki dil, bir milletin milli duygularının oluşmasında, bu duyguların geniş kitlelere yayılmasında birinci derecede önemlidir Her millet ancak kendine özgü bir dil ile milli hislerini kuvvetlendirip, yayabilir Bu gerçeği gören büyük önderimiz ATATÜRK, Türk Dili’ne son derece önem vermiş, birçok yabancı kelimenin Türkçe karşılığını aramış, Türkçe’ye hak ettiği değeri göstermiştir Bugün, matematikte kullandığımız birçok terim ATATÜRK’ ün bizzat kendisinin ortaya koyduğu Türkçe kelimelerdir (örneğin; artı,açı,üçgen) Bu konuda ATATÜRK ve ona destek verenlerin, yaptıkları tüm çalışmalar, hep bir düşüncenin ürünüdür: Milli bilinci canlandırmak Milli bilinç, her şeyden önce dilin ayakta durması, gelişmesi, yabancı kelimelerden arındırılması ile mümkün olabilir Tabiki böyle bir milli bilinç sahibi olunabilmesi için de ortada bir milletin bulunması gerekir Atatürkçülükte, milletin tanımında dâhi “dil birliği” esastır Millet, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu siyasi ve toplumsal bir heyettir Bu sebeple, tüm Atatürkçülerin ( tabiki gerçek Atatürkçülerin! ) Türkçe’ye önem vermeleri, bu konuya duyarlı olmaları gerekmektedir

    Tarih bize göstermiştir ki, milli kültürünü kaybeden milletler, daima “güçlü milli duygu”lara sahip olan milletlerin egemenliğine girmişlerdir Başlangıçta da belirttiğimiz gibi, mademki dil, milli kültürün ve milli kültür de bağımsızlığın temeli, öyleyse bize düşen görev Türkçe’ye gereken önemi vermek, Türkçe konuşmaktan, Türkçe yazmaktan gurur duymaktır Bugün, ABD ve Batılı ülkelere olan hayranlıkları ile İngilizce’ye duydukları özenti birçok insanı ve özellikle “sözde aydınlar”ımızı Türkçe konuşmaktan alıkoymuş, bu durumdan utanır hale getirmiştir Böyle aşağılık duygusuna sahip insanların bir de büyük önderimizi ağızlarına almaları yok mu, işte bu durum işin en ilginç, en düşündürücü ve korkutucu tarafıdır Bu zihniyete sahip kişilerin, kurtuluş savaşı sonrası ikinci bir kurtuluş savaşı başlatıp, ilk işi Türkçe’yi korumak, geliştirmek olan bu büyük insanı ağızlarına almaları akıl sır erdirilebilir bir durum değildir Şöyle ki, bu eşsiz insan, dili, milli kurumların en başta geleni sayıyor, milli duygu, düşünce ve yönelişin, milli benlik ve şuurun milli dile bağlı olduğu üzerinde önemle duruyor, uzun vadeli düşünülürse milli bağımsızlığın ancak Türk dili varoldukça, dil bağımsız oldukça mümkün olacağı temelinden yürüyordu Nasıl olabilir de, Batılılaşmak uğruna güzel Türkçe’den vazgeçilebilir Böyle bir Batılılaşmayı ne Mustafa Kemal ATATÜRK kabul ederdi ne de günümüzde herhangi bir Türk vatanseveri kabul edebilir Türkiye, eğer ki AB ya da benzeri bir takım örgütlerin içerisinde yer alacaksa, böyle bir durum ancak Türk Milli Kültürü’nün tam anlamıyla korunacağı bir ortamda gerçekleşmelidir ( Böyle bir durumu Batılı ülkeler ve ABD’nin asla kabul etmeyeceği açıktır Ne acıdır ki bu devletlerin, Türk Kültürü’nü hatta Türkleri dünya üzerinde görmeye tahammülleri yoktur)

    Türk Dili’nin ne kadar önemli olduğunu kısaca anlattıktan sonra, yazının başında tekrar döneceğimizi belirttiğimiz konuya gelelim “Türkçe’nin yok oluşu sorunu” Evet, Türkçe yok olmaya yüz tutmuştur; gerek içte gerek dışta bu yok oluşa destek verilmekte, adeta seferberlik içine girilmektedir Bu tehlikeli durum, kendisini en açık şekli ile sokaklarımızda, iş yerlerimizde göstermektedir Bu yerlerin isimlerine bakıldığında, Türkçe bir kelime görmek neredeyse imkansızdır Ayrıca, kendisini aydın sanan kişiler arasında da her geçen gün Türkçe’den kopuş söz konusudur Ne kadar üzücü bir durum Bunun için mi verildi onca mücadele? Şurası bilinmeli ki, bu topraklar, yalnızca İngilizlerden, Fransızlardan kurtarılmadı, aynı zamanda İngilizce’nin, Fransızca’nın egemenliğinden de kurtarıldı, bu uğurda savaşıldı Tüm bunları görmezlikten gelerek, bir takım ülkelere yaranmak, özenmek ve bu doğrultuda hareket etmek cidden içler acısı bir durumdur

    Konumuzla ilgili olduğu için, “Eurovision Şarkı Yarışması”na değinmek istiyoruz Bu yarışmadaki birinciliğimiz ve bir sonraki yarışmanın Türkiye’de yapılacak olması cidden bizleri gururlandırdı Ancak, bu sevincimizin içerisine hüzün de karıştı Birinciliği elde ettiğimiz parça ne yazık ki İngilizce Peki, bu parça Türkçe olsaydı, daha iyi olmaz mıydı? Hem de öyle iyi olurdu ki, kendimizi bize özgü değerlerden birisiyle ( Türkçe ) ifade etmiş olurduk

    Buraya kadar söylediklerimizden, Türkçe dışında herhangi bir dili bilmeyelim, öğrenmeyelim anlaşılmasın Tabiki birçok dil öğrenip, kendimizi her alanda geliştirmek durumundayız Bizim isteğimiz, Türkçe’nin konuşulduğu bir Türkiye olarak kalmaktır Bu doğrultuda hareket etmeyen her kişiye, kuruma karşı ise mücadelemiz sürecektir Bu mücadele, her şeyden önce tepki ile başlamalıdır Örneğin; İngilizce eğitim yapan okullara sırf bu sebeple çocuklarımızı yollamayarak ya da ismi Türkçe olmayan yerlerden alış-veriş yapmayarak, yemek yemeyerek tepkimizi gösterebiliriz Bizim düşüncemizde, Türk demek Türkçe demektir! Bu sebeple, ne uluslar arası yarışmalarda, toplantılarda ne de ülke içerisindeki etkinliklerde Türkçe’den asla vazgeçmeyeceğiz
     
  3. YAREN

    YAREN Üye

    Cevap: Dilin önemi ile ilgili makaleler

    DİLİN ÖNEMİ MAKALE

    Dil, hiç şüphesiz, milletimizin tarih sahnesinde var olması geleceğimiz acısından bugün önemli meselelerimiz arasında yer almaktadır. Konunun önemini ifade etme bakımından, mevzuyla ilgili bir şeyler söyleyebilmemiz ve yazabilmemiz için, aslında dilin mahiyetinin ne olduğuna, neleri kapsadığına, tarihi süzgeçten geçip günümüze kadar nasıl geldiğine, istikbalimiz açısından onun olmazsa olmazımız olup olmadığına bakmamız ve buna göre değerlendirmemiz gerekmektedir.
    Dil, varlığın kendi var oluşunu ifade etmesi açısından olmazsa olmaz unsurlarından biridir. Her ne kadar o, seslerin, hecelerin, kelimelerin ve cümle gruplarının anlamlı ve ahenkli bir şekilde bir araya geldiği bir semboller bütünü olsa da, onu milletlerin varlığı, devamlılığı ve geleceği açısından değerlendirdiğimizde dil; bir milletin kendisini, yaşayışını, kültürünü, inancını, devlet anlayışını, tarih şuurunu, geleneklerini, göreneklerini, eğitimini, teknolojisini, mimarisini, musikisini, yeme-içme şeklini, giyimini, mutfak kültürünü, yatmasını, kalkmasını; başka bir ifadeyle folklorunu; iç ve dış dünyasını söz ve yazıyı kullanarak ifade ettiği, asla vazgeçilmesi mümkün olmayan şah damarı niteliğinde bir unsurdur.
    Ünlü düşünür Wittgenstein: “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.” İfadesindeki gerçekle, dilin sadece düşünceyi aktaran kuru bir ifade unsuru olmadığını, aynı zamanda dilin, kişinin dünyayı algılama biçimi olduğunu ifade etmektedir. Bu açıdan dil, düşünce şeklimizle de yakından ilgilidir.
    Yüksek düşünen insan, şüphesi yüksek şeylerden bahseder ve bunu ince bir üslupla ve ahenkli bir şekilde, dili de vasıta kılarak gerçekleştirir.
    Bugün toplumumuzda hemen her alanda ifade şekillerimiz adeta arabeskleşmiş ve karmaşık bir yapı içine girmiştir. Bu nedenle kendimizi ifade etme biçimimiz de değişmiştir. Bu durum düşüncede, aşklarımızı ifade etmede, şiirlerimizde, edebiyatta, mimari ve güzel sanatlarda yozlaşmaya kadar giderek kendini göstermektedir. Oysa ki bir millet, kendi düşüncelerini, hayat biçimini hiçbir şeyin tesiri altında kalmaksızın ifade edebileceği kadarı ile hürdür. Bu manada hürriyetin sınırı da, toplumun ve onu oluşturan kişilerin inanmış oldukları değerler bütünüyle yakından alakalıdır. Dile bu açıdan baktığımızda, dil; bir değerler bütünün yazıyla veya sözle, işaretlerle, sembollerle ifade edilme şekli olarak karşımıza çıkar.
    Dil, bir millet için çok şey ifade eder. Çünkü o doğrudan doğruya milleti ifade etmektedir. Millet ise, Yavuz Bülent BAKİLER’in ifadesiyle, “edebiyatı olan bir topluluktur.” Ona göre edebiyatın temel malzemesi dildir. Dil olmazsa edebiyatımız olmaz. Yine dünya çapında bir sanatkar olan Kırgız yazar Cengiz AYTMATOV’un da ifadesiyle, “millet edebiyatından tanınır.” Edebiyat ise varlığını dile borçludur, millet de edebiyatıyla vardır. Edebiyat da bizi var eden unsurları, birtakım değerleri tümüyle birden içeren bir özellik taşımaktadır. O geçmişten günümüze bir köprü kuran vasıtadır.
    Biz dili her yönüyle işleyen edebiyat sayesinde Dede Korkut’u, Ahmet Yesevi’yi, Yunus’u, Mevlana’yı, Pir Sultan Abdal’ı, Karacaoğlan’ı, Baki’yi, Süleyman Çelebi’yi, Mehmet Akif’i, Koca Sinan’ı, Dede Efendi’yi, Itrı’yi… ve tarihin ötesindeki nice şahsiyetleri; aynı zamanda yine edebiyat sayesinde geçmişten günümüze aktarılan kahramanlık şiirlerini, destanları, gazelleri, tarihi hikayeleri ve bunlar gibi pek çok şeyi öğreniyoruz.
    Dil meselemiz, dünya üzerindeki varlığımızı, millet olan vasfımızı devam ettirebilmemiz ve diğer milletler yanındaki medeniyet yarışında bizde varız diyebilmemiz açısından hayati derecede önem arz eden bir unsur durumundadır.
    Bugün bizim toplumuz, ne yazık ki gereği kadar üretemeyen bir toplum durumuna düşmüştür. Halbuki toplumun ayakta kalabilmesi, elde ettiği başarılara bağlıdır. Başarıları elde etmenin yolu ise düşünceden geçmektedir. Zihni alanımızın üretken olması, felsefede, bilimde ve sanatta günümüz itibariyle yeteri derecede başarı sağlayamamış olmamız, toplumumuzun geleceği açısından varlığımızı devam ettirme şansımızı menfi yönde etkilemektedir. Kişi, düşüncelerini ancak kelimeler vasıtasıyla bir başka kişiye aktarır. Düşündüğü içinde dili kullanır. Düşünme geleneğinin etkinliğini yitirmeyen toplumların dili daha gelişmiştir; kavram yapısı daha sistematiktir. Bunun sonucu olarak da bu toplumlarda bilim, sanat ve felsefe gibi insani faaliyetler daha gelişmiştir. Böylesi toplumların kültürel mirasları ve birikimleri daha fazladır.
    Dilin gücünü belirleyen şey felsefi düşüncenin ve ilmi üretkenliğin gücüdür. Bu alanlarda üretken olamayan, tembel olan bir toplum, ihtiyaçlarını başka toplumların ürettiklerini tüketerek karşılamak zorunda kalır. Üretmeden tüketmek siyasi ve iktidasi alanda olduğu gibi dil alanında da bir büzülmeye, giderek yok olmaya götürür, bu da milletler için felakettir.
    Bugün konuştuğumuz dilin geçmişe nazaran söz dağarcığı da o kadar fakirleşti ki, adeta dumura uğradı. Küçüldü ve büzüldü. Bunun neticesinde düşüncelerimiz, gönüllerimiz, hayallerimiz, beyinlerimiz, fikir dünyamız ve kapasitemiz de küçüldü. Toplum olarak adeta zirveden dibe vurduk. Böyle giderse bir kabile dili kadar kelime kadrosuyla konuşacak, konuşamadığımız şekilde yazacak, yazdığımız şekilde düşünecek, düşünemediğimiz şekilde yabancılaşacağız. Bu durum farkında olmasak da kendi kendimizi reddetmeye kadar gidecek. İşte bu, millet olmayı reddetmektir.
    Küreselleşen dünyada milli kültürümüz, örfümüz, adetimiz, giyim şeklimiz, değer yargılarımız gün geçtikçe yozlaşmaktadır. Kitle iletişim araçları ve kültürel yozlaşmayı tetikleyen odaklar tarafından milliği benliğimiz erozyona uğratılmış, bunun sonucunda kültürel farklılaşma hız kazanmıştır. Bu durum kültüre çok kötü yansımıştır. Oysa dil meselesi ihmale gelmez. Dil ki milletin kalbidir. O kalpteki her kriz, millet bünyesini ölüme yaklaştırır. Bunun için büyüklük iddiasındaki bütün milletler, halkıyla, devletiyle, dillerini koruma ve onu zenginleştirme yolunda şuur sahibidirler. Şayet dilimiz, insanlarımızın birbirlerini anlayamayacağı hale gelirse bunun neticesi olarak insanımız birbirlerine yabancılaşacak, bu da asla istemediğimiz, zikretmeden dahi kaçındığımız sonuçlar doğurabilecektir.
    Dolayısıyla güzel dilimizin doğru bir şekilde yaşanması ve yaşatılması, tarihimizin ve kimliğimizin yaşamasıdır. Bunun da garantisi Türkiye’nin dünyadaki itibarının ve haysiyetinin yeniden kazanılmasına bağlıdır.
    Dilimize “deryada bir damla” misali katkıda bulunabilirsem kendimi mutlu sayabileceğim.
    Ahmet ARSLAN​
     

Sayfayı Paylaş