Cenap Şahabettin Kısa Şiirleri

Konusu 'En Güzel Şiirler' forumundadır ve EyLüL tarafından 30 Haziran 2011 başlatılmıştır.

  1. EyLüL

    EyLüL Üye

    Cenap Şahabettin Kısa Şiirleri
    Cenap Şahabettin Şiirleri

    Elhan-i Şita

    Bir beyaz lerze, bir dumanli uçuş,
    Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar
    Gibi kar
    Geçen eyyâm-i nevbahari arar…
    Ey kulûbün sürûd-i şeydâsu,
    Ey kebûterlerin neşideleri,
    O baharin bu işte ferdâsi
    Kapladi bir derin sükûta yeri
    Karlar
    Ki hamûşâne dem-be-dem aglar.
    Ey uçarken düşüp ölen kelebek
    Bir beyaz rîşe-i cenâh-i melek
    Gibi kar
    Seni solgun hadîkalarda arar.
    Sen açarken çiçekler üstünde
    Ufacik bir çiçekli yelpâze,
    Nâ’şun üstünde şimdi ey mürde
    Başladi parça parça pervâze
    Karlar
    Ki semâdan düşer düşer aglar!
    Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
    Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
    Gibi kar
    Sizi dallarda, lânelerde arar.
    Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân,
    Şimdi boş kaldi serteser yuvalar;
    Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân!-
    Son kalan mâi tüyleri kovalar

    Karlar
    Ki havada uçar uçar aglar.
    Destinde ey semâ-yi şitâ tûde tûdedir
    Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter…
    Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir-
    Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!
    Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek!-
    Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid…
    Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
    Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!
    Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar
    Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar
    Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar
    Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar,

    Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
    Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân
    Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
    Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun.
    Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök.
    Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:
    Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
    Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi

    Hakikat-i Sevda


    Bir şüphe-i hissiyye ile dalgalanır dil;
    Bir heykel-i gül-rû dikilir kalb üzerinde;
    İnsan bütün ahzân ü meserrâta muâdil
    Bir tatlı dönüş hisseder âvâre serinde

    Her cevf-i hayâtî, sevilen şeyden ibaret
    Bir lem’a-i nev, şaşaasıyla eder ihfâ;
    Bir berk arkasından ederek ömrü temâşâ
    Bin müddet için göz kamaşır… İşte muhabbet!

    Pek boştur o his, lakin o boşlukla dolar dil;
    Âfâk-ı hayatiyyedeki cevfi o örter;
    Herkes hep o boşlukta arar bir tutacak yer
    Pîrâmen-i ömründeki girdâba mukâbil

    Sevdâya mukabil duyulur ruhta her gâh
    Bir def-i peyâpey ile bir cezb-i peyâpey;
    Bir istiyor insan onu, bir istemiyor… Âh
    Sevmek bile doğmak gibi, ölmek gibi bir şey!

    On Ölüm Şarkısı

    Rüzgar değmez oldu artık yüzüme
    Gün ışığı kapıma boş yere gelir;
    Kötü bir düş gibi dolar gözüme
    Bu toprak bana dağ, size tepedir!
    Toprak yukarda, gül, aşağıda yılan!
    Elimde kelepçe, gözümde burgu!
    Toprak, kemiğimden etimi soyan
    Hırsız, kanlı katil, kefen soyucu!
    Bütün uzuvlarım bana darılmış
    Kulağım unutmuş artık sesimi;
    Hepsi ayrı ayrı hayale dalmış
    Bu omuz, bu ayak bu el benim mi?
    Girdiğim çukurdan iki facia:
    Burda karınca dev, insan noktadır;
    Toprağın altında bir zaman daha
    Tırnaklar ve saçlar uzamaktadır!
    Ölüler, ölüler, koşun imdada!
    Ölüler, sizin en yoksulunuzum!
    Ölüler, koşun ki öbür dünyada
    Topraktan bir sema ile mahpusum!
    Yağmur çisil çisil üstüme yağar.
    Tabiat kardeşim yasıma ortak;
    Şehrin üzerinde uçan bulutlar
    Serviler ucunda sallanan bayrak!

    Senin İçin

    Sesin işler gibi bir şuh kanat gamlanma
    Seni dinlerken olur kalbim uçan kuşlara eş,
    Gün batarken sanırım gölgeni bir başka güneş;
    Sarışınlık getirir gözlerin akşamlarıma…

    Doğuyor ömrüme bir yirmi sekiz yaş güneşi
    Bir kuş okşar gibi sen saçlarımı okşarken.
    Koklarım ellerim gülleri koklar gibi ben;
    Avucundan alırım kış günü bir yaz ateşi.

    Gönlüme avdet eder her unutulmuş nisan
    Ne zaman gençliğini yolda hırâman görsem.
    Eskiden pembe dudaklarda dağılmış busem
    Toplanır leblerime, bir gece dargın olursan​
     

Sayfayı Paylaş