Ahmet Hamdi Tanpınar Şiirleri

Konusu 'Aşk şiirleri' forumundadır ve Elfida tarafından 20 Haziran 2011 başlatılmıştır.

  1. Elfida Üye


    Ahmet Hamdi Tanpınarın şiirleri
    Ahmet Hamdi Tanpınara ait şiirler


    Ayna
    Derin sularında bu ayna her an
    Sizden bir parıltı aksettirecek
    Kah çıplak bir omuz sessiz düşecek
    Eriyen bir kuğu beyazlığından

    Bazen bir tebessüm, tutuşmuş mercan
    Rüyasıyla sanki bir kızıl çiçek
    Ve saçlar öyle ümitsiz yüzecek
    Olgun akşamların ağırlığından


    Başımızın Üstünde Bir Bulutun

    Başımızın üstünde bir bulutun
    Güneşe asılmış gölgesi,
    Uzakta toz halinde dağılan
    Yoğurtçu sesi,
    Gün bitmeden başladı içimizde
    Yarınsız insanların gecesi.


    Bursa'da zaman

    Bursa'da eski bir cami avlusu,
    Küçük sadirvanda şakırdayan su.
    Orhan zamanından kalma bir duvar...
    Onunla bir yasta ihtiyar çınar
    Eliyor dört yana sakin bir günü.
    Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
    İçinde gülüyor bana derinden.
    Yüzlerce çesmenin serinliğinden
    Ovanın yeşili göğün mavisi
    Ve mimarilerin en ilahisi.

    Bir zafer müjdesi burda her isim:
    Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim
    Yaşiyor sihrini geçmis zamanın
    Hala bu taşlarda gülen rüyanin
    Güvercin bakışlı sesszilik bile
    Çinliyor bir sonsuz devam vehmiyle.
    Gümüşlü bir fecrin zafer aynası,
    Muradiye, sabrın acı meyvası,
    Ömrünün timsali beyaz Nilüfer,
    Türbeler, camileri eski bahçeler,
    Şanlı hikayesi binlerce erin
    Sesi nabzim olmuş hengamelerin
    Nakleder yadini gelen geçene.

    Bu hayalde uyur Bursa her gece,
    Her şafak onunla uyanır, güler
    Gümüş aydınlıkta serviler, güller
    Serin hülyasıyla çesmelerinin.
    Başındayım sanki bir mucizenin,
    Su sesi ve kanat şakırtısından
    Billur bir avize Bursa'da zaman,

    Yeşil Türbesini gezdik dün akşam,
    Duyduk Bir musikî gibi zamandan
    Çinilere sinmiş Kur'an sesini.
    Fetih günlerinin saf nesesini
    Aydınlanmış buldum tebessümünle.

    İsterdim bu eski yerde seninle
    Başbaşa uyumak son uykumuzu,
    Bu hayal içinde... ve ufkumuzu
    Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
    Havayı dolduran uhrevi ahenk.
    Bir ilah uykusu olur elbette
    Ölüm bu tılsımlı ebediyette
    Belki de rüyası büyük cetlerin,
    Beyaz bahçesinde su seslerinin.



    Bütün Yaz

    Ne güzel geçti bütün yaz,
    Geceler küçük bahçede...
    Sen zambaklar kadar beyaz
    Ve ürkek bir düşüncede,
    Sanki mehtaplı gecede,
    Hülyan, eşiği aşılmaz
    Bir saray olmuştu bize;
    Hapsolmuş gibiydim bense,
    Bir çözülmez bilmecede.
    Ne güzel geçti bütün yaz,
    Geceler küçük bahçede.


     

  2. Elfida Üye

    Cevap: Ahmet Hamdi Tanpınar Şiirleri

    Yavaş Yavaş Aydınlanan

    Yavaş yavaş aydınlanan
    Bir deniz altı âlemi,
    Yosunlu bir boşluktan
    Çekiyor kendine beni

    Bir yıldız uzaklığında
    Uyanıyor birer birer
    Ürkek bulanıklığında
    Zamanı bölen şekiller.

    Ey sükûtun bir nefeste
    Yaktığı billur âvize!
    Bu esrarlı müselleste
    Gökler yakınlaştı bize...

    Aydınlığın handesesi
    Sonsuzluk bahçendir senin;
    Dinleyin geliyor sesi
    Arılarla böceklerin!

    Bilirim kimse içemez
    Üst üste aynı pınardan,
    Bir veda gibi her nefes
    Alışılmış kıyılardan.

    Hangi güvercin kanadı
    Köpükten çırpınışında;
    Bu sarayı tamamladı
    Her tesadüfün dışında;

    Ve hangi el boş geceden
    Uzattı bu altın tası,
    Sızdıkça bir düşünceden
    Günlerin kızıl meyvası?

    Ey eşiğinde bir ânın
    Durmadan değişen şeyler!
    Baş ucunda her rüyanın
    Bu aydınlık oyun bekler...


    Sabah

    Serin rüzgârlara pencereni aç!
    Karşında fecirle değişen ağaç,
    Bak, seyret rengini ağaran ufkun
    Mahmur gözlerinde süzülsün uykun.
    Bırak saçlarınla oynasın rüzgâr,
    Gümüş çıplaklığı bir başka bahar
    Olan vücudunu ondan gizleme.
    Ne varsa hepsini boyun, saç, meme,
    Esîrden dudaklar okşasın sevsin
    Mademki geceden daha güzelsin!


    Ne İçindeyim Zamanın

    Ne içindeyim zamanın,
    Ne de büsbütün dışında;
    Yekpare geniş bir anın
    Parçalanmış akışında,

    Bir garip rüya rengiyle
    Uyumuş gibi her şekil,
    Rüzgarda uçan tüy bile
    Benim kadar hafif değil.

    Başım sükûtu öğüten
    Uçsuz, bucaksız değirmen;
    Içim muradıma ermiş
    Abasız, postsuz bir derviş;

    Koku bende bir sarmaşık
    Olmuş dünya sezmekteyim,
    Mavi, masmavi bir ışık
    Ortasında yüzmekteyim
     
  3. Elfida Üye

    Cevap: Ahmet Hamdi Tanpınar Şiirleri

    Kış Bahçesi'nden

    Ne güzeldi o kış bahçesinde
    Güllerin çok derinlerde çalışan uykusu
    Sana bir bahar hazırlamak için.

    Dallar, filizler, eski masal dilberleri gibi
    Hüzne ve hülyaya gömülmüş
    Doğmamış çocuklara
    Ninni söylüyorlardı sanki...
    Ana rahmi gibi sıcak ve yüklü idi hava
    İyi mayalanmış hamur gibi
    Gizli nabızlarla atıyordu toprak


    Günlerimiz

    İçlenme, beyhudedir, maziyi sakın anma!
    O vefasız yavruya benzer ki günlerimiz.
    Kendini yuvasından bırakır ki akşama
    Benzeyen göle, sessiz...

    Ruhundaki susuzluk engin mesafelere
    Duyurmadan ne anne ne bir yuva hasreti,
    Narin kanatlarıyla uçar orman, dağ, dere
    Ve bir gün bir çukurda bulunur iskeleti.


    Eşik

    Bu yekpâre akış, durgun, derinden...
    Her aynada yalnız kendi görünen
    Bu yüz ve şifasız hüznü eşyanın
    Kendi cevherinde mahpus bir ânın
    Dağıttığı dünya hep yaprak yaprak,
    Dalgın, unutulmuş sesleri uzak
    Bir uykudan bana tekrar dönenler,
    İçimde, dışımda hep aynı çember!
    Bin elmas parıltı oyun ve halka
    Küçük ve hiç değişmez dalgalarla
    Bende bana meçhul akşamlar yoklar!
    Gülen ve gömülen gölge ufuklar
    Acayip davetlerin rüzgârında
    Her lâhza yine kendi sularında!...

    Uzakta, aya çok yakın bir yerde,
    Çılgın ve muhteşem harabelerde,
    Büyük sükûtların fırtınası var.
    Mermer duvarlarda kırılmış sazlar,
    Çok genç uçuşunda ve hangi haşin
    Yıldıza gülerek çarptığı için
    Alnında bir siyah nokta geceden
    Kovulanlar ışık bahçelerinden,
    Bütün ayrılıklar hepsi orada
    Bu çıplak, ümitsiz ve saf duada.
    Ve bir kadın beyaz, sakin, büyülü
    Göğsünde kanıyan bir zaman gülü
    Mahzun bakışlarla dinler derinde
    Olup olmamanın eşiklerinde.

    Garip telâşını, binlerce fecrin
    Ocağında nezir güvercinlerin
    Hülyâm o kıvılcım ve kül yağmuru
    Çırpınır bu beyaz mahşere doğru!
    Ey hiç şaşmayan göz, büyük atmaca
    Gölgesi güneşin üstünde uçan
    Dişi kuyruğunda ebedî yılan,
    Ve üstüste rüyâ!
    Bir ses yavaşça,
    Bir ses, bin uykudan mahmur ve zengin
    Zümrüt usaresi maviliklerin
    Suların üstünde arar kendini
    Yoklar, ömrün bütün sahillerini
    Çizgiler silinir, ufuk bir beyaz
    Çin kâsesi olur, toprak, yosun, saz
    Hep birden tutuşur, nârin kemerler
    Alevden sütunlar, altın, mücevher,
    Ah bu çılgın yağma...Orman çatırdar
    Ve çıplak aynası ufkun tekrarlar
    Büyük masalını aydınlıkların.

    Elele bir oyun bugün ve yarın
    Bütün pınarlara koştum cevap yok
    Tekrar bana döndü her attığım ok
    Her çığlık önümde tutuştu, yandı
    Tahtayı kurt oydu, taş yosunlandı,
    Yabanî otlarla örtüldü duvar...
    İlhamlı çehresi hilkatin sular
    Kaç kere değişti önümde böyle,
    Birbiri ardınca gün ve mevsimle...
    Ve kaç kere bahar güldü derinde
    Güllerin kanıyan bekâretinde
    Taze gülüşüyle toprağın suyun...
    Tılsımlı kadehi her susuzluğun
    Ey şafaktan, sırdan, arzudan hayâl
    Yıldızların bize ördüğü masal
    Kaç kere yarattım tenhada seni
    Beyaz kollarını, sıcak buseni...
    Bakışın, gülüşün, neş'en ve hüznün
    Ay altında bir gül nağmesi yüzün...

    Evet çok bekledim, kaç kere hazan,
    Dinç atlar koşturdu boş ufuklardan
    Yeleler alevli, ağız köpüklü,
    Bulutlar bir kanlı hiddetle yüklü
    Geçtikçe batıya doğru önümden
    Zâlim ümitlerle ürperirdim ben,
    Duyardım her an uzlette bir yeni
    Âlemin yıkılıp devrildiğini
    Çılgın mahşerinde ses ve renklerin...
    Benden sor sırrını mesafelerin
    Benden sor ve benden dinle akşamı...
    Rabbim bu sonsuzluk ve onun tadı...

    Bir ses yavaşça der, bırak yalvarsın,
    Hayat bu kapıda...ne çıkar varsın,
    Nakışlar gülmesin beyaz taşında
    Ölüme benzeyen bu susuzluğun
    Çağlayan hayâller yeter başında...
    Bir fikir, bir şekil dalında olgun
    Bu ağır sallanan hazan meyvası,
    Gurbet, mendillerin çırpınan yası,
    Yüzler ki bir uzak müjdeye benzer,
    Her türlü ışığa kapanmış gözler,
    Her şey, hepsi, gülen, susan, kamaşan
    Rengiyle toplanır bende ve akşam
    Rüzgârla tarümar, mevsimle sarhoş
    Gelir ta kalbimde düğümlenir...

    Boş ve ümitsizdir akşamın hüznü
    Bu tenha çeşmede bir an yüzünü
    Seyredenler altın sazlar içinde
    Ruh muammasının ürperişinde
    Kaybolmuş sanırlar kendilerini...
    Bırak bu tesadüf bahçelerini...
    Hakikat çok uzak, karanlık, derin
    Bir dille konuşur, büyük köklerin
    Toprakla ezelden karışmış dili!
    Geceyle ölümdür asıl sevgili
    Bu ikiz aynada toplanır yollar
    Karanlık yaratır, ölüm tamamlar.
    Kaçalım seninle biz de geceye
    Ölümün kardeşi saf düşünceye...
    Yeter büyüsüne aldandığımız
    Güneşin...biraz da yalnızlığımız
    Kendi aynasında gülsün, gerinsin
    Güvercin topuklu sükût gezinsin.
     

Sayfayı Paylaş